Konu Başlıkları: Doğru yol ehli sünnet
Tekil Mesaj gösterimi
Alt 25 Temmuz 2009, 01:24   Mesaj No:1

nuryuzlum

Medineweb Aktif Üyesi
Avatar Otomotik
Durumu:nuryuzlum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 5807
Üyelik T.: 24 Aralık 2008
Arkadaşları:0
Cinsiyet:
Mesaj: 153
Konular: 68
Beğenildi:1
Beğendi:0
Takdirleri:10
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Doğru yol ehli sünnet

Doğru yol ehli sünnet

M. Şevket Eygi - Milli Gazete

2009-07-21


Doğru yol ehli sünnet

Alemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) "Ümmetim içinde bir anlaşmazlık, tartışma olursa siz büyük topluluğa tâbi olunuz" mealinde buyrukları vardır. İşte bu büyük topluluk (Sevad-ı A'zam) Ehl-i Sünnet ve Cemaat topluluğudur.

Bu topluluğun içinde birtakım rahmanî çeşitlilik bulunmaktadır. Lakin usûlde, temellerde, esasta bir ve müttehid olan Sünnîler kendi aralarında birbirlerini tekfir etmezler, dinden çıkmakla suçlamazlar, kardeşlik bağlarını kopartmazlar.

1924'e kadar Müslümanların bir Halifesi vardı. Hakikî halife olmasa da yine de halifeydi. O tarihten bu güne İslâm dünyası halifesiz, İmam-ı Kebirsiz, Emîrü'l-mü'minînsizdir.

Türkiye Müslümanları karanlık gecede çobansız kalmış, şiddetli yağmura ve fırtınaya tutulmuş, aç kurtların saldırısına uğramış bir koyun sürüsüne dönmüştür.

İslâm birlik dini değil midir? Biz Türkiye Müslümanları birlik içinde miyiz?

İslâm'ın bir hiyerarşisi (silsile-i merâtib, emir kumanda zinciri) vardır. Müslümanlar içinde bir grubun mâruf ile emr etmesi ve münkerden nehy etmesi gerekmez mi? Teoride olan, hayatta olması gereken bu hiyerarşiye biz Türkiye Müslümanları sahip değiliz.

Müslümanlar darmadağın olmuşlar, şirazesi yırtılmış bir kitabın yaprakları gibi dağılmışlar, ipi kopmuş bir tesbihin taneleri gibi sağa sola savrulup gitmişler.

Müslümanlar imamsız, heyerarşisiz kalınca, Ümmet birliği yok olunca, bu karanlık gecede, yağmur ve fırtına ile boğuşan sürüye aç kurtlar üşüştü, aşırı bid'at cereyanları kendilerine taraftar devşirmeye başladı.

Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlığı nice darbeler aldı, çeşit çeşit hıyanete uğradı.

Az veya çok Sevad-ı A'zam'dan ayrılmış, bid'atlere sapmış birtakım cemaatler, hizipler, gruplar, fırkalar, pençelerine düşen Müslümanların beyinlerini yıkadılar, onları parça mutaassıbı yaptılar.

Böylece ortaya bir yığın sekt (yoldan çıkmış parça) çıktı.

Türkiye'ye Ehl-i Sünnet'e uymayan bir sürü bid'at cereyanı ithal edildi.

Petro-dolarlar dağıtıldı, akideler bozuldu.

Her bid'at cereyanı İslâm, İman, Kur'ân saf ve katışıksız İslâm bayrakları ile propaganda yaptı.

Sapıklık o hadde geldi ki, Hazret-i Peygamberi, İslâm'ı, Kur'ân'ı, Şeriat-i Ahmediyyeyi inkar ve tekzib edenlerin de ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğunu iddia eden bid'at ve dalalet fırkaları türedi.

Bid'at, irtidat, dalalet yangınları bacayı değil, bütün binayı sardı.

Bid'atçilerin büyük kısmı açık, samimî ve şeffaf hareket etmedi. Taqiyye yaptılar, sûret-i haktan göründüler.

Azılı Farmason Afganî'nin taraftarları Ehl-i Sünnet İslâmlığını sarsmaya çalıştılar... Tenkit edenlere de "Siz onun taharet bezi olamazsınız" diyerek ağır hakaretler ettiler.

Bu kaos, anarşi ve kargaşa içinde dini hizmetlerin ve faaliyetlerin büyük kısmı paraya endekslendi. Dinî hizmet ve faaliyet sahasında her yıl milyarlarca dolar dönmeye başladı.

Bunca nifak ve şikak, bunca toz duman, bunca çekişme ve tepişmeyi fırsat bilen beynelmilel Siyonizm, Haçlılar, diğer İslâm karşıtı güçler İslâmî hareketin içine sızdılar, ajanlar, provokatörler koydular.

Kendileri için tehlikeli olmayacak, pasifleştirilmiş, arındırılmış ve ayıklanmış yeni bir İslâm türetmek için faaliyete geçtiler. Milyonlarca dolar "telef" ücreti dağıttılar.

Ehl-i Sünnet İslâmlığını kaldırıp yerine Fazlurrahman'ın Tarihselcilik sapık mezhebini getirmek istediler.

Türkiye'ye İslâm tasavvufla ve tarikatlarla girmişti. Türkiye İslâmlığının temel taşlarından biri de tasavvuf ve tarikat idi. Düşmanlarımız, Müslümanlar arasında tasavvuf ve tarikat düşmanlığını yaydılar. Tasavvuf düşmanı cereyanları açıkça ve gizlice destekledir. Müslümanları tasavvuf konusunda birbirine düşman ettiler. Allah'ın kardeş kılmış olduğu mü'minler arasında "Sen müşriksin, sen kâfirsin, sen sapıksın..." çekişmelerini teşvik ettiler.

Selef-i Sâlihîn efendilerimizle isminden başka ilgisi olmayan kaç türlü Selefîlik varsa ülkemize sokuldu. Onlar da birbiriyle uğraşıyor.

Kaç çeşit ihvan hareketi varsa onlar da Türkiye'de cirit atıyor.

Küfür cereyanları Müslümanların arasına sahte peygamberler, sahte şeyhler, sahte din önderleri soktu.

Divide et imperia... Böl, parçala ve hükm et.

Bu fırtınalar, bu kasırgalar, bu manevî zelzeleler içinde Müslüman ne yapmalıdır? Söylemeye hacet yok, Ehl-i Sünnet Müslümanını kasd ediyorum.

1. Klasik ve geleneksel Ehl-i Sünnet İslâmlığına sımsıkı sarılacaktır.

2. Ehl-i Sünnetten ayrılmış cemaatlerle, hizip ve fırkalarla, klik ve gruplarla, çetelerle ilgisini kesecektir.

3. Onları mânen ve maddeten desteklemeyecektir.

4. Şeriattan kıl kadar ayrılmamak şartıyla tasavvufa ve tarikata taraftar olacak, sempati besleyecektir.

5. Kendisinde çok kuvvetli bir ümmet şuuru olacaktır.

6. Her türlü hizip ve fırka asabiyetinden ve aşırılığından uzak duracaktır.

7. Zekatını Kur'ânın, Sünnetin, Şeriatın ve fıkhın öngördüğü şekilde gerçek şahıslara (tüzelkişilere değil!) ödeyecektir.

8. Bid'at ve dalalet fırkalarının, içlerinde çeşit çeşit bozukluklar olan din kitaplarını okumayacaktır.

9. Mezhepli olacak ama asla mezhepçilik yapmayacaktır.

10. Müslümanların paralarını haksız şekilde toplayan dâl ve mudil kişi ve kuruluşlarla ilgisini kesecektir. Onları desteklemek dini yıkmak demektir.

11. Her türlü dinde reform, yenilik, değişim, light ve ılımlı İslâm cereyanına cephe alacaktır.

12. Yüce İslâm dini ile şu veya bu beşerî ideolojiyi uzlaştırmaya çalışan sapıklardan uzak duracaktır.

13. Ehliyeti yoksa kesinlikle dinî konularda kendi re'yi, kendi kafası ile konuşmayacak, "Bu mesele bana göre şöyledir veya böyledir..." diye saçma sapan ictihadlar yapmayacaktır.

14. Dinî hizmetler esnasında zengin olan din ve mukaddesat tacirlerini dışlayacaktır.

15. Peygamberimizi (Salat ve selam olsun ona), Ashab-ı Kiram'ı, Tâbiîn'i, Selef-i Sâlihîn'i, eimme-i müctehidîni, her asırda yaşamış 'âmil ve rabbanî alimleri, kâmil mürşidleri, gerçek şeyhleri, salihleri örnek alacak, onları önder kabul edecektir.

16. Mezhepsizliği ve telfik-i mezahibi İslâm Şeriati için en tehlikeli bid'at olarak kabul edecektir.

17. Peygamberimizin bir tek sahih hadîsinin bile ayıklanmasına, kitaplardan çıkartılmasına, hükümden kaldırılmasına izin vermeyecek, böyle bir şeyi İslâm'a suikast olarak kabul edecektir.

18. Namaz kılmayan fasıkları ve bid'atçileri din hocası, din önderi, mürşid ve ışık tutucu olarak kabul etmeyecektir.

Gerçek ve olgun Müslümanlar
1. Ruh soyluluğuna, şehir ve medeniyet kültürüne, İslâmî bilgi ve birikime sahip gerçek Müslüman arivistlik (ikbal avcılığı), din sömürücülüğü, şarlatanlık, soytarılık, hokkabazlık yapmaz.

2. Birinci maddede bahs ettiğim gerçek ve olgun Müslüman yazılı kültür sahibidir. Şifahî kültürlü değildir.

3. Türkiye Müslümanları kurtulmak, yücelmek, hür olmak istiyorsa; yazılı, medenî, şehir kültürüne sahip olmalıdır.

4. Müslüman, kendisinin, anne ve babasının, kardeşinin aleyhinde de olsa doğru şahitlik yapar.

5. Müslüman, karar ve hüküm vermeden önce meseleyi iyice inceler, araştırır, düşünür taşınır, danışır, ondan sonra en doğru kararı ve hükmü vermeye çalışır.

6. Müslüman öfkesine mağlub olmaz.

7. Müslüman kin tutmaz.

8. Müslüman nepotizm yapmaz. Yani akrabalarını, yaranını, yandaşlarını, arkadaşlarını haksız yere korumaz, kollamaz, emanetleri onlara peşkeş çekmez.

9. Olgun ve gerçek Müslüman öleceğini bilse yine haram ve şüpheli gelir elde etmez, yemez.

10. Olgun ve gerçek Müslüman din ve iman kardeşlerini şirkle, küfür ile suçlamaz.

11. Müslüman yalan söylemez, söz verirse sözünü yerine getirir, emanetlere hıyanet etmez.

12. Olgun ve gerçek Müslüman paraya tapmaz. Parayı ana değer olarak kabul etmez. Para için her haltı yemez.

13. Olgun Müslümanın faziletlerini, vasıflarını, üstünlüğünü, doğruluk ve dürüstlüğünü, bütün iyi taraflarını düşmanları bile kabul, tasdik ve teslim eder.

14. Olgun ve gerçek Müslümanlar İslâm'ın ve Ümmet'in temsilcileridir. İslâmî hizmetler ve faaliyetler onların ellerinde olmalıdır.

15. Bir İslâm ülkesinde İslâmî hizmet ve faaliyetler, İslâmî temsilcilik olgun ve gerçek Müslümanların elinde ve kontrolünde olmazsa orada iyilik ve salah olmaz, bir sürü fitne ve fesat zuhur eder, Müslümanlar zillet içinde kalır.
Alıntı ile Cevapla

Konu Sahibi nuryuzlum 'in açmış olduğu son Konular Aşağıda Listelenmiştir
Konu Forum Son Mesaj Yazan Cevaplar Okunma Son Mesaj Tarihi
Röportaj: Namık Kemal ZEYBEK Anket'ler-Röportaj'lar namzet davadar 4 2817 29 Ağustos 2009 17:07
TÜRKİYE GERÇEĞİNİ YAVAŞ YAVAŞ ANLAYACAĞIZ ... İslami Haberler kurtmehmet 1 1957 27 Ağustos 2009 22:28
Sadaka-i Fıtır Oruç-Ramazan Kara Kartal 3 2146 24 Ağustos 2009 01:51
Oruçlunun Ağız Kokusu! Oruç-Ramazan nuryuzlum 0 2107 24 Ağustos 2009 01:46
Oruçlarda Niyet! Oruç-Ramazan nuryuzlum 0 1653 24 Ağustos 2009 01:44