Tekil Mesaj gösterimi
Alt 24 Temmuz 2013, 23:10   Mesaj No:8

Abdulmelik

Medineweb Site Yöneticisi
Abdulmelik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:Abdulmelik isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 1
Üyelik T.: 14 Haziran 2007
Arkadaşları:7
Cinsiyet:Erkek
Memleket:Bitlis
Yaş:46
Mesaj: 2.809
Konular: 334
Beğenildi:776
Beğendi:149
Takdirleri:2264
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: diyanet ilmihali özetleri 1.ve 2. cild

Yedinci Bölüm
Oruç


I. İLKELER ve AMAÇLAR
II. ORUCUN MAHİYETİ ve ÖNEMİ

Oruç, Peygamberimiz’in hicretinden bir buçuk sene sonra şâban ayının 10. günü farz kılınmıştır.

Orucun farz kılındığını bildiren âyet:(el-Bakara 2/183-184).

Oruç Farsça'daki rûze kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Arapça'sı savm ve sıyâmdır. Savm kelimesi Arapça'da "bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek" anlamında kullanılır.

Fıkıh terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, bir amaç uğruna ve bilinçli olarak, yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir.

İmsak, Arapça'da, "kendini tutmak, engellemek" anlamına gelir. Orucun temel unsuru da (rükün) bu anlamdır. İmsak vakti tabiri, dilimizde, oruç yasaklarından (yeme içme ve cinsel ilişki) uzak durma vaktinin başlangıcı anlamında kullanılır. İmsak vakti, tan yerinin ağarması (fecr-i sâdık) tır.


III. ORUCUN ÇEŞİTLERİ
1-Farz
2-Vâcip
3-Nafile

Hanefîler'e göre :Diğer ibadetler gibi oruç da farz, vâcip ve nâfile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefîler'in, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vâcip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir.

Diğer mezheplerde : "vâcib" terimi “ farz” ile aynı anlamdadır.

Nâfile ise farz ve vâcip dışında kalan dinî ödevlerin genel adıdır.

A) FARZ ORUÇ
Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeret siz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kazâ edilmesi de aynı şekilde farzdır.

İki türlü farz oruç vardır, bunlar (muayyen farz ve gayr-i muayyen farz) oruçlardır.

1- Muayyen farz:
Ramazan orucu.

2- Gayr-i muayyen farz:
ü Kefâret :Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken oruç.
ü Zıhâr : Yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürmesi sebebiyle tutulması gereken oruç.
ü Halk : Hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olması sebebiyle tutulması gereken oruç.

**Kazaya kalan oruç**
Ø Hanefilere göre: Mubah günlerde tutabilir.
Ø İmam Şâfiîye göre: Kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.

Muayyen: Önceden belirlenmiş.

B) VÂCİP ORUÇ
Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vâciptir. Orucun tutulacağı gün belirlenmişse, falan ayın falan günü demişse, muayyen bir vâcip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir.

Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vâcip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir.

Ø Hanefîler'e göre :Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi vâciptir.
Ø Mâlikîlere göre :Kazânın farz olduğunu söylemişlerdir.

C) NÂFİLE ORUÇ
Nâfile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur.
Nâfile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir.



v Oruç Tutmanın Mendup Olduğu Günler
1. Şevval Orucu. Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kazâ veya adak oruçlarının
bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir.

2. Aşure Orucu. Muharrem ayının onuncu gününe "âşûrâ" denilir. Fakat sadece o günde oruç tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir.

3. Her Ay Üç Gün Oruç. Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre bugünlere "eyyam-ı bîd" denir. Peygamberimiz’in özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay
üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayet edilmiştir.

4. Pazartesi-Perşembe Orucu. Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir nâfiledir. Peygamberimiz’in pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de "İnsanların amelleri Allah Teâlâ'ya pazartesi ve perşembe günleri arzolunur; ben amelimin arzı
sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum" (Ebû Dâvûd, “Savm”, 60; İbn Mâce, “Sıyâm”, 42) dediği rivayet edilmektedir.

5. Zilhicce Orucu. Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Fakat Hacda olanların 9. günü (arefe günü) sıkıntıya ve halsizliğe sebep olacağı gerekçesiyle oruç tutması mekruh görülmüştür.

6. Haram Aylarda Oruç. Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır.

7. Şâban Orucu. Şâban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır.

Ø Şâfiî mezhebine göre :Haram sayılmıştır.

8. Dâvûd Orucu: Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından "savm-ı Dâvûd" olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade edilmiştir.

D) ORUÇ TUTMANIN YASAK OLDUĞU GÜNLER

**Bayram günleri,**
*Ramazan bayramının sadece birinci gününde ve kurban bayramının dört gününde oruç tutmak haramdır (bir görüşe göre tahrîmen mekruh).

*Ramazan bayramı, bir ay boyunca Allah için tutulan orucun arkasından verilen bir "genel iftar ziyafeti" hükmündedir ve bu anlamından ötürü ona "fıtır bayramı (iftar bayramı)" denilmiştir.

*Allah için kurbanların kesildiği kurban bayramı günleri de ziyafet günleridir.

**Diğer günler**
*Sadece aşure gününde oruç tutmak yahudilere benzemek ve onları taklit etmek anlamını içerdiği için mekruh sayılmıştır.

*Sadece cuma gününde veya sadece cumartesi gününde oruç tutmak, nevruz ve mihrican günlerinde
oruç tutmak tenzîhen mekruhtur. Aynı zamanda bugünün müslümanların haftalık bayram günü kabul edilmesidir.

*Şek günü (şüphe günü)oruç tutmak mekruhtur. Havanın bulutlu olması gibi sebepler yüzünden şâban ayının yirmi dokuzundan sonraki günün şâban ayına mı yoksa ramazan ayına mı ait olduğu konusunda şüphe meydana gelirse, bugüne “şek günü” denilir. Bugünün ramazan ayına ait olup olmadığında kuşku bulunduğu anlamına gelir. Bugün herhangi bir oruç tutmak mekruhtur.

*İki veya daha fazla günü, arada iftar etmeksizin birbirine ekleyerek oruç tutmak mekruhtur. Buna visâl orucu (savm-i visâl) denir.

*Hacılar, oruç tuttukları takdirde güçsüz ve yorgun düşme ihtimalleri bulunduğu takdirde, zilhiccenin 8 ve 9. günleri olan "terviye" ve "arefe" günlerinde oruç tutmamalıdır. Çünkü hac ibadetini yaparken daha zinde ve canlı olmaları, öncesinde nâfile oruç tutmuş olmalarından hayırlıdır.

Zilhiccenin 8. Günü Terviye günü.
Zilhiccenin 9. Günü Arefe günü.
Zilhiccenin 10. Günü kurban bayramının birinci günü.

IV. ORUCUN RÜKÜN ve ŞARTLARI
İbadetlerde rükün, o ibadetin meydana gelmiş sayılabilmesi için bulunması zorunlu olan ana unsurlar demektir.

Orucun rüknü: Kendini tutmak, engellemek oruç süresince yeme içme ve cinsî ilişkiden uzak durma anlamına gelen "imsak"tir.
Hanefiler dışında diğer mezheplerde (Niyet)’te rükün sayılmıştır.

İbadetin vücûb sebebi, o ibadetin mükellef tarafından bizzat yerine getirilmesi yükümlülüğünün başladığını gösteren maddî göstergelerdir (alâmet). Meselâ vaktin girmesi namaz yükümlülüğünün, zenginlik zekât yükümlülüğünün sebebi sayılmıştır. Orucun vücûb sebebi ise vakittir, yani ramazan ayının girmesidir. Buna göre, yükümlülük şartlarını taşıyan kimsenin ramazan ayına ulaşması oruç emrinin fiilen ona yönelmesi anlamına gelir. Vücûb sebebi tabiriyle kastedilen budur.

Namaz ibadetinde vakit, namazın hem vücûb sebebi hem de sıhhat şartı olduğundan onun sebep yönü üzerinde ayrıca durulmamıştır. Ramazan ayı ise, orucun sadece vücûb sebebi olduğundan ayrıca üzerinde durulmasına ihtiyaç vardır.

Not:
Vücup şartı (Yükümlülük şartı):Kişinin ibadetleri yerine getirebilmesi için bazı şartlara sahip olması (Müslüman olmak, Blûğ çağına gelmiş olmak, Akıllı olmak) gibi.

Vücûb sebebi (Yükümlülük sebebi): Yapılacak olan ibadetlerin vaktinin girmiş olması.

a) Yükümlülük Şartları
1- Müslüman olmak
2- Blûğ çağına gelmiş olmak
3- Akıllı olmak

b) Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Mazeretler
1. Sefer: Yolcu sayılan kimsenin, eğer gerçekten bir sıkıntı yoksa ve zarar da görmeyecekse oruç tutması daha faziletli görülmüştür . Geceden niyetlendiği orucu tutarken, gündüzün yola çıkmak durumunda kalan kimse bu orucunu tamamlasa daha iyi olur; fakat bozması durumunda kefâret gerekmez.
2. Hastalık: Hastalığı geçici ise tutmaz, iyileşince kaza eder. Kalıcı ise fidye öder.
3. Gebelik ve Çocuk Emzirmek: Çocuğuna zarar gelmesinden korkarsa tutmayabilir, daha sonra kaza eder.
4. Yaşlılık: Dinimiz oruç tutmaktan âciz olan yaşlı kimselerin oruç tutmasını istememiş, bunun yerine, tutamadıkları her gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermelerini öngörmüştür.
5. İleri Derecede Açlık ve Susuzluk: Oruç tutmak kişinin beden ve ruh sağlığına zarar veriyorsa orucunu bozması câiz olur. Hatta ölüm tehlikesi açıksa oruç tutması haram olur.
6. Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak: Ağır bir işte çalışmak durumunda kalan ise bu durumda oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar erişeceğinden endişe ediyorsa oruç tutmayabilir. Bunlar imkan bulurlarsa kaza ederler, değilse oruç yerine fidye verirler.

a) Niyet
Diğer ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de niyet şarttır.
Ø Şâfiîler ve Mâlikîler :Niyeti rükün saymışlardır. Her ikisine göre de, niyet edilmediği takdirde sabahtan akşama kadar aç durmak oruç yerine geçmez.

aa) Niyetin Vakti.
Her türlü oruç için mümkün oldukça, sabah vakti girmeden önce veya geceden niyet etmek en faziletli olanıdır.
Ø Hanefîler'e göre :Ramazan orucu, nâfile oruçlar ve vakti belirtilmiş adak (nezr-i muayyen) oruçlarının niyet etme vakti gün batımından başlayıp ertesi günün kuşluk vaktine hatta öğle namazı vaktinin girmesinden az önceki vakte kadar devam eder. Öğle vakti girdikten sonra artık hiçbir oruca niyet edilemez.
Ø Şâfiîler'e göre :Ramazan orucu, kazâ orucu ve adak orucuna geceden niyetlenmek şarttır. Fakat nâfile oruca zevalden önceye kadar niyetlenmek câizdir.
Ø Mâlikîler'e göre :Niyetin geçerli olması için güneşin batmasından itibaren gecenin son kısmına kadar veya fecrin doğması ile birlikte yapılması gerekir.

bb) Niyetin Şekli
Meselâ; "yarın oruç tutmaya" veya "yarınki günün orucunu tutmaya" niyet edilse, ertesi gün ramazan ise, bu niyet ramazan orucuna niyet yerine geçer.

ü Fakihlerin çoğunluğuna göre ramazanın her günü için ayrı ayrı niyet edilmesi şarttır. Çünkü her bir günün orucu kendi başına bir ibadet olup, öteki günlerde tutulan veya tutulacak olan oruçla ilişkisi yoktur; dolayısıyla bir günün orucu bozulduğu zaman sadece o günün orucu bozulmuş olur, öteki günlerin orucu bundan etkilenmez.

Ø Mâlikîler'e göre :Ara vermeksizin peş peşe tutulması gereken oruçlarda en başta yapılacak tek niyet yeterlidir. Zıhâr, katl kefâreti ve ramazan orucunun kefâretinde olduğu gibi ramazan orucunda da tek niyet yeterlidir. Ancak bu oruçlara yolculuk, hastalık, hayız ve nifas gibi zorunlu sebeplerle ara verilecek olursa, engel kalktıktan sonra yeniden niyet gereklidir. Tek bir niyetin yeterli olduğu oruçlarda her gece niyetlenmek ise menduptur.

cc) Niyetle İlgili Bazı Ayrıntılar.
1-Hem kefârete hem de nâfileye niyet edilerek tutulan oruç, kefâret orucu yerine geçer; fakat
hem kazâya hem de yemin kefâretine niyet edilerek tutulan oruç, her ikisi de vâciplik açısından eşdeğer olduğu için, hiçbirinin yerine geçmez, nâfile olur.

2- Zimmette sübût bulmuş oruçlara ise en geç imsak vaktine kadar niyet edilmiş olması ve orucun belirlenmesi gerekir. Orucun zimmette sübût bulması, oruç borcunun kaçınılmaz bir şekilde kesinleşmiş, sabit hale gelmiş olması demektir. Meselâ başlanmış fakat bir sebeple tamamlanamamış nâfile orucun kazâsı zimmette sabit olmuş, borçluğu kesinleşmiştir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İbadetin vücûb sebebi: Alâmet’tir.
Alâmet: İbadetin mükellef tarafından bizzat yerine getirilmesi yükümlülüğünün başladığını gösteren maddî göstergelerdir.
Rü'yet-i hilâl: Literatürde( hilâlin görülmesi) meselesi olarak adlandırılır.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
B) ORUCU BOZAN ŞEYLER
Bilerek Yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmak orucu bozan şeylerdir.

a) Kazâ ve Kefâreti Gerektiren Durumlar
Bilerek ve isteyerek kaçınılması gereken üç şey (yeme, içme, cinsel birleşme) dışında bir sebeple orucun bozulması durumunda kefâret gerekmeyip sadece kazâ gerekir.

b) Sadece Kazâyı Gerektiren Durumlar
Hanefî fakihleri, beslenme amacı ve anlamı taşımayan ve esasen yenilip içilmesi mûtat (normal, alışılmış) olmadığı gibi insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi durumunda da orucun bozulacağını, fakat bunun kefâreti gerektirmeyeceğini söylemişlerdir. Çiğ pirinç, çiğ hamur, un, ham meyve yemek veya fındık, badem ve cevizi kabuğuyla yutmak böyledir. Bunlar yiyecek maddesi olmakla birlikte, bunların bu şekilde yenilmesi normal değildir ve hem de bunlar bu halleriyle insanın iştah duyacağı ve yemek isteyeceği şeyler değildir. Fakihler, şehvetin normal cinsel birleşme dışında tatmin edilmesinin de aynı kapsamda değerlendirileceğini belirtmişlerdir.

*Fakihler ağza giren yağmur, kar veya doluyu isteyerek yutmayı, su içme kapsamında değerlendirerek orucu bozacağını; fakat, kişinin kastı olmaksızın boğaza inen yağmur, kar ve dolunun orucu bozmayacağını söylemişlerdir.

*Kusma, kasten yapılmadığı durumlarda orucu bozmaz. Kasten yapıldığında ise, sadece ağız dolusu olması halinde bozar.

*Bayılma ve delirmenin orucu bozan şeylerden sayılması, esasen oruç yasaklarının ihlâli ile ilgili olmayıp, bütün mükellefiyetlerde ön şart olan bilinçlilik halinin geçici veya sürekli olarak yitirilmesi ile ilgilidir. Bu halin kapladığı günlerin kazâ edilmesinin istenmeyişi de aynı sebebe bağlıdır.

*Unutarak bir şey yemek ve içmekle oruç bozulmaz. Fakat yanlışlıkla (hata) yiyip içmek bundan farklı olup
Ø Hanefîler'e göre :Orucu bozar. Meselâ; bir kimse oruçlu olduğunun farkında olduğu halde kasıtsız olarak yanlışlıkla bir şey yese veya içse, diyelim ki abdest alırken ağzına aldığı sudan yutsa veya denizde yüzerken su yutsa orucu bozulur ve kazâ lâzım gelir.
Ø Şâfiîlere göre :Orucu bozma kastı bulunmadığı için yanlışlıkla bir şey yiyip içmenin orucu bozmayacağını söylemişlerdir.
Ø Mâlikîlere göre :Orucun anlamının (imsak) ortadan kalkmış olduğu gerekçesiyle, ister unutma isterse yanlışlık sonucu olsun, bir şey yiyip içmekle orucun bozulacağını söylemişlerdir.

*Sabah vaktinin girip girmediği konusunda şüphesi bulunan kimse yiyip içmeye devam ederken o esnada ikinci fecrin doğmuş olduğu ortaya çıksa oruç bozulur ve kazâ etmesi gerekir, kefâret gerekmez. Aynı şekilde güneşin battığını zannederek iftar ederken güneşin henüz batmadığı anlaşılsa yine kazâ gerekir. Hanefî mezhebinde ağırlıklı görüş böyledir. Ancak, bu durumda kefaretin gerekeceğini söyleyenler de vardır. Zira kişi, her iki durumda da zannı ile hareket etmiş ve yanıldığı ortaya çıkmış ise de zanların kuvvet derecesi aynı değildir. Birinci durumdaki zan güçlüdür; çünkü aslolan gecenin devam ediyor olmasıdır. İkinci durumdaki zan ise, bunun tersine zayıftır; çünkü aslolan gündüzün devam ediyor olmasıdır. Bu bakımdan güneşin batıp batmadığından şüphe eden kimse hemen iftar etmemeli, durumun netleşmesini beklemelidir.

*İmsak ve iftar vakitlerini gösteren bir takvim ve saatin bulunmadığı durumlarda kişi, kendi bilgi ve tecrübesiyle ictihad ederek ona göre davranır.

*Unutarak yiyip içtikten sonra orucunun bozulmuş olduğu zannıyla veya gece niyetlenemeyip gündüz niyetlendikten sonra, gündüz yapılan bu niyetin niyet sayılmayacağı zannıyla günün geri kalan kısmında bilerek bir şey yiyip içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozar.

*Orucu bozacak fakat kefâreti de gerektirmeyecek bir davranıştan sonra, kişinin yiyip içmeye başlaması halinde, kural olarak kefâretin gerekmeyeceği belirtilmişse de, burada aslolan kişinin oruç tutma veya bozma konusundaki gerçek niyetidir. Amellerin niyetlere göre olduğu şeklindeki genel dinî ilkenin anlamı da budur.

*Bir şey yiyor veya içiyorken imsak vaktinin girdiğini anlayan kimse derhal yemeyi ve içmeyi bırakmalıdır. Bile bile yemeye veya içmeye devam etmesi halinde Hanefî imamlara göre bu kişiye kefâret gerekir.

c) İlâç Kullanmanın ve İğne Yaptırmanın Hükmü
Kulak damlası ve Göz damlası orucu bozmaz.
Burun damlası orucu bozar.
Her türlü İğne yaptırmak orucu bozar.

a) Ebû Hanîfe'nin “derin yara üzerine sürülen ve karın veya beyne ulaşan ilâcın/merhemin orucu bozacağı” yönündeki görüşünü alanlar, iğneyle vücuda bir şey zerkedilmesi durumunda orucun bozulacağını ileri sürmüşlerdir. Bu görüşte hareket noktası, tabii yollar dışından da olsa vücuda bir şeyin girmiş olmasının orucu bozacağı fikridir. İğne veya damar yoluyla alınan ilâç, serum veya aşı vücudun içine akıtılmış olmakta ve bütün vücuda yayılmaktadır. Beslenme sayılıp sayılmayacağı tartışılsa bile, bunların vücudu güçlendirdiği ortadadır. Bu şekilde alınan ilâç, gerek ağızdan alınsın gerekse iğneyle zerkedilmiş olsun, hiçbir şekilde kefâret gerektirmese de orucu bozar ve kazâyı gerektirir. İlâç almak veya iğne yaptırmak durumunda olan kimselerin ya o gün oruç tutmamaları ya da ilâç almayı ve iğne yaptırmayı sahur ve iftar vakitlerine almaları gerekir.

b) Buna mukabil Ebû Yûsuf ve Muhammed'in “derin yara üzerine sürülen merhemin orucu bozmayacağı” yönündeki görüşünü esas alanlar ise iğneyle vücuda bir ilâcın zerkedilmesi durumunda orucun bozulmayacağını söylemişlerdir. Ebû Yûsuf ve Muhammed, oruca "normal yollardan vücuda bir şey almaktan kaçınmak" şeklinde bir anlam yükledikleri için yaraya sürülen merhemin, karna veya beyne ulaşmış olmasının bir önemi olmayacağını, dolayısıyla bu durumda orucun bozulmayacağını söylemişlerdir.

Hangi görüş alınırsa alınsın, burada inisiyatif, tercih, karar ve tabii ki sorumluluk mükellefe ait olacaktır. Söz konusu olan şey bir ibadettir ve Allah rızâsı için yapılmaktadır. Bu bakımdan, oruç tutan bu şuurdaki insanların gerekmediği halde, hiç açlık, susuzluk ve sıkıntı hissetmeden oruç tutmak için bu yola tevessül edeceklerini düşünmek son derece anlamsızdır.

Çünkü aklı olan herkes gayet iyi bilir ki içeriği boşaltılmış ve anlamı yozlaştırılmış ve göstermelik hale getirilmiş bir ibadetin hiçbir faydası olmadığı gibi, böyle yapan kişi sonuçta sadece kendi kendisini kandırmış olacaktır.

Esasen dinimiz hasta olan veya tedavi sürecinde olan kişilerin oruç tutmamasına ruhsat vermektedir. Bu bakımdan ilâç kullanmak veya iğne yaptırmak durumunda olan kimseler, hem iyi bir tedavi görüp sağlığına kavuşmak, hem de ibadetlerini ileride huzûr-ı kalp ile ve içe sinerek yapabilmek gayesiyle tedavileri tamamlanıncaya kadar oruç tutmayabilirler. Bu tamamıyla kendilerinin karar vereceği bir konudur.

VI. ORUCUN KAZÂSI
A) RAMAZAN ORUCUNUN KAZÂSI
Ramazandan bir gün veya daha fazla oruç tutmayan kimselerin, bunları kazâ etmeleri gerektiğinde görüş birliği vardır. Tutmama hastalık, yolculuk, hayız, nifas ve benzeri özürler sebebiyle, yahut kasten veya yanılarak niyeti terketmek suretiyle olabilir. Her ne sebeple olursa olsun gününde tutulamamış ramazan orucunun kazâ edilmesi gereklidir.

Kefâret, Adak veya başlanıp bozulmuş Nâfile oruçların kazâsı
Ø Hanefîler: Mutlaka kazâ edilmesi gereklidir.
Ø Şâfiîler: Başlanıp tamamlanmamış Nâfile oruç meselesinde, hiçbir şekilde kazâyı gerekli görmezler.
Ø Mâlikîler: Sadece kasten bozma durumunda kazâyı gerekli görmüşlerdir.

Ø Hanefîler: Ramazan orucunun kazâsı yasak günler dışında her zaman yapılabilir.
Ø Şâfiîler: Ramazanda kazâya kalmış orucun, gelecek ramazana kadar kazâ edilmesi gerekir. Bir ramazanın kazâ borcu yerine getirilmeden, öteki ramazan gelecek olursa, kazâ borcuna ilâveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar.



C) FİDYE
Her geçen gün bünyesi zayıflayan hasta ve yaşlılar, tutamadıkları her bir oruç için bir yoksulu doyurabilecekleri gibi, bir fakir doyumluğu fidyeyi ramazanın başında veya sonunda, nakit para veya mal olarak da verebilirler. Bu fidyeyi sağlıklarında ödeyemezlerse, fidyenin ödenmesini vasiyet etmeleri gerekir. Böyle bir vasiyetin mevcudiyeti ve terekenin üçte birinin de yeterli olması halinde mirasçıların bu fidyeyi ödemeleri dinî bir vecîbedir. Vasiyeti yoksa veya terekenin üçte biri fidyeyi karşılamaya yeterli değilse, mirasçıların teberru kabilinden bunu ödemeleri tavsiye edilmiştir.

Fidye yoluyla telâfi biçimi, devamlı hastalık ve yaşlılık sebebiyle oruç tutamayanlara mahsus olup bu iki durumun dışındaki mazeretler, fidye ödenmesini câiz kılmaz.

Oruç fidyesinin tutarı, fıtır sadakası tutarına denktir.

D) ISKAT-ı SAVM
Iskat-ı savm, birinin sağlığında iken yerine getirmediği oruç borcunun fidye yoluyla telâfi edilmesi, düşürülmesi anlamına gelmektedir.

__________________________________________________ ______________________
Şeyh-i fânî: Düşkün ihtiyar
Mûtat: Normal, alışılmış olmayan
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


DÖRT MEZHEBE GÖRE ORUÇ

ORUÇLA İLGİLİ HÜKÜMLER

**Kazaya kalan oruç**
Hanefilere göre: Mubah günlerde tutabilir.

İmam Şâfiîye göre: Kazâya kalan orucun aynı yıl içerisinde kazâ edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazâya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.

Vâcip Oruç
Hanefîler'e göre :Başlanmış nâfile bir orucun bozulması durumunda bunun kazâ edilmesi vâciptir.

Mâlikîlere göre :Kazânın farz olduğunu söylemişlerdir.

Şâban Orucu.
Hanefîler'e göre : Şâban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır.

Şâfiî mezhebine göre :Haram sayılmıştır.

Niyet
Hanefîler :Diğer ibadetlerde olduğu gibi oruç ibadetinde de niyet şarttır.

Şâfiîler ve Mâlikîler :Niyeti rükün saymışlardır. Her ikisine göre de, niyet edilmediği takdirde sabahtan akşama kadar aç durmak oruç yerine geçmez.



Niyetin Vakti.
Hanefîler'e göre :Ramazan orucu, nâfile oruçlar ve vakti belirtilmiş adak (nezr-i muayyen) oruçlarının niyet etme vakti gün batımından başlayıp ertesi günün kuşluk vaktine hatta öğle namazı vaktinin girmesinden az önceki vakte kadar devam eder. Öğle vakti girdikten sonra artık hiçbir oruca niyet edilemez.

Şâfiîler'e göre :Ramazan orucu, kazâ orucu ve adak orucuna geceden niyetlenmek şarttır. Fakat nâfile oruca zevalden önceye kadar niyetlenmek câizdir.

Mâlikîler'e göre :Niyetin geçerli olması için güneşin batmasından itibaren gecenin son kısmına kadar veya fecrin doğması ile birlikte yapılması gerekir.

Niyetin Şekli
Fakihlerin çoğunluğuna göre ramazanın her günü için ayrı ayrı niyet edilmesi şarttır.

Mâlikîler'e göre :Ara vermeksizin peş peşe tutulması gereken oruçlarda en başta yapılacak tek niyet yeterlidir. Zıhâr, katl kefâreti ve ramazan orucunun kefâretinde olduğu gibi ramazan orucunda da tek niyet yeterlidir.

Kazâ ve Kefâreti Gerektiren Durumlar
Bilerek ve isteyerek kaçınılması gereken üç şey (yeme, içme, cinsel birleşme) dışında bir sebeple orucun bozulması durumunda kefâret gerekmeyip sadece kazâ gerekir.

Unutarak bir şey yemek ve içmekle oruç bozulmaz. Fakat yanlışlıkla (hata) yiyip içmek bundan farklı olup
Hanefîler'e göre :Orucu bozar. Meselâ; bir kimse oruçlu olduğunun farkında olduğu halde kasıtsız olarak yanlışlıkla bir şey yese veya içse, diyelim ki abdest alırken ağzına aldığı sudan yutsa veya denizde yüzerken su yutsa orucu bozulur ve kazâ lâzım gelir.

Şâfiîlere göre :Orucu bozma kastı bulunmadığı için yanlışlıkla bir şey yiyip içmenin orucu bozmayacağını söylemişlerdir.

Mâlikîlere göre :Orucun anlamının (imsak) ortadan kalkmış olduğu gerekçesiyle, ister unutma isterse yanlışlık sonucu olsun, bir şey yiyip içmekle orucun bozulacağını söylemişlerdir.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
RAMAZAN ORUCUNUN KAZÂSI
Hanefîler: Ramazan orucunun kazâsı yasak günler dışında her zaman yapılabilir.

Şâfiîler: Ramazanda kazâya kalmış orucun, gelecek ramazana kadar kazâ edilmesi gerekir. Bir ramazanın kazâ borcu yerine getirilmeden, öteki ramazan gelecek olursa, kazâ borcuna ilâveten bir de fidye ödeme yükümlülüğü ortaya çıkar.

Kefâret, Adak veya başlanıp bozulmuş Nâfile oruçların kazâsı
Hanefîler: Mutlaka kazâ edilmesi gereklidir.

Şâfiîler: Başlanıp tamamlanmamış Nâfile oruç meselesinde, hiçbir şekilde kazâyı gerekli görmezler.

Mâlikîler: Sadece kasten bozma durumunda kazâyı gerekli görmüşlerdir.





Oruç Terimleri(sözlük)
Muayyen farz: Ramazan orucu. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilir.

Gayr-i muayyen farz: Diğer oruçlar. (aşağıda geçen oruçlar gibi) mubah olduğu her zaman tutulabilir.Yani tutacağı orucun adını ve zamanını kişi kendi belirler.
Kefâret : Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken oruç.
Zıhâr : Yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürmesi sebebiyle tutulması gereken oruç.
Halk : Hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olması sebebiyle tutulması gereken oruç.
Muayyen: Önceden belirlenmiş
Şevval Orucu : Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır.
Aşure Orucu : Muharrem ayının onuncu gününe "âşûrâ" denilir. Fakat sadece o günde oruç tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir.
Her Ay Üç Gün Oruç : Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre bugünlere "eyyam-ı bîd" denir. Peygamberimiz’in özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayet edilmiştir.
Pazartesi-Perşembe Orucu : Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir nâfiledir. Peygamberimiz’in pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de "İnsanların amelleri Allah Teâlâ'ya pazartesi ve perşembe günleri arzolunur; ben amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum" (Ebû Dâvûd, “Savm”, 60; İbn Mâce, “Sıyâm”, 42) dediği rivayet edilmektedir.
Zilhicce Orucu : Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Fakat Hacda olanların 9. günü (arefe günü) sıkıntıya ve halsizliğe sebep olacağı gerekçesiyle oruç tutması mekruh görülmüştür.
Haram Aylarda Oruç : Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve receb aylarında, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır.
Şâban Orucu : Şâban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır.
Dâvûd Orucu : Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından "savm-ı Dâvûd" olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade edilmiştir.
Şek günü : Havanın bulutlu olması gibi sebepler yüzünden şâban ayının yirmi dokuzundan sonraki günün şâban ayına mı yoksa ramazan ayına mı ait olduğu konusunda şüphe meydana gelirse, bugüne “şek günü” denilir. Bugünün ramazan ayına ait olup olmadığında kuşku bulunduğu anlamına gelir. Bugün herhangi bir oruç tutmak mekruhtur.
Savm-i visâl : İki veya daha fazla günü, arada iftar etmeksizin birbirine ekleyerek oruç tutmak . Bu şekilde oruç tutmak mekruhtur.
Orucun zimmette sübût bulması : Oruç borcunun kaçınılmaz bir şekilde kesinleşmiş, sabit hale gelmiş olması demektir. Meselâ başlanmış fakat bir sebeple tamamlanamamış nâfile orucun kazâsı zimmette sabit olmuş, borçluğu kesinleşmiştir.
Şeyh-i fânî : Düşkün ihtiyar
Mûtat : Normal, alışılmış olmayan





__________________

Büyükler fikirleri,Ortalar olayları,Küçükler kişileri tartışır.
Alıntı ile Cevapla