Medineweb Forum/Huzur Adresi

Medineweb Forum/Huzur Adresi (http://forum.medineweb.net/)
-   Adap-Edep-Ahlak (http://forum.medineweb.net/653-adap-edep-ahlak)
-   -   gıybete düştüğümüz noktalar... (http://forum.medineweb.net/adap-edep-ahlak/24622-giybete-dustugumuz-noktalar.html)

Nesli_Nur 14 Şubat 2013 23:30

gıybete düştüğümüz noktalar...
 
Dünya işte bu kadar yalandı, geçiciydi…

Geçtiğimiz aylarda, mahallemizde bir hanım aniden vefat etti. Elli yaşlarında, bazı kronik hastalıkları olan ama “ayakta gezen” bir kadıncağızdı. Çocukları hemen ambulans çağırmışlardı ama daha onlar gelmeden önce, son nefesini teslim etmişti. Doktorlar beyin kanaması dediler. “Ecel gelmiş cihâne, baş ağrısı bahane.” …

Doğrusu hepimiz sarsıldık, onun “Akşama ne yemek yapacağım?” diye uğraşırken, bir anda dünyasını değiştirmesi karşısında… Dünya, işte bu kadar yalandı, bu kadar geçiciydi.

Bilmem farkında mıyız, bir vefat haberi duyunca aramızdan ayrılan kişiyi az çok tanıyorsak, onda gördüğümüz halleri ve onun hakkında söylenenleri hatırlayıveririz. İyi veya kötü…

Müminler birbirleri hakkında, Cenab-ı Hakkın şahitleridir. Kalbimiz, ister istemez bir kişinin hakkında, bir intibaa kapılıveriyor. Dilimiz, her ne kadar ölünün arkasından kötü konuşulmaz diyerek sükût etse de -ki etmeli- kalp bu, elde değil; duyduğumuz bir söz, gördüğümüz bir hal, kalbimize bir hatıra atıveriyor.

İşte, o zaman insan ürperiyor, acaba ben de bir gün toprağa uzatıldığımda, arkamdan insanlar ne hatırlayacak? Acaba sohbetlerimi, hayırlı nasihatlerimi, hayırlarımı mı? Yoksa gıybetlerimi, laf taşımalarımı, münakaşalarımı mı hatırlayacak? …

Ne korkunç değil mi? Arkamızda bıraktığımız kişiler, belki de istemeseler bile, kalpleriyle şahitlik yapacaklar.

Yine de gıybet eder miydik?

Hocaefendi soracak “Hakkınızı helal ettiniz mi?” diye. Oradakiler belki adet yerini bulsun diye “Helal olsun…” diyecekler. Ama acaba aralarında dili varmayan veya dili varsa da kalbi tasdik etmeyenler olacak mı? Siz de görmüşsünüzdür belki, hani geçenlerde haberlere konu olmuştu; bir adamın cenazesinde komşusu çıktı “Ben helal etmiyorum, zorla mı?” dedi.

Öyle ya! Gönül bu, etmez etmez… Çok kırılmıştır, canı yanmıştır, günlerce üzülmüştür, etmek istemez. Hele bir de mizanına koyacak her bir hayır kırıntısına ihtiyacı varsa… Helal etmeyip hakkını almayı tercih ederse… !

Eğer bunlar üstünde ciddi ciddi düşünsek, acaba korkmadan, umursamadan kolayca konuşur muyuz? Hatta şöyle düşünelim, hesap gününü aklımızda tutup dursak, kendi derdimizi bırakıp başkalarıyla meşgul olmaya vaktimiz kalır mı?

Gıybet de diğer günahlardan farklı değil aslında… Günahlara cesaret etmenin sebebi hep sonumuzu düşünmemek değil mi? Şu dünyada bulunuşumuzun gayesini düşünsek, vazifelerimizin şuurunda olsak, başkaları hakkında hüküm vermek gibi üstümüze vazife olmayan bir işle uğraşır mıydık?

Bize ne başkasından!

Bir zamanlar (Yanlış hatırlamıyorsam) İmam-ı Gazalî’nin Kalplerin Keşfi kitabını okuyorduk. Orada, tasavvuf adabının incelikleri bahsinde şöyle diyordu: “Bir dostunla yolda karşılaşınca ‘Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?’ diye sorma. Böyle sormak sana vazife değildir, malayanidir (seni ilgilendirmeyen, senden sorulmayacak bir şeydir.) Hem böyle sormakla, belki kardeşini yalan söylemeye mecbur edersin.”

Ne gariptir ki, biz tam tersini yaparız. Birini görünce adeta hakkında rapor yazacakmış gibi inceden inceye lüzumsuz sorular sorarız. Yetmez, “Acaba doğru söylüyor mu?” diye şüpheye düşer, casus gibi araştırma bile yaparız. Mesela, üstüne ne giyinmiş, elindeki pakette ne var? Bu saatte ne işiymiş bu… Hatta sorgu hâkimi gibi detaylıca soru soran, üstünkörü geçiştirenlere kızanlarımız olur. “Niye saklıyor ki?”

Hâlbuki bir düşünsek “Bize ne ki?” …

Eğer sevap işlemeye gidiyorsa hasene defterini biz mi tutuyoruz? Günah işlemeye gidiyorsa alıkoyabilecek miyiz? …

Belki sevap işlemeye gidiyor ve ihlâsı bozulsun istemiyor. Biz de kendi işimize bakalım, bize ne başkasından. Söylemek isterse zaten söyler…

Veya tam tersi, belki günah işliyor ve bizi aleyhine şahit tutmak istemiyor. Bir gün pişman olacak af dileyecek, Rabbi de onu affedecek…
[Linkler Ziyaretçilere Kapalıdır.Giriş Yap Veya Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Biz, ne diye ar perdesini yırtalım ki?

Gıybetin anahtarı, başkalarının hallerini merak etmek…

Bu sebeple, gıybeti yasaklayan ayete, su-i zandan ve tecessüsten sakındırarak başlamış Rabbimiz; “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurât; 12)

İnsanlar niye birbirlerinin hallerini merak ederler ki? İki insan bir araya gelince başlıyor konuşmaya: “Filanca şöyle yapmış. Böyle etmiş.” diğeri kendi bilgilerini ekliyor: “Ben de şöyle duydum, böyle böyle de yapmış…”

Her bir lüzumsuz malumat iletiliyor, birleştiriliyor. Üstünde hüküm veriliyor. “Niye yapmış? İyi mi yapmış, kötü mü yapmış? Aslında ne yapmalıymış...” Bunca konuşmanın faydası ne? İnsanlar hakkında hüküm verme vazifesi, içimizden bazı kişilere verildi de haberimiz mi yok? İman edenler neye iman ettiklerinin farkında olsa, kendi boyunlarındaki borcun şuurunda olsa, başkalarıyla uğraşabilirler mi?

Bazen gıybetin yanlışlığını inkâr etmek için ona bir meşruiyet kılıfı arıyoruz. Mesela “Açıktan günah işleyen günahkâr kişinin gıybeti olmaz” diyoruz. Bu bazı hususlarda doğrudur. Mesela, gençlere örnek olması tehlikesi olan bir kimse, açık açık haram işliyor ve bunu iyi bir şey gibi reklam ediyor. O zaman onun yanlış olduğunu, kimsenin ona özenmemesi gerektiğini söylemenin bir faydası vardır. Fakat bunda dahi, en doğru yöntem şahsı hedef almamak, amelin yanlışlığını söylemektir. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, böyle bir hatayı ikaz etmek istediğinde isim vermeden “Bazı kişilere ne oluyor ki böyle yapıyorlar” buyururdu.

Hem bunu günah olduğu kesin ve açık olan şeylerle sınırlı tutmak gerekir. Mümin müminin en ufak bir mekruhunu veya kendince yanlış yorum gibi görünen tercihini, mezhebini, meşrebini dile dolamamalıdır. Bunda faydadan çok zarar vardır.

Bir gün hanımlar arasında bazı hanımların, tesettür konusundaki kusurlarını konuşuyorduk. “Bunların yanlışlığı söylenmeli ki genç kızlar bunları örnek almasın” diyenler oldu. Ama bir yanda da şunu fark ettik, eğer mükemmel değil diye, her bir kardeşimizi eleştirmeye başlarsak kızlarımız şöyle düşünecek” demek ki ne kadar örtünsen de illa ki eleştiriye uğruyorsun. Başın açık olsa bundan daha rahat oluyorsun. O zaman kimse bir şey diyemiyor.” (!)

Müminlerin cemaati, birbirini eleştiren, araştıran, sorguya çeken, dedikodusunu eden, sıkıntı verici bir cemaat olmamalı. Yoksa herkes, müminlerin cemaatinden kaçmak ve başına buyruk yaşamak ister. Hem, kimse kimsenin iç âlemini bilemez ki. Belki senin kendinden aşağı basamakta gördüğün arkadaşın şu anda ağır adımlarla yükselmektedir. Sen ise kendini üstün görüyorsun ama belki de kendini koyup başkalarını eleştirmek yüzünden şu anda iniştesin.

Ayrıca, sonunu bilmiyorsun ki… Ne kendininkini, ne başkasınınkini…

Zaten sonumuzu düşünsek, büyük bir fayda mülahaza etmedikçe başkasının haliyle meşgul olur muyuz?

Ne zaman gıybet olmaz?

Elbette başkasının arkasından konuşmanın zaruret, ihtiyaç veya faydalı olduğu haller de olabilir. O zaman, sadece gayeye matuf olmak şartıyla konuşulabilir.

İmam-ı Gazalî, müminin arkasından konuşmanın helal olması için şu şartları sıralıyor: “Bir mümin bir müminle, üçüncü bir şahıs hakkında, ticaret, ortaklık veya evlenme gibi bir muamele yapmak üzere, seninle istişare etmek için başvurduğunda, kesin bildiğin şeyi söylemek caizdir. Çünkü bunda, birisinin aldanmaması ve zarara uğraması gibi faydalar vardır. İşte o zaman “O, dürüst biri değildir. Kızını verme, ortak olma…” denilebilir.
[Linkler Ziyaretçilere Kapalıdır.Giriş Yap Veya Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Yahut kişi hakkını alabilecek bir kişiye veya hâkime başvurup olup biteni anlatırsa bu gıybet olmaz. Ayrıca kötü örnek olmasın diye, yaptığının yanlış olduğunu söylemek de caiz olabilir. Ama “Zaruretler, miktarınca takdir olunur” kaidesince davranmalı, bir cevaz bulduk diye, günahkârın günahını dile dolamamalıdır. Çünkü bunda, nefsin kendini tezkiye etmesi tehlikesi vardır.

Genellikle, başkalarını kınayanlar bu sırada “Ben öyle değilim” diye, kendini bu kusurdan münezzeh görür. Hâlbuki -mazaallah- Allah-u Zülcelâl bizi imtihan etmek üzere, bizi muhafaza ettiği koruma kalkanında bir delik açıverse bizim nefsimiz de aynı günaha düşmez mi?

Gıybet edebilen, laf da taşır!

Hem, gıybetlerin çoğu, her ne kadar sureti haktan görünse de nefsin sinsi hastalıklarının habercisidir. Mesela, zengin bir müminin hayatını tenkit eden kişinin, sinsi bir haset hastalığı olabilir. Güya onun israfını tenkit ediyor ama aslında kendisi elde edemediğinden canı sıkılıyor olabilir. Böyle kişileri Allah-u Zülcelâl, aynı nimetle imtihan etse bin beterini yapmayacaklarını bilebilirler mi?

Hem hatalı olana istiğfar edip tevbe nasip olması için dua etmek varken, onun günahını dile dökmenin ne faydası var. Eğer o sözümüz kulağına giderse -ki gıybet edenler ve dinleyenler laf taşımaktan da geri durmazlar- müminlerin cemaatinden nefret edecek ve uzaklaşacak. Tevbe etmesi mümkün ise bile artık mümkün olmayacak… Ne kadar kötü…

Hâlbuki bilmiyoruz ki kötü yanlarını gördüğümüz o kişinin, belki bilmediğimiz çok iyi yanları, çok hayırlı amelleri de vardır. Allah-u Zülcelâl onun o yanlarını da bildiğinden, onu seviyordur. Hatta biz ona buğzettikçe bize gazap ediyordur. Nereden bilebiliriz ki? …

İşin doğrusu, gıybetlerimizin çoğu, iç yüzünü bilmediğimiz halde, suizan ederek kötü yorumladığımız şeylerdir. Çoğu zaman başkaları hakkındaki suizanlarımız, aslında kendi nefsimizin gizlediğimiz iç yüzüdür. Mesela, birisi hakkında şöyle düşünürüz: “Ne kadar kibirli ve soğuk. Bize hiç yakın alaka göstermiyor. Başarılarıyla şımarmış kendini beğeniyor.”

Hâlbuki belki de o kişinin işi başından aşkın. Kafasını meşgul eden bir sürü düşünce var. Senin ondan alaka beklediğini fark etmedi bile. Hatta senin bu kadar önem vereceğini de düşünemedi. Belki de zannettiğinin tam aksine, o kişi kendisine hiç değer vermiyor, senin ona bu kadar değer verdiğini de bilmiyor.

Herkesi, kendi gibi sanan yanılır

Çoğu kişi, bir olayı kendi nefsinin aynasında ölçer biçer. Kendisi aynı durumda olsa ne yapacaksa herkes de öyle yapar zanneder. Hani meşhur fıkradır; iki köylü, yufka ekmeğini duru pekmeze batırıp yiyorlarmış. Tabi ekmek kuru, pekmez duru güzel olmuyormuş. Biri demiş ki:

- Ağa şimdi ne yiyordur acaba? Diğeri demiş ki:

- Ne yiyecek, o da şimdi tandır ekmeğini bala banıp banıp yiyordur…

Herkes böyle düşünür. Elime aynı imkân geçse ben ne yaparım? Nasıl kibirlenirim? Başkalarına nasıl hor bakarım? Bu yüzdendir ki her gıybet, aslında o gıybeti yapan kişiyi ele verir.

Kalpleri tertemiz kişiler ise başkaları hakkında hep hüsnü zan ettiklerinden birisi gelip “Şu kişinin öyle yaptığı konuşuluyor” dese bile “Yok canım hiç öyle şey olur mu?” derler. Tıpkı Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam ve sadık ashabı gibi…

Allah-u Zülcelâl cümlemize böyle olmayı nasip etsin. (Âmin)

HATİCE KÜBRA ERGİN

Mihrinaz 17 Ocak 2017 09:58

Allah razı olsun.cok guzel bir paylaşim..
: “Bir dostunla yolda karşılaşınca ‘Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?’ diye sorma. Böyle sormak sana vazife değildir, malayanidir (seni ilgilendirmeyen, senden sorulmayacak bir şeydir.) Hem böyle sormakla, belki kardeşini yalan söylemeye mecbur edersin.”

Ne gariptir ki, biz tam tersini yaparız. Birini görünce adeta hakkında rapor yazacakmış gibi inceden inceye lüzumsuz sorular sorarız"
Lutfen sormayın,insani cok zor durumda birakan bir sorudur bu..selamun aleykum aleykum.selam nereye gidiyosun bi yerdenmi geliyosun napicaksin:)
Her yerde olabilirde,Küçük yerlerde ve köylerde sıkça karşılastığımız bir durum:)
Sormayanada açıklama yapma gereği duyarlar sırf bu baski yüzünden:)

Malayani şeylerin ardina dusmekten Giybetin her turlusünden Rabbim muhafaza eylesin..


SAAT: 04:35

vBulletin® Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.

User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.2.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2019 DragonByte Technologies Ltd.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284