Konu Başlıkları: Felsefe 3-4-5. ünite özetleri
Tekil Mesaj gösterimi
Alt 20 Ekim 2013, 11:43   Mesaj No:3

Abdulmelik

Medineweb Site Yöneticisi
Abdulmelik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:Abdulmelik isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 1
Üyelik T.: 14 Haziran 2007
Arkadaşları:7
Cinsiyet:Erkek
Memleket:Bitlis
Yaş:46
Mesaj: 2.808
Konular: 334
Beğenildi:760
Beğendi:149
Takdirleri:1989
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap:FELSEFE 5.ÜNİTE

5.ÜNİTE



TARİH FELSEFESİ




Tarih felsefesi, bugün felsefî disiplinlerin en önemlilerinden birisidir. “Tarih Felsefesi” adını ilk kullanan Hegel’dir; fakat Hegel’den önce de, tarih felsefesi yapanlar vardır; bunların ilki ünlü müslüman düşünür İbn Haldûn’dur; ona bu disiplinin kurucusu olarak bakılmaktadır.

Tarih felsefesinin çeşitli tanımları verilmiştir. Genel olarak, tarih felsefesi tarih kavramının hem zaman bakımından hem de zamanda olan tarihî olay dediğimiz olgunun tabiatını inceleyen, olaylar arasındaki nedensellik zincirini sebepleri ve sonuçlarıyla ortaya koyan, tarihsel olanın ne veya kim olduğunu belirleyen ve tarihçilerin ve filozofların tarih anlayışlarının felsefî yorumunu yapan bir disiplindir. Tarih, daha önceleri Aristo ve benzer filozofların ilim anlayışı gereği bir ilim sayılmıyordu; tarihe kronolojik olarak yapılmış olayların rivâyeti olarak bakılıyordu. Tarihî olaylara aynısıyla tekrarlanmayan ve konusu sürekli değişken olgular olarak bakılıyordu; Aristo ve filozoflar ilimde değişmezlik ilkesini arıyorlardı. Bîrûnî ve İbn Miskeveyh gibi Müslüman bilginler tarihte, olgusal olarak değişen şeyler yanında değişmeyen ilkelerin de olduğu yönündeki tespitleriyle tarihi bir ilim olarak kurmada ilk adımı atan kimselerdir. Daha sonra İbn Haldûn “el-Mukaddime” adlı eserinde tarihteki değişkenlik ve değişmezlik ilkelerini tam bir tespitle tarihe ilim olma hüviyetini kazandırmıştır. Tarihi bir kültür ve beşerî ilimler denen sosyoloji, iktisat gibi ilimlerin temeli olarak ilk defa vaz etmiştir. İbn Haldûn’dan sonra, onun etkisiyle hem Doğu’da hem de Batı’da tarihe önemli bir ilim olarak bakılmaya başlanmıştır.

Tarih felsefesinin en önemli meselesi, tarihi yapanın, kim veya ne olduğunun tespiti meselesidir. İnsanlık tarihine bakıldığında tarihin fâili konusunda farklı tarih anlayışları olmuştur. Bunları şöyle özetleyebiliriz.

Tarih veya zaman merkezli tarih anlayışı: Tarihi ve zamanı ilâhlaştırma ve şahıslaştıran, bütün tarih olaylarının kaynağı olarak ezelî bir zamanı gören tarih anlayışıdır. Bu anlayış belki de tarih anlayışlarının en eskilerinden birisidir. Hindlilerin, bazı Romalı ve Yunan tarihçilerinin, döngüsel tarih anlayışı ile İslâm dünyasında “Dehrîler” olarak anılan İslâm öncesi Orta Doğu’da varlığı bilinen kimselerin tarih anlayışları, tarih merkezli anlayışın örnekleridir. Dolayısıyla tarihi tarih yapan, belirli devirlerle aynen tekrar eden tarihin kendisidir. Bu tarih anlayışı zaman merkezli bir kaderciliktir.

Çağımızda ünlü Alman filozofu Nietzsche gibi kimseler “Ezelî Döngü” düşüncesiyle bu anlayışa katılmışlardır. Nihayi olarak, tarihin tarihten başka bir amacının olmadığını anlatan bu anlayış başta Nietzsche olmak üzere böyle düşünenleri Nihilizme (Hiççiliğe) götürmüştür.

Tanrı merkezli tarih anlayışı: Bu hıristiyan dogması teslisin (üçleme) bir tarih anlayışı olarak, Aziz Augustine’den Hegel’e batılı birçok düşünürün tarih anlayışıdır. Tarihin fâili Tanrı’dır; insan onun gerçek fâili değildir. Zira teslisin üçüncü tanrısı, Kutsal Ruh sürekli olarak insanlarda tecelli eder ve insanları yapmaya, etmeye ve düşünmeye sevk eder. Dolayısıyla tarih, Tanrı’nın sürekli olarak tecellisidir. Teslisin ikinci tanrısı, Oğul Tanrı İsâ, Tanrı’nın bu anlamda çok özel bir tecellisi ve zamanlaşmasıdır. İsâ’nın zuhuru ile tarih keyfiyet olarak ilerlese de, kemiyet olarak sona doğru hareket etmektedir. Ancak tarihte asıl rolü Tanrı oynuyorsa da Deccâl veya Şeytan gibi insanları kötü fiillere sevk eden ikincil bir fâil vardır; o gerçek fâil olmamakla birlikte insanın aldanmışlığı ve ilk günahı yüzünden ona uymakla insan kötü tarih de yapmaktadır. Fakat tarihin sonunda iyi tarih, kötü tarihi yok ederek tarihin sonu gelecektir. İnsan merkezli tarih anlayışı: Aydınlanma devrinden beri ortaya çıkan üçüncü bir tarih anlayışı insan merkezli tarih anlayışıdır. Tarihin gerçek kaynağını ve fâilini insan olarak gören bu anlayış içerisinde teferruatta birbirinden farklı tarih anlayışları vardır. Bunların en önemlileri, A. Comte’un pozitivist tarih anlayışı, K. Marx’ın tarihî materyalizmi, Dilthey’in tarihçi tarih anlayışı, Toynbee ve Gustave Le Bon’un realist (olgusalcı) tarih anlayışıdır. Hakikat merkezli tarih anlayışı: İlâhî vahyin öğretisini ve insan aklının ortaya çıkardığı doğru bilgiyi merkeze alarak geliştirilen tarih anlayışıdır. Bu anlayış, Bîrûnî’den İbn Haldûn’a genelde müslüman filozoflar ve tarihçilerin anlayışını temsil eder. Burada hakikat öğretisi esastır; tarihin kaynağı öğretidir; fâili ise, insandır. Tanrı tarihe gönderdiği din ve peygamber ile müdahale etmekle birlikte, doğrudan olayların fâili değildir. Müslümanların tarih anlayışlarının oluşumunda hiç şüphesiz bizzat Kur’an’da geçmiş milletlere ait anlatılan “Kıssalar”ın payı büyüktür.

Tarih felsefesinin başka önemli bir meselesi de, tarihî olayların tabiatının ne ve nasıl olduğuyla ilgili olaylar arasındaki ilişkiler ve ilişkilerin niteliği meselesidir.

Doğa olayları gibi tarihî olaylarda da sebep-sonuç ilişkisini zorunlu gören tarih anlayışları deterministtir. Tarihin kaynağını ve fâilini farklı olarak da görseler, İbn Haldûn’dan, Toynbee, Marx ve Gustave Le Bon’a kadar birçok düşünür nedensellik ilkesi açısından determinist anlayışına sahiptirler.

Tarihin kaynağını, fâilini ve amacını sadece Tanrı kabul eden, Augustine’den Hegel’e birçok hıristiyan düşünürlerin tarih anlayışları yazgıcı tarih anlayışıdır. Yazgıcı tarih anlayışında da bir çeşit determinizm vardır; fakat bu determinizm, nedensellik ilkesinden değil, Tanrı’nın iradesinden kaynaklanmaktadır.

Tesadüfçü tarih anlayışı, Dilthey gibi tarihçi ve genelde hermenötikçilerin tarih anlayışlarında olayların tabiatı ve ilişkileri tesadüfle açıklanmaktadır. Tarihî olayların evrensel doğruları ve hakikatleri yoktur; hakikati insan düşlediği için tarih bu düşleri gerçekleştirmek için yapılır. Hakikatlerin kendileri değişken düşünüldüğünden, baskın olabilen hakikat tarihe damgasını vurur. Ancak düşlenen hakikatlerden birisinin veya bazılarının baskın hakikat olarak bir devrin tarihini oluşturması tamamen tesadüflerin bir araya gelmesiyle olmaktadır. Kısaca tarihi oluşturacak insan düşünceleri hakikatler olarak tesadüfen gerçekleşme imkânı bulmaktadır.

Hakikat merkezli tarih anlayışında ise, olayların tabiatını ve aralarındaki ilişkileri imkân ve ihtimal ilkesi ile açıklamaktadır. Tarihî olaylar arasında nedensellik olsa da, nedenle sonuç arasındaki zorunlu bir ilişki olmadığından, varolup olmama da imkân ve ihtimal dahilindedirler; onların imkâniyeti, tesadüflük değildir. Çünkü, doğrudan olayların fâili olmasa da onların olup olmama imkânı Allah’a aittir.

Tarih felsefecileri içerisinde tarih felsefesi tarihi açısından en önemli düşünür olarak İbn Haldûn’u ve Hegel’i görüyoruz. İbn Haldûn bütün beşerî ilim ve kültür anlayışını tarih felsefesine dayandırır. Hegel’in de başta siyaset ve hukuk felsefeleri olmak üzere bütün felsefesini tarih anlayışı üzerine dayandırır.
__________________

Büyükler fikirleri,Ortalar olayları,Küçükler kişileri tartışır.
Alıntı ile Cevapla