<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title>MedineWeb.Net Forum - Tüm Forumlar</title>
		<link>http://forum.medineweb.net/</link>
		<description>MedineWeb.Net Forum - http://forum.medineweb.net</description>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 22:44:17 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title>Nişanlılık ,Nikahlılık Değildir..!</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13604</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 22:12:54 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13604</guid>
			<description><![CDATA[Nişanlılık ,Nikahlılık Değildir..! 
İnsanı bir erkek ve bir dişiden yarattığını bildiren alemlerin Rabb&#8217;ı olan Allah: 
&#8220;Ey insanlar!Bakın biz sizi,bir erkek ve bir kadından yarattık.Sizi bir birinizi tanıyasınız diye,milletlere ve kabilelere ayırdık.Şüphesiz Allah katında şerefli ve itibarlı olanınız,yaşantısını,yolunu,yordamını Allah&#8217;ın kitabıyla bulmaya çalışanlarınızdır.Çünkü Allah,her şeyi bilendir,her şeyden haberdar olandır&#8221;(hucurat:13), 
insanoğlunu niçin yarattığını da beyan etmekte ve hayat kitabımız Kur&#8217;an&#8217;ı mübinde şöyle buyurmaktadır.: 
&#8221;Ve şunu iyi bilin ki,ben insanları ve cinleri yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım&#8221;.(Zariyat.56). 
Yaradılış gâyemizin kulluk olduğunu ayeti kerime bildirmektedir.O halde Kulluk nedir?.Kapsamı alanı nedir?....Yani kulluk kapsamına giren her ne varsa, kulluk iddiasında bulunan birinin bilmesi kaçınılmaz bir görevdir. 
Kul olmak açıklanırken bir çok tanım kullanılmışsa da her bir tanımın içerdiği mana aynıdır.Kur&#8217;an&#8217;i kerim incelendiğinde kulluğun manası şöyle özetlenebilir: 
&#8221;İsteyerek veya istemeyerek,birisine kayıtsız şartsız boyun eğmek itaat etmek ve onun her istediğini yapmaktır&#8221; 
Bir kişinin,bir kimseye ona isyan etmeden,baş kaldırmadan itaatine kulluk denir...Kulluğun manası bu olunca,evlilik ve evliliğe giden yolların hepsi bu kulluk bilinci içerisinde değerlendirilmesi farz bir ibadettir... 

Nişan merasimi de kulluğun dışında değerlendirilecek değildir.Kulluk,hayatımızın her alanını Allah&#8217;a sorarak yaşamanın adıdır çünkü...Elbette ki kulluk teslimiyeti gerektirir.Teslim olunmadan kulluktan söz etmek mümkün değildir.Başka inanışlarda olduğu gibi din ile bazı işleri ayrı ayrı telâkki ederek,din işi düğün işi,din işi nişan işi gibi bir ayırım İslâm inancında yeri olmayan bir inanış tarzıdır...Bizler nişan işini de bu çerçevede değerlendirmek durumundayız... Nişan merasimi,bir çok yöreye göre değişiklik arz edebilen örfi bir muameledir.İslâm ise kendi nizamına ters düşmeyen bir örfü kabul eder.Reddettiği örf ise İslâm&#8217;a uymayan örf ve ananelerdir.. 


Nişan(Hitbe),belirli bir kadınla evlenme arzusunu açıklayıp bunu kadına ve ya ailesine bildirmektir.Bu bildirme işini evlenmek isteyen kişi,ailesi ya da dünürcü dediğimiz aracılarla Yapılabilir. 

Kızın ve ya ailesinin kabul etmesiyle birlikte nişanlanmış olunur...Bu dönem evlilik hazırlıklarının yapılması için gereklidir. Bu sürenin makul bir süre olması da önemlidir. 
Ama asıl önemli olan ise bu sürede dikkat edilmesi gereken helal ve haramlardır ve bu çeşitli gerekçelerle asla göz ardı edilmemelidir...İslam&#8217;da evlilik mutlu ve huzurlu bir hayat ve de sağlıklı nesiller içindir.Kişi niçin evlendiğinin cevabını net bir şekilde vermelidir. 
Şayet bu cevap &#8220;Allah için&#8221; ise,o zaman bu evliliğe ve evliliğe hazırlık aşamasına Allah&#8217;ın razı olmayacağı bir iş karıştırmaz...Popüler kültürün etkisinde kalan nişanlıların,nişanlılık dönemini bir flört dönemi gibi geçirme hakları yoktur. 

Kimi zaman &#8220;Gençtir&#8221; &#8220;Bir birlerine alışsınlar&#8221; vb düşüncelerle Allah&#8217;ın emirleri dikkate alınmamaktadır. 
Unutulmaması gereken şey,bu dünyaya imtihan için gelindiği ve nişanlılık dönemi de imtihanın bir parçası olduğudur...Nişan aşamasına kadar olduğu gibi,nişandan nikaha kadar olan zaman diliminde de 
&#8220;Kulluk&#8221; hassasiyetine dikkat etmek gerekir.Zira yabancı birinin,bir kimseye helâl olması ancak nikah iledir.Nikah akdinin şart ve rukunları yerine getirilmeden,yabancı hükmünde olan biri,kişiye helal olmaz. Nişan, bir evlilik olmayıp bir evlilik vadinden ibarettir. Bu yüzden nikah akdi yapılmadıkça nişanlanmakla kız ve erkek birbirine helal olmaz ve mahremlik devam eder...Bu sebeple nişanlı olan çiftlerin baş başa kalmaları,el ele tutunmaları ve özel ifadelerle bir birleriyle konuşmaları caiz olmaz. Zaten bu aşamada kişiler bir birlerinin isteğine göre şekil alma gayretindedirler,yani gerçek huylarını ortaya koymazlar.Hayata toz pembe penceresinden bakarlar.Oysa ki hayaller başka,hayatın gerçekleri başkadır...Ve bir çok nişanın sudan bahanelerle bozulması da ülkemizin bir gerçeğidir. 


Böyle bir durumda hassasiyet gösterilmemiş bir nişan döneminin,özellikle de genç kızda büyük yaralar açtığı acı bir gerçektir. İslam&#8217;ın kurallarına dikkat edilerek yapılmış bir nişanın bozulması ,özellikle duygusal anlamda büyük bir kayıp olmamakla beraber bu,tam tersi olduğunda yine en çok hanım kızın kaybı olmaktadır.Aslında geçerli bir sebep olmadan verilen sözden dönmek,müminliğin vasıflarından değildir. 

"Ahdi yerine getirin. Çünkü (insana ) ahdinden de sorulacak". (İsra 34)... 
Kişiye haram olan birsiyle diyalogun nasıl olması gerektiği bilinmektedir zira helal belli ve haram da bellidir.Ve de dinimizin selameti için şüpheli şeylerden sakınmak ta kişinin imanın kemaline delalettir. peygamberimiz (sav): 
"Bir adam kendisine helal olmayan bir kadınla baş başa kalmasın. Zira üçüncüleri şeytan olur. Bundan kendisinin mahremi olan kadınlar istisna edilmişlerdir."(Buhari-Müslim). 
Ayrıca Rabb&#8217;imiz cc Kur&#8217;an&#8217;i kerimde şöyle buyurmaktadırMüminlere söyle gözlerini harama bakmaktan kaçırsınlar&#8221;(Nur.suresi:30). 

Nişan döneminde nikah meselesi; 
Yine bazı yörelerimizde yabancı hükmünün kalkması için,hemen nişan ile birlikte nikah yapılmaktadır.Amaç harama düşmesinler,nişanlı çiftler rahat görüşsünler.Oysa ki nikah ile birlikte evlilik hükümleri başlamış olur... 

Helal oldu düşüncesiyle rahat hareket ederler ve bu da dinen mahsurlu olmaz.Ama çoğu kez böyle bir durumda dahi nişanlar bozulabilmektedir.Bu durumda en çok zarar gören yine kız tarafı olabilmektedir.Böyle bir durumla karşılaşıldığında,talak(Boşanma) ile ilgili hükümlerin uygulanması gündeme girer.Talak vuku bulmadığı müddetçe mahremiyet ortadan kalkmaz. 
Kişiler ancak İslâm dininin kaide ve kurallarına göre nikahı kıyıyorlar, ama düğün olmadan çeşitli vesilelerle ayrıldıklarında dinin kurallarına göre ayrılmaları gerekirken uygulama keyfî ve hissi oluyor. Neticede hanım kızın değeri düşüyor. Ne mehir dikkate alınıyor, ne talak... 
Mehir dünyalık bir kayıp iken,talak ile ilgili hükümlerin uygulanmaması neticesinde çok daha büyük olan manevi kayıptır... En güzeli nişan ile düğünün arasını uzun tutmamak ve nikahı da düğün günü ilan etmektir.Bu,gençlerin güzel duygularını evliliğe saklamış olmaları açısından da önemlidir.... 
Nişan bozulursa; 


Nişanlıların,nişanlılık döneminde bir birlerine verdikleri hediyeler ise hibe olarak değerlendirilmiştir.Ve bu konuyla ilgili alimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir...Burada asıl dikkat edilmesi gereken olası bir nişan bozulmasına karşı,duygusal anlamda hırpalanmış olmamaktır...Allah cc,hayat kitabımız Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurmaktadır &#8220;İstek ve arzularını kendisine ilah edinen kimseyi gördün mü?Sen ona vekil değilsin(habibim)(Furkan:43)...İstek ve arzular geçici anlık duygulardır,cennet yurdu ise ebedidir...Evet çok haklısınız,hayatta çoğu şey bir kez oluyor ve bir kez yaşanıyor..Tıpkı Ölüm gibi,ölümde bir kere yaşanacak....Uzun lafın kısası nişanlılık,nikahlılık değildir....Nişanlılara mutluluk dileklerimi iletirken,okuyucularımı da Allah&#8217;ın selamı ile selamlıyorum.... 


Sabiha Ateş Alpat]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nişanlılık ,Nikahlılık Değildir..! 
İnsanı bir erkek ve bir dişiden yarattığını bildiren alemlerin Rabb&#8217;ı olan Allah: 
&#8220;Ey insanlar!Bakın biz sizi,bir erkek ve bir kadından yarattık.Sizi bir birinizi tanıyasınız diye,milletlere ve kabilelere ayırdık.Şüphesiz Allah katında şerefli ve itibarlı olanınız,yaşantısını,yolunu,yordamını Allah&#8217;ın kitabıyla bulmaya çalışanlarınızdır.Çünkü Allah,her şeyi bilendir,her şeyden haberdar olandır&#8221;(hucurat:13), 
insanoğlunu niçin yarattığını da beyan etmekte ve hayat kitabımız Kur&#8217;an&#8217;ı mübinde şöyle buyurmaktadır.: 
&#8221;Ve şunu iyi bilin ki,ben insanları ve cinleri yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım&#8221;.(Zariyat.56). 
Yaradılış gâyemizin kulluk olduğunu ayeti kerime bildirmektedir.O halde Kulluk nedir?.Kapsamı alanı nedir?....Yani kulluk kapsamına giren her ne varsa, kulluk iddiasında bulunan birinin bilmesi kaçınılmaz bir görevdir. 
Kul olmak açıklanırken bir çok tanım kullanılmışsa da her bir tanımın içerdiği mana aynıdır.Kur&#8217;an&#8217;i kerim incelendiğinde kulluğun manası şöyle özetlenebilir: 
&#8221;İsteyerek veya istemeyerek,birisine kayıtsız şartsız boyun eğmek itaat etmek ve onun her istediğini yapmaktır&#8221; 
Bir kişinin,bir kimseye ona isyan etmeden,baş kaldırmadan itaatine kulluk denir...Kulluğun manası bu olunca,evlilik ve evliliğe giden yolların hepsi bu kulluk bilinci içerisinde değerlendirilmesi farz bir ibadettir... 

Nişan merasimi de kulluğun dışında değerlendirilecek değildir.Kulluk,hayatımızın her alanını Allah&#8217;a sorarak yaşamanın adıdır çünkü...Elbette ki kulluk teslimiyeti gerektirir.Teslim olunmadan kulluktan söz etmek mümkün değildir.Başka inanışlarda olduğu gibi din ile bazı işleri ayrı ayrı telâkki ederek,din işi düğün işi,din işi nişan işi gibi bir ayırım İslâm inancında yeri olmayan bir inanış tarzıdır...Bizler nişan işini de bu çerçevede değerlendirmek durumundayız... Nişan merasimi,bir çok yöreye göre değişiklik arz edebilen örfi bir muameledir.İslâm ise kendi nizamına ters düşmeyen bir örfü kabul eder.Reddettiği örf ise İslâm&#8217;a uymayan örf ve ananelerdir.. 


Nişan(Hitbe),belirli bir kadınla evlenme arzusunu açıklayıp bunu kadına ve ya ailesine bildirmektir.Bu bildirme işini evlenmek isteyen kişi,ailesi ya da dünürcü dediğimiz aracılarla Yapılabilir. 

Kızın ve ya ailesinin kabul etmesiyle birlikte nişanlanmış olunur...Bu dönem evlilik hazırlıklarının yapılması için gereklidir. Bu sürenin makul bir süre olması da önemlidir. 
Ama asıl önemli olan ise bu sürede dikkat edilmesi gereken helal ve haramlardır ve bu çeşitli gerekçelerle asla göz ardı edilmemelidir...İslam&#8217;da evlilik mutlu ve huzurlu bir hayat ve de sağlıklı nesiller içindir.Kişi niçin evlendiğinin cevabını net bir şekilde vermelidir. 
Şayet bu cevap &#8220;Allah için&#8221; ise,o zaman bu evliliğe ve evliliğe hazırlık aşamasına Allah&#8217;ın razı olmayacağı bir iş karıştırmaz...Popüler kültürün etkisinde kalan nişanlıların,nişanlılık dönemini bir flört dönemi gibi geçirme hakları yoktur. 

Kimi zaman &#8220;Gençtir&#8221; &#8220;Bir birlerine alışsınlar&#8221; vb düşüncelerle Allah&#8217;ın emirleri dikkate alınmamaktadır. 
Unutulmaması gereken şey,bu dünyaya imtihan için gelindiği ve nişanlılık dönemi de imtihanın bir parçası olduğudur...Nişan aşamasına kadar olduğu gibi,nişandan nikaha kadar olan zaman diliminde de 
&#8220;Kulluk&#8221; hassasiyetine dikkat etmek gerekir.Zira yabancı birinin,bir kimseye helâl olması ancak nikah iledir.Nikah akdinin şart ve rukunları yerine getirilmeden,yabancı hükmünde olan biri,kişiye helal olmaz. Nişan, bir evlilik olmayıp bir evlilik vadinden ibarettir. Bu yüzden nikah akdi yapılmadıkça nişanlanmakla kız ve erkek birbirine helal olmaz ve mahremlik devam eder...Bu sebeple nişanlı olan çiftlerin baş başa kalmaları,el ele tutunmaları ve özel ifadelerle bir birleriyle konuşmaları caiz olmaz. Zaten bu aşamada kişiler bir birlerinin isteğine göre şekil alma gayretindedirler,yani gerçek huylarını ortaya koymazlar.Hayata toz pembe penceresinden bakarlar.Oysa ki hayaller başka,hayatın gerçekleri başkadır...Ve bir çok nişanın sudan bahanelerle bozulması da ülkemizin bir gerçeğidir. 


Böyle bir durumda hassasiyet gösterilmemiş bir nişan döneminin,özellikle de genç kızda büyük yaralar açtığı acı bir gerçektir. İslam&#8217;ın kurallarına dikkat edilerek yapılmış bir nişanın bozulması ,özellikle duygusal anlamda büyük bir kayıp olmamakla beraber bu,tam tersi olduğunda yine en çok hanım kızın kaybı olmaktadır.Aslında geçerli bir sebep olmadan verilen sözden dönmek,müminliğin vasıflarından değildir. 

"Ahdi yerine getirin. Çünkü (insana ) ahdinden de sorulacak". (İsra 34)... 
Kişiye haram olan birsiyle diyalogun nasıl olması gerektiği bilinmektedir zira helal belli ve haram da bellidir.Ve de dinimizin selameti için şüpheli şeylerden sakınmak ta kişinin imanın kemaline delalettir. peygamberimiz (sav): 
"Bir adam kendisine helal olmayan bir kadınla baş başa kalmasın. Zira üçüncüleri şeytan olur. Bundan kendisinin mahremi olan kadınlar istisna edilmişlerdir."(Buhari-Müslim). 
Ayrıca Rabb&#8217;imiz cc Kur&#8217;an&#8217;i kerimde şöyle buyurmaktadırMüminlere söyle gözlerini harama bakmaktan kaçırsınlar&#8221;(Nur.suresi:30). 

Nişan döneminde nikah meselesi; 
Yine bazı yörelerimizde yabancı hükmünün kalkması için,hemen nişan ile birlikte nikah yapılmaktadır.Amaç harama düşmesinler,nişanlı çiftler rahat görüşsünler.Oysa ki nikah ile birlikte evlilik hükümleri başlamış olur... 

Helal oldu düşüncesiyle rahat hareket ederler ve bu da dinen mahsurlu olmaz.Ama çoğu kez böyle bir durumda dahi nişanlar bozulabilmektedir.Bu durumda en çok zarar gören yine kız tarafı olabilmektedir.Böyle bir durumla karşılaşıldığında,talak(Boşanma) ile ilgili hükümlerin uygulanması gündeme girer.Talak vuku bulmadığı müddetçe mahremiyet ortadan kalkmaz. 
Kişiler ancak İslâm dininin kaide ve kurallarına göre nikahı kıyıyorlar, ama düğün olmadan çeşitli vesilelerle ayrıldıklarında dinin kurallarına göre ayrılmaları gerekirken uygulama keyfî ve hissi oluyor. Neticede hanım kızın değeri düşüyor. Ne mehir dikkate alınıyor, ne talak... 
Mehir dünyalık bir kayıp iken,talak ile ilgili hükümlerin uygulanmaması neticesinde çok daha büyük olan manevi kayıptır... En güzeli nişan ile düğünün arasını uzun tutmamak ve nikahı da düğün günü ilan etmektir.Bu,gençlerin güzel duygularını evliliğe saklamış olmaları açısından da önemlidir.... 
Nişan bozulursa; 


Nişanlıların,nişanlılık döneminde bir birlerine verdikleri hediyeler ise hibe olarak değerlendirilmiştir.Ve bu konuyla ilgili alimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir...Burada asıl dikkat edilmesi gereken olası bir nişan bozulmasına karşı,duygusal anlamda hırpalanmış olmamaktır...Allah cc,hayat kitabımız Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurmaktadır &#8220;İstek ve arzularını kendisine ilah edinen kimseyi gördün mü?Sen ona vekil değilsin(habibim)(Furkan:43)...İstek ve arzular geçici anlık duygulardır,cennet yurdu ise ebedidir...Evet çok haklısınız,hayatta çoğu şey bir kez oluyor ve bir kez yaşanıyor..Tıpkı Ölüm gibi,ölümde bir kere yaşanacak....Uzun lafın kısası nişanlılık,nikahlılık değildir....Nişanlılara mutluluk dileklerimi iletirken,okuyucularımı da Allah&#8217;ın selamı ile selamlıyorum.... 


Sabiha Ateş Alpat]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Nasıl Bir İslam'a Çağıralım ?</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13601</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 22:05:07 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13601</guid>
			<description><![CDATA[
İnsanlar, İslâm'ın çeşitli şekillerde ortaya çıkan herhangi beşeri sosyal bir ideoloji, herhangi siyasal bir düzen olmadığını, İslâm'ın sadece İslâm olduğunu kavrayıncaya kadar onları bırakmamalıyız. İslâm bağımsız kişilik, anlayış ve kurumları ile insanlık için bütün beşeri ideolojilerin rüyasını gördüğünden çok daha iyisini gerçekleştirecek olandır. İslâm yüce, pak, uygun ve güzel bir şekilde Yüce Mevla'dan doğrudan doğruya sadır olandır. 

İslâm'ın hakikatini bu şekilde kavradığımızda; bu anlayış bize, doğası gereği İslâm'ı; insanlara sunarken kendimizin tabi olduğunun hak, başkalarınkinin batıl olduğunu yakinen bilmenin sağladığı bir güç ve güven verecektir. İnsanlığın içinde bulunduğu kötü durumu görerek, onları mutlu kılacak şeyin ne olduğunu bilmenin rahatlığıyla, insanların sapıklığını görüp, hidayetin nerede olduğunu bilmenin verdiği mutlulukla seslenmemizi sağlayacaktır. 

Kesinlikle islâm'ı onlardan gizlemeyeceğiz, arzularını, sapık anlayışlarını okşamayacağız. Tamamen açık olacağız onlara karşı: Sizin içinde bulunduğunuz cahiliye, bir pisliktir ve Allah sizi temizlemek istemektedir. Yaşadığınız hayat, bayağı bir hayattır. Allah sizi yüceltmek istemektedir. İçinde bulunduğunuz bu durum kötülük, sıkıntı ve acıdan ibarettir. Allah sizi affetmek, merhamet etmek ve mutlu kılmak istiyor. İslâm sizin anlayışlarınızı, kurumlarınızı, değerlerinizi değiştirecek, kavuştuğunuzda şu andaki yaşadığınız hayatı inkar edeceğiniz başka bir hayata; onu elde edince yeryüzünün her köşesindeki kurumlarınızı, küçümsemenizi sağlayacak yeni kurumlara; bütün bir yeryüzünde egemen olan değerlerinizden sizi vazgeçirecek yeni değerlere sahip kılacaktır. Siz içinde bulunduğunuz kötü durumdan dolayı İslâmî hayatın gerçek yüzünü göremediniz. Çünkü; düşmanlarınız, yani bu dinin düşmanları, bu hayatın kurulmaması, bu düşüncenin bir vücud bulmaması için büyük bir gayret içindedirler. Elhamdülillah biz, Kuranımız, şeriatımız, tarihimiz ve geleceğine dair hiç bir şüphemiz bulunmayan düşüncemiz sayesinde bunun gönüllerimizde tezahür ettiğini görüyoruz. 

İnsanlara İslâm'ı sunarken işte böyle davranmalıyız. Çünkü bu hakikatin kendisidir. Çünkü ister Arap yarımadasında, ister İran'da, ister Bizans'ta veya başka bir yerde olsun İslâm insanlara ilk kez bu şekilde hitap etmiştir. 

Onları hasta olarak değerlendirdi. Çünkü gerçek buydu. Onlara sevgiyle, sempatiyle hitap etti. Çünkü bu yapısından ileri gelen bir özellikti. Şüphe ve tereddüte mahal bırakmayacak bir şekilde kendini ortaya koydu. Çünkü bu onun yöntemidir. Hiç bir zaman "Onlara hayatlarınıza, kurumlarınıza, anlayışlarınıza ve değerlerinize küçük düzeltmelerin dışında kesinlikle dokunmayacağını, ya da kendisinin onların kaynaştıkları düzen ve kurumlarına benzediğini söylememiştir. 

Günümüzde kimileri, İslâm'ı sunarken bazen "İslâm demokrasisi" bazen "İslâm sosyalizmi" bazen de dünyada egemen olan ekonomik, siyasal ve hukukî düzenlerin sadece "bazı İslâmi düzenlemelere" ihtiyacı olduğunu söyleyerek İslâm'ın gerçek yüzünü gizlemektedirler. 

Hayır!.. Konu büsbütün farklıdır. Yeryüzüne yayılmış bulunan bu cahiliyeden, İslâm'a geçiş geniş ve uzun bir süreçtir. İslâmi yaşam biçimi, bugünün ve dünün cahiliye yaşam biçimlerinden büsbütün farklıdır. İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu bu sıkıntılı durum; düzen ve kurumların bazı birimlerinde yapılacak eksik ve yüzeysel düzenlemelerle bir çözüme kavuşturulamaz. İnsanlığın kurtuluşu ancak bu geniş ve uzun süreçle, yaratıkların yöntemlerinden Yaratan'nın yöntemine, beşeri düzenlerden beşerin Rabbinin düzenine, kulların egemenliğinden kulların Rabbinin egemenliğine geçişin sağlandığı süreçle başarılabilinir. 

Bu, bir gerçekliktir. Bunun gibi diğer bir gerçek de, bunu açıkça söylememiz, insanları şüphe ve tereddüt içinde bırakmamamızdır. 

İlk başta insanlar bunu beğenmeyebilir, ürküp kaçabilirler. İslâm'a davetin başladığı ilk dönemde 

de onu beğenmemişler, ürküp kaçmışlardı. Muhammed'in (s.a.v.) kendi düşüncelerini aşağılaması, tanrılarını ayıplaması, kurumlarını inkar etmesi, adet ve geleneklerinden uzaklaşıp kendi ve kendisiyle birlikte olan az sayıdaki müslümanla cahiliye düzeninden farklı kurum, değer ve gelenekler ortaya koyması onları korkutmuş, ürkütmüştü. 

Sonra ne oldu? Sonra ilk başta beğenmedikleri; 

"Arslandan ürkerek kaçan yabanî merkeplere benzerler"'(Müddesir, 50-51) diye âyette ifade edildiği gibi ürkenler, onunla savaşanlar; ellerindeki bütün güçle karşı koydukları; Mekke'de zayıf iken korkunç işkenceler yaptıkları, Medine'de güçlü iken savaştıkları, mü'minlerin Rabbine sığındılar. 

Davet, ilk dönemde bugünkünden daha güçlü, daha iyi bir konumda değildi. Cahiliye tarafından görmemezlikten geliniyor, reddediliyordu. Makam ve mevki sahiplerinden uzak, Mekke vadisiyle sınırlıydı. O vakit bütün bir dünyaya yabancıydı. Bütün ilke ve amaçlarıyla kendisini reddeden güçlü büyük imparatorluklarla etrafı çevrilmişti. Bütün bunlara rağmen, bugün olduğu ve yarında olacağı gibi güçlüydü. Gerçek gücün unsurları bu akidenin yapısında gizlidir. Üzerine kurulduğu yalın ve açık gerçekte... Gücüne uzun müddet karşı koyma imkanı bulunmayan fıtratla olan uyumunda... İnsanlığın ekonomik, sosyal, bilimsel ve entellektüel alanlarda gelişme ve ilerlemesini sağlayacak güçte gizlidir. 

Cahiliyenin bütün bir maddi gücüne karşı koyuşunda, bir tek ilkesinden bile ödün vermemesinde, cahili hevesleri okşamamasında, hiç bir şeyini gizlememesinde; İslâm'ın insanlar için bir hayır, rahmet ve bereket olduğunu açıklarken sergilediği açıklıkta gizlidir. Böylece en kötü, en zor şartlarda çalışma imkanını elinde bulundurmuştur. 

İnsanları Yaratan; onların yapısını, kalplerine açılan kapıları, açık ve güçlü bir şekilde, eğip bükmeden Hakk haykırıldığında nasıl karşılık verileceğini bilir. 

İnsan nefsinde, bir hayattan başka bir hayata geçiş özelliği, yeteneği vardır. Çoğu zaman bu ona cüzî bazı düzenlemelerden daha kolay gelir. Bir hayattan başka bir hayata tam bir geçiş ve dönüşüm diğerinden yani küçük düzenlemelerden daha üstün daha yetkin ve daha temizdir. Bu geçişi sağlayacak bazı gerekçeler vardır. İslâm düzeni yalnızca orada burada bazı yüzeysel değişiklikler yapacaksa, o zaman cahili düzenden İslâmî düzene geçişin gerekçeleri nedir? Yürürlükteki düzenin ayakta kalması, mantığa daha yakındır. Çünkü en azından varolan bir düzendir. Restorasyonu ve düzenlenmesi mümkündür. Bir çok özelliği ile ona benzediğine göre bunun yıkılmasına, yürürlükte olmayan ve uygulanmayan bir düzene geçilmesine gerek yoktur. 

İslâm adına konuşurken, onu insanlara sunarken sanki o itham altındaymış da bu ithamı bertaraf etmek için gayret eden bazı insanlar da görüyoruz. Bu tür gayretlerden biri şudur: 

Çağdaş düzenlerin yaptıkları bazı şeyleri İslâm'ın yapmadığı, bu durumun İslâm için bir eksiklik, bir ayıp olduğu şeklindeki değerlendirmelere karşı İslâm'ın bu konularda, yaptıkları çağdaş uygarlığın bindörtyüz yıl sonra yaptığından başka bir şey değildir. Ne bayağı, ne kötü bir savunmadır bu ! 

İslâm, cahili düzenlerden ve onlardan kaynaklanan yanlış uygulamalardan gerekçe almaz. Bir çok kimseyi hayrete düşüren, ruhlarını hezimete uğratan bu uygarlıklar, aslında cahili düzenlerden başka bir şey değildir. İslâm'la karşılaştırıldığında onlar eksik, düşük ve bayağı kalırlar. Orada yaşayan halkın durumunun "İslâm ülkesi" ya da "İslâm dünyası" adı verilen yerlerde yaşayanlardan daha iyi olmasının hiç bir önem ve değeri yoktur. Çünkü onların, yani müslümanların bu kötü duruma düşmelerinin nedeni müslüman olmalarından değil, İslâm'ı terkettiklerinden dolayıdır. İslâm kendini insanlara sunarken şu delile dayanır; 

O, karşılaştırılamayacak bir şekilde onlardan daha iyidir. O düzenleri yerleştirmek için değil, değiştirmek; uygarlık kisvesine bürünen bu çamur deryasında çırpmanı kutlamak için değil, bu durumdan onu kurtarmak için gelmiştir. 

Yürürlükte olan bazı düzen, ideoloji ve fikirlerdeki İslâm'a olan benzerlikler bizi bozguna sürüklemesin. Doğudaki ve Batıdaki bu düzenleri reddediyoruz biz. Onların hepsini reddediyoruz. Çünkü İslâm insanlığın ulaşmasını istediği düzenle karşılaştırılınca onlar geri kalmış düzenlerdir. 

İnsanlara bu gerçekle seslenirken, fıtratlarının derinliklerinde bir düşünceden başka bir düşünceye, bir durumdan başka bir duruma geçişi sağlayacak genel İslâm düşüncesinin akidevî bir temelini sunuyoruz onlara. Onlara şöyle seslenirsek ikna edici bir delil getirmeyiz. 

Fiilen var olan bir düzenden; uygulanmayan fakat, yürürlükteki sisteminizi az bir değişikliğe uğratacak başka bir düzene gelin. Bunun kanıtı da şudur. Siz şu konuda Onun yaptığı gibi yapıyorsunuz. O sizden adetlerinizin, uygulamalarınızın bir kısmında değişiklik yapmanızı istiyor. Bu konularda sizce çok değerli olanlar olduğu gibi kalacak, onlara azıcık bile dokunulmayacaktır. 

Görünüşte kolay görünen budur. Oysa işin aslı öyle değildir. Çünkü gerçek bundan farklıdır. Gerçek, İslâm'ın düşünceleri, duyguları, düzen ve kurumlan, yasaları, kanunları, insanlığın yaşadığı cahiliye hayatını, cahiliye ile hiçbir bağı kalmayacak bir şekilde kökten değiştireceğidir. 

Yeterli olan, onları kula kulluktan yalnızca Allah'a kulluğa; hem genel, hem de özel olarak geçişi sağlamasıdır. 

"Dileyen iman etsin, dileyen de inkâr etsin." (Kehf, 29) 

"Kim inkâr ederse, Allah alemlerden müstağnidir." (Al-İmrân, 97) 


Seyyid Kutup ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
İnsanlar, İslâm'ın çeşitli şekillerde ortaya çıkan herhangi beşeri sosyal bir ideoloji, herhangi siyasal bir düzen olmadığını, İslâm'ın sadece İslâm olduğunu kavrayıncaya kadar onları bırakmamalıyız. İslâm bağımsız kişilik, anlayış ve kurumları ile insanlık için bütün beşeri ideolojilerin rüyasını gördüğünden çok daha iyisini gerçekleştirecek olandır. İslâm yüce, pak, uygun ve güzel bir şekilde Yüce Mevla'dan doğrudan doğruya sadır olandır. 

İslâm'ın hakikatini bu şekilde kavradığımızda; bu anlayış bize, doğası gereği İslâm'ı; insanlara sunarken kendimizin tabi olduğunun hak, başkalarınkinin batıl olduğunu yakinen bilmenin sağladığı bir güç ve güven verecektir. İnsanlığın içinde bulunduğu kötü durumu görerek, onları mutlu kılacak şeyin ne olduğunu bilmenin rahatlığıyla, insanların sapıklığını görüp, hidayetin nerede olduğunu bilmenin verdiği mutlulukla seslenmemizi sağlayacaktır. 

Kesinlikle islâm'ı onlardan gizlemeyeceğiz, arzularını, sapık anlayışlarını okşamayacağız. Tamamen açık olacağız onlara karşı: Sizin içinde bulunduğunuz cahiliye, bir pisliktir ve Allah sizi temizlemek istemektedir. Yaşadığınız hayat, bayağı bir hayattır. Allah sizi yüceltmek istemektedir. İçinde bulunduğunuz bu durum kötülük, sıkıntı ve acıdan ibarettir. Allah sizi affetmek, merhamet etmek ve mutlu kılmak istiyor. İslâm sizin anlayışlarınızı, kurumlarınızı, değerlerinizi değiştirecek, kavuştuğunuzda şu andaki yaşadığınız hayatı inkar edeceğiniz başka bir hayata; onu elde edince yeryüzünün her köşesindeki kurumlarınızı, küçümsemenizi sağlayacak yeni kurumlara; bütün bir yeryüzünde egemen olan değerlerinizden sizi vazgeçirecek yeni değerlere sahip kılacaktır. Siz içinde bulunduğunuz kötü durumdan dolayı İslâmî hayatın gerçek yüzünü göremediniz. Çünkü; düşmanlarınız, yani bu dinin düşmanları, bu hayatın kurulmaması, bu düşüncenin bir vücud bulmaması için büyük bir gayret içindedirler. Elhamdülillah biz, Kuranımız, şeriatımız, tarihimiz ve geleceğine dair hiç bir şüphemiz bulunmayan düşüncemiz sayesinde bunun gönüllerimizde tezahür ettiğini görüyoruz. 

İnsanlara İslâm'ı sunarken işte böyle davranmalıyız. Çünkü bu hakikatin kendisidir. Çünkü ister Arap yarımadasında, ister İran'da, ister Bizans'ta veya başka bir yerde olsun İslâm insanlara ilk kez bu şekilde hitap etmiştir. 

Onları hasta olarak değerlendirdi. Çünkü gerçek buydu. Onlara sevgiyle, sempatiyle hitap etti. Çünkü bu yapısından ileri gelen bir özellikti. Şüphe ve tereddüte mahal bırakmayacak bir şekilde kendini ortaya koydu. Çünkü bu onun yöntemidir. Hiç bir zaman "Onlara hayatlarınıza, kurumlarınıza, anlayışlarınıza ve değerlerinize küçük düzeltmelerin dışında kesinlikle dokunmayacağını, ya da kendisinin onların kaynaştıkları düzen ve kurumlarına benzediğini söylememiştir. 

Günümüzde kimileri, İslâm'ı sunarken bazen "İslâm demokrasisi" bazen "İslâm sosyalizmi" bazen de dünyada egemen olan ekonomik, siyasal ve hukukî düzenlerin sadece "bazı İslâmi düzenlemelere" ihtiyacı olduğunu söyleyerek İslâm'ın gerçek yüzünü gizlemektedirler. 

Hayır!.. Konu büsbütün farklıdır. Yeryüzüne yayılmış bulunan bu cahiliyeden, İslâm'a geçiş geniş ve uzun bir süreçtir. İslâmi yaşam biçimi, bugünün ve dünün cahiliye yaşam biçimlerinden büsbütün farklıdır. İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu bu sıkıntılı durum; düzen ve kurumların bazı birimlerinde yapılacak eksik ve yüzeysel düzenlemelerle bir çözüme kavuşturulamaz. İnsanlığın kurtuluşu ancak bu geniş ve uzun süreçle, yaratıkların yöntemlerinden Yaratan'nın yöntemine, beşeri düzenlerden beşerin Rabbinin düzenine, kulların egemenliğinden kulların Rabbinin egemenliğine geçişin sağlandığı süreçle başarılabilinir. 

Bu, bir gerçekliktir. Bunun gibi diğer bir gerçek de, bunu açıkça söylememiz, insanları şüphe ve tereddüt içinde bırakmamamızdır. 

İlk başta insanlar bunu beğenmeyebilir, ürküp kaçabilirler. İslâm'a davetin başladığı ilk dönemde 

de onu beğenmemişler, ürküp kaçmışlardı. Muhammed'in (s.a.v.) kendi düşüncelerini aşağılaması, tanrılarını ayıplaması, kurumlarını inkar etmesi, adet ve geleneklerinden uzaklaşıp kendi ve kendisiyle birlikte olan az sayıdaki müslümanla cahiliye düzeninden farklı kurum, değer ve gelenekler ortaya koyması onları korkutmuş, ürkütmüştü. 

Sonra ne oldu? Sonra ilk başta beğenmedikleri; 

"Arslandan ürkerek kaçan yabanî merkeplere benzerler"'(Müddesir, 50-51) diye âyette ifade edildiği gibi ürkenler, onunla savaşanlar; ellerindeki bütün güçle karşı koydukları; Mekke'de zayıf iken korkunç işkenceler yaptıkları, Medine'de güçlü iken savaştıkları, mü'minlerin Rabbine sığındılar. 

Davet, ilk dönemde bugünkünden daha güçlü, daha iyi bir konumda değildi. Cahiliye tarafından görmemezlikten geliniyor, reddediliyordu. Makam ve mevki sahiplerinden uzak, Mekke vadisiyle sınırlıydı. O vakit bütün bir dünyaya yabancıydı. Bütün ilke ve amaçlarıyla kendisini reddeden güçlü büyük imparatorluklarla etrafı çevrilmişti. Bütün bunlara rağmen, bugün olduğu ve yarında olacağı gibi güçlüydü. Gerçek gücün unsurları bu akidenin yapısında gizlidir. Üzerine kurulduğu yalın ve açık gerçekte... Gücüne uzun müddet karşı koyma imkanı bulunmayan fıtratla olan uyumunda... İnsanlığın ekonomik, sosyal, bilimsel ve entellektüel alanlarda gelişme ve ilerlemesini sağlayacak güçte gizlidir. 

Cahiliyenin bütün bir maddi gücüne karşı koyuşunda, bir tek ilkesinden bile ödün vermemesinde, cahili hevesleri okşamamasında, hiç bir şeyini gizlememesinde; İslâm'ın insanlar için bir hayır, rahmet ve bereket olduğunu açıklarken sergilediği açıklıkta gizlidir. Böylece en kötü, en zor şartlarda çalışma imkanını elinde bulundurmuştur. 

İnsanları Yaratan; onların yapısını, kalplerine açılan kapıları, açık ve güçlü bir şekilde, eğip bükmeden Hakk haykırıldığında nasıl karşılık verileceğini bilir. 

İnsan nefsinde, bir hayattan başka bir hayata geçiş özelliği, yeteneği vardır. Çoğu zaman bu ona cüzî bazı düzenlemelerden daha kolay gelir. Bir hayattan başka bir hayata tam bir geçiş ve dönüşüm diğerinden yani küçük düzenlemelerden daha üstün daha yetkin ve daha temizdir. Bu geçişi sağlayacak bazı gerekçeler vardır. İslâm düzeni yalnızca orada burada bazı yüzeysel değişiklikler yapacaksa, o zaman cahili düzenden İslâmî düzene geçişin gerekçeleri nedir? Yürürlükteki düzenin ayakta kalması, mantığa daha yakındır. Çünkü en azından varolan bir düzendir. Restorasyonu ve düzenlenmesi mümkündür. Bir çok özelliği ile ona benzediğine göre bunun yıkılmasına, yürürlükte olmayan ve uygulanmayan bir düzene geçilmesine gerek yoktur. 

İslâm adına konuşurken, onu insanlara sunarken sanki o itham altındaymış da bu ithamı bertaraf etmek için gayret eden bazı insanlar da görüyoruz. Bu tür gayretlerden biri şudur: 

Çağdaş düzenlerin yaptıkları bazı şeyleri İslâm'ın yapmadığı, bu durumun İslâm için bir eksiklik, bir ayıp olduğu şeklindeki değerlendirmelere karşı İslâm'ın bu konularda, yaptıkları çağdaş uygarlığın bindörtyüz yıl sonra yaptığından başka bir şey değildir. Ne bayağı, ne kötü bir savunmadır bu ! 

İslâm, cahili düzenlerden ve onlardan kaynaklanan yanlış uygulamalardan gerekçe almaz. Bir çok kimseyi hayrete düşüren, ruhlarını hezimete uğratan bu uygarlıklar, aslında cahili düzenlerden başka bir şey değildir. İslâm'la karşılaştırıldığında onlar eksik, düşük ve bayağı kalırlar. Orada yaşayan halkın durumunun "İslâm ülkesi" ya da "İslâm dünyası" adı verilen yerlerde yaşayanlardan daha iyi olmasının hiç bir önem ve değeri yoktur. Çünkü onların, yani müslümanların bu kötü duruma düşmelerinin nedeni müslüman olmalarından değil, İslâm'ı terkettiklerinden dolayıdır. İslâm kendini insanlara sunarken şu delile dayanır; 

O, karşılaştırılamayacak bir şekilde onlardan daha iyidir. O düzenleri yerleştirmek için değil, değiştirmek; uygarlık kisvesine bürünen bu çamur deryasında çırpmanı kutlamak için değil, bu durumdan onu kurtarmak için gelmiştir. 

Yürürlükte olan bazı düzen, ideoloji ve fikirlerdeki İslâm'a olan benzerlikler bizi bozguna sürüklemesin. Doğudaki ve Batıdaki bu düzenleri reddediyoruz biz. Onların hepsini reddediyoruz. Çünkü İslâm insanlığın ulaşmasını istediği düzenle karşılaştırılınca onlar geri kalmış düzenlerdir. 

İnsanlara bu gerçekle seslenirken, fıtratlarının derinliklerinde bir düşünceden başka bir düşünceye, bir durumdan başka bir duruma geçişi sağlayacak genel İslâm düşüncesinin akidevî bir temelini sunuyoruz onlara. Onlara şöyle seslenirsek ikna edici bir delil getirmeyiz. 

Fiilen var olan bir düzenden; uygulanmayan fakat, yürürlükteki sisteminizi az bir değişikliğe uğratacak başka bir düzene gelin. Bunun kanıtı da şudur. Siz şu konuda Onun yaptığı gibi yapıyorsunuz. O sizden adetlerinizin, uygulamalarınızın bir kısmında değişiklik yapmanızı istiyor. Bu konularda sizce çok değerli olanlar olduğu gibi kalacak, onlara azıcık bile dokunulmayacaktır. 

Görünüşte kolay görünen budur. Oysa işin aslı öyle değildir. Çünkü gerçek bundan farklıdır. Gerçek, İslâm'ın düşünceleri, duyguları, düzen ve kurumlan, yasaları, kanunları, insanlığın yaşadığı cahiliye hayatını, cahiliye ile hiçbir bağı kalmayacak bir şekilde kökten değiştireceğidir. 

Yeterli olan, onları kula kulluktan yalnızca Allah'a kulluğa; hem genel, hem de özel olarak geçişi sağlamasıdır. 

"Dileyen iman etsin, dileyen de inkâr etsin." (Kehf, 29) 

"Kim inkâr ederse, Allah alemlerden müstağnidir." (Al-İmrân, 97) 


Seyyid Kutup ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Komutan namaz cezası veriyormuş</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13598</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 19:20:22 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13598</guid>
			<description><![CDATA[Diyarbakır'da şehit olan İsmail Uygun'un annesi, 3 aylık asker oğlunun namaz kıldığı için komutanı tarafından nöbet cezasına çarptırıldığını söyledi...

Şehit Jandarma Çavuş İsmail Uygun'un annesi Sultan Uygun, "Hep bizim gibi ailelerin çocukları şehit düşüyor. 2 yaşındaki torunum babasız kaldı. Ben vatan sağ olsun demeyeceğim." dedi. Şahit annesi, 3 aylık asker olan oğluna terör bölgesinde günde 7 saat nöbet tutturulmasına da tepki gösterdi. Acılı anne, "Komutanı oğluma namaz kıldığı için tepki gösteriyormuş. Günde 7 saat nöbet tutturuyormuş." diyerek feryat etti.
NAMAZINA GICIK KAPINCA 7 SAAT NÖBET

Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Kayacık beldesi kırsalında teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Jandarma er İsmail Uygun'un Kayseri'nin Turgut Reis mahallesinde oturan baba evinde büyük üzüntü yaşanıyor. Gece askeri yetkililerden aldıkları haberle yıkılan ailenin yakınları şehidin baba evine akın etti. Askerlik görevini kısa dönem olarak yapan er Uygun'un annesi Sultan Uygun'un ağıtları yürekleri dağladı. Şehit çavuşun 2 yaşındaki kızı Beyza'yı kucağına alarak gözyaşları döken Anne Uygun, "Şunun babasına nasıl kıydınız" diyerek PKK'ya lanet yağdırdı. 'Vatan sağ olsun' demeyeceğim" diyen acılı anne, "Oğlumun komutanı, namaz kıldığı için tepki gösteriyormuş. Onun gibi diğer kısa dönem askerler masa başında otururken 3 aylık er olan İsmail'im günde 7 saat nöbet tutuyormuş. Oğlum komutanına söyleyemiyordu ama bunları telefonda bize söylüyordu. Komutanı oğluma gıcık kapmış. Ayrıca hep bizim gibi insanların çocukları şehit düşüyor. Hiç gördünüz mü 'oğlum şehit oldu' diye ağlayan eli yüzü boyalı bir anne. Yok göremezsiniz. Ahmet Türk kameralar önünde zafer işareti yapıyor kimse bir şey diyemiyor. O yüzden vatan sağ olsun demeyeceğim." dedi. 
Şehir askerin eniştesi Tekin Coşkun da 3 aylık bir askere Doğu'da nöbet tutturulmasına anlam veremediğini söyledi. Coşkun, "Silah tutmasını bile bu kadar sürede bir asker öğrenemez. Ama onca saat nöbet tutturuluyor." diyerek kısa dönem askerlerin terörle mücadelede kullanılmasını eleştirdi. 3 yıl önce Ayşe Uygun'la hayatını birleştiren şehit er İsmail Uygun'un bu evlilikten 2 yaşında Beyza isimli bir çocuk sahibi olduğu öğrenildi. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nden mezun olan şehit çavuş'un terhisine 1.5 ay kaldığı belirtildi. 

Cihan
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Diyarbakır'da şehit olan İsmail Uygun'un annesi, 3 aylık asker oğlunun namaz kıldığı için komutanı tarafından nöbet cezasına çarptırıldığını söyledi...

Şehit Jandarma Çavuş İsmail Uygun'un annesi Sultan Uygun, "Hep bizim gibi ailelerin çocukları şehit düşüyor. 2 yaşındaki torunum babasız kaldı. Ben vatan sağ olsun demeyeceğim." dedi. Şahit annesi, 3 aylık asker olan oğluna terör bölgesinde günde 7 saat nöbet tutturulmasına da tepki gösterdi. Acılı anne, "Komutanı oğluma namaz kıldığı için tepki gösteriyormuş. Günde 7 saat nöbet tutturuyormuş." diyerek feryat etti.
NAMAZINA GICIK KAPINCA 7 SAAT NÖBET

Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Kayacık beldesi kırsalında teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen Jandarma er İsmail Uygun'un Kayseri'nin Turgut Reis mahallesinde oturan baba evinde büyük üzüntü yaşanıyor. Gece askeri yetkililerden aldıkları haberle yıkılan ailenin yakınları şehidin baba evine akın etti. Askerlik görevini kısa dönem olarak yapan er Uygun'un annesi Sultan Uygun'un ağıtları yürekleri dağladı. Şehit çavuşun 2 yaşındaki kızı Beyza'yı kucağına alarak gözyaşları döken Anne Uygun, "Şunun babasına nasıl kıydınız" diyerek PKK'ya lanet yağdırdı. 'Vatan sağ olsun' demeyeceğim" diyen acılı anne, "Oğlumun komutanı, namaz kıldığı için tepki gösteriyormuş. Onun gibi diğer kısa dönem askerler masa başında otururken 3 aylık er olan İsmail'im günde 7 saat nöbet tutuyormuş. Oğlum komutanına söyleyemiyordu ama bunları telefonda bize söylüyordu. Komutanı oğluma gıcık kapmış. Ayrıca hep bizim gibi insanların çocukları şehit düşüyor. Hiç gördünüz mü 'oğlum şehit oldu' diye ağlayan eli yüzü boyalı bir anne. Yok göremezsiniz. Ahmet Türk kameralar önünde zafer işareti yapıyor kimse bir şey diyemiyor. O yüzden vatan sağ olsun demeyeceğim." dedi. 
Şehir askerin eniştesi Tekin Coşkun da 3 aylık bir askere Doğu'da nöbet tutturulmasına anlam veremediğini söyledi. Coşkun, "Silah tutmasını bile bu kadar sürede bir asker öğrenemez. Ama onca saat nöbet tutturuluyor." diyerek kısa dönem askerlerin terörle mücadelede kullanılmasını eleştirdi. 3 yıl önce Ayşe Uygun'la hayatını birleştiren şehit er İsmail Uygun'un bu evlilikten 2 yaşında Beyza isimli bir çocuk sahibi olduğu öğrenildi. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nden mezun olan şehit çavuş'un terhisine 1.5 ay kaldığı belirtildi. 

Cihan
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Bunlardan hangisi sizde var ?</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13597</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 19:09:44 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13597</guid>
			<description><![CDATA[Bunlardan hangisi sizde var ?  varsa eklemek istedikleriniz .. yorumlarnız.. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bunlardan hangisi sizde var ?  varsa eklemek istedikleriniz .. yorumlarnız.. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Zincirleri Kırmalıyız&#8230; / Mehmet PAMAK</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13596</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 17:56:11 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13596</guid>
			<description><![CDATA[Köpekler serbest bırakıldı, bağlanıp da taşlar 
Büyük zulümle koparıldı, nice mâsum başlar 

Seküler zincire vuruldu, Kur'an ve Müslüman 
Tehdit ve düşman ilan edildi, tevhidi iman 

Kur'an; camide mahkum, Diyanet; sanki gardiyan 
Aydınlığı karanlık kuşattı, toplumu tuğyan 


Allah'la aldatıldı halk, şirke bulaştı iman 
Yaygınlaştı dinde tahrifat, ruhlarda isyan 


İslâmi hayat; eğitim, hicap, cemaat yasak 
Okul; tek tip cahiller üreten seküler tuzak 


Öğretmen; seküler rahip, okul; sanki tapınak 
Çocuk zihinler işgal edildi, korkutularak 


Kutsala karşı üretildi, seküler kutsallar 
Tarih diye yutturuldu, uydurulmuş masallar 


Kemalizm din sayılarak, devlet ilah yapıldı 
Devlete ve kurucusuna törenlerle tapıldı 


Fıtrat kirlendi, insan kuşatıldı resmi dinle 
Uyanıp sorgulamasın diye, özgür zihinle 


Okullar kışla gibiydi, faşizm kol geziyordu 
İtiraz edeni, hiç acımadan eziyordu 

Rahat- hazırol komutuyla başlatıldı eğitim 
Resmi tören ve din kıskacında tek tip öğütüm 


u dine tâbi, hatta İmam Hatip, İlâhiyât 
Seküler projeyle yapıldı, dinde tahrifat 

Müslüman halkı yozlaştırdı, bu seküler kültür
Laik devletçe yasaklanıp, horlandı tesettür 


Keyfilik, baskı, yasak ülkemize hâkim oldu 
Hak, adalet rafa kalktı, zorbalık kâim oldu 


Hukuk yok edilip, adalet alındı askıya 
Yargı alet oldu, bu ideolojik baskıya 


Yargı, sistemin elinde sanki bir kırbaç oldu
Halklar zulme uğradı, adalete muhtaç oldu

 
Her farklılık, aykırılık, hemen tehdit sayıldı
İslam'a ve Kürtlüğe, düşmanca saldırıldı 


deolojik tornadan geçti, yeni nesiller
Genç zihinleri kirletti, kör taklitçi sefiller 


Ruhlar esir oldu, düşünce atıldı zindana
Temel haklar yok sayılıp, zulmedildi insana 

Kemalist dogma konunca, Hakka iman yerine
Kara bulutlar abandı, ülkemiz üzerine 

Legal devlet yetmedi, halkı hizaya sokmaya
Darbeci çeteler vardı, kargaşa çıkarmaya 


Çete, alkol, uyuşturucu, ilk mektebe indi 
Ekin, nesil fesada uğradı, insan tükendi 

Tefessüh etti sistem, seksen yılda çürüdü
Yolsuzluk, yoksulluk, kokuşmuşluk, aldı yürüdü 

Böylece öğütüldü şahsiyet, bozuldu fıtrat, 
iteliksiz topluma yol açtı, büyük tahribat 

Sonuç; kimlik bunalımı ve fikir sarhoşluğu 
Heva, zan ve misyoner doldurdu, doğan boşluğu 

Serbest okunsa Kur'an, özgürce anlatılsa Hak
Hiç bu fesada kanar mı, Müslüman olan bir halk? 


ur'an kurtulsa, Diyanet denetimli zindandan
Tevhid topluma inse, minaredeki ezandan 


İslam doğru anlatılsa, câmi durmasa âtıl 
Hak kâim olsa, şüphesiz zail olacak bâtıl 


Müslüman! Zilletten kurtul, onurunu çiğnetme 
Zulmetme, zulmettirme, direnişi hiç terk etme 


Bil ki, hakları bedelsiz vermez, zulmeden alçak
Özgürlük armağan edilmez, fethedilir ancak 

Kalk! İtiraz et, hesap sor; hakkını al zalimden
Yoksa güç alıp, beslenir; suskun, zelil halinden 


Hakk'a vurulmuş zinciri, mutlaka kırmalıyız 
Baskı ve yasağa rağmen, Hakk'ı haykırmalıyız 

Mehmet PAMAK 



]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Köpekler serbest bırakıldı, bağlanıp da taşlar 
Büyük zulümle koparıldı, nice mâsum başlar 

Seküler zincire vuruldu, Kur'an ve Müslüman 
Tehdit ve düşman ilan edildi, tevhidi iman 

Kur'an; camide mahkum, Diyanet; sanki gardiyan 
Aydınlığı karanlık kuşattı, toplumu tuğyan 


Allah'la aldatıldı halk, şirke bulaştı iman 
Yaygınlaştı dinde tahrifat, ruhlarda isyan 


İslâmi hayat; eğitim, hicap, cemaat yasak 
Okul; tek tip cahiller üreten seküler tuzak 


Öğretmen; seküler rahip, okul; sanki tapınak 
Çocuk zihinler işgal edildi, korkutularak 


Kutsala karşı üretildi, seküler kutsallar 
Tarih diye yutturuldu, uydurulmuş masallar 


Kemalizm din sayılarak, devlet ilah yapıldı 
Devlete ve kurucusuna törenlerle tapıldı 


Fıtrat kirlendi, insan kuşatıldı resmi dinle 
Uyanıp sorgulamasın diye, özgür zihinle 


Okullar kışla gibiydi, faşizm kol geziyordu 
İtiraz edeni, hiç acımadan eziyordu 

Rahat- hazırol komutuyla başlatıldı eğitim 
Resmi tören ve din kıskacında tek tip öğütüm 


u dine tâbi, hatta İmam Hatip, İlâhiyât 
Seküler projeyle yapıldı, dinde tahrifat 

Müslüman halkı yozlaştırdı, bu seküler kültür
Laik devletçe yasaklanıp, horlandı tesettür 


Keyfilik, baskı, yasak ülkemize hâkim oldu 
Hak, adalet rafa kalktı, zorbalık kâim oldu 


Hukuk yok edilip, adalet alındı askıya 
Yargı alet oldu, bu ideolojik baskıya 


Yargı, sistemin elinde sanki bir kırbaç oldu
Halklar zulme uğradı, adalete muhtaç oldu

 
Her farklılık, aykırılık, hemen tehdit sayıldı
İslam'a ve Kürtlüğe, düşmanca saldırıldı 


deolojik tornadan geçti, yeni nesiller
Genç zihinleri kirletti, kör taklitçi sefiller 


Ruhlar esir oldu, düşünce atıldı zindana
Temel haklar yok sayılıp, zulmedildi insana 

Kemalist dogma konunca, Hakka iman yerine
Kara bulutlar abandı, ülkemiz üzerine 

Legal devlet yetmedi, halkı hizaya sokmaya
Darbeci çeteler vardı, kargaşa çıkarmaya 


Çete, alkol, uyuşturucu, ilk mektebe indi 
Ekin, nesil fesada uğradı, insan tükendi 

Tefessüh etti sistem, seksen yılda çürüdü
Yolsuzluk, yoksulluk, kokuşmuşluk, aldı yürüdü 

Böylece öğütüldü şahsiyet, bozuldu fıtrat, 
iteliksiz topluma yol açtı, büyük tahribat 

Sonuç; kimlik bunalımı ve fikir sarhoşluğu 
Heva, zan ve misyoner doldurdu, doğan boşluğu 

Serbest okunsa Kur'an, özgürce anlatılsa Hak
Hiç bu fesada kanar mı, Müslüman olan bir halk? 


ur'an kurtulsa, Diyanet denetimli zindandan
Tevhid topluma inse, minaredeki ezandan 


İslam doğru anlatılsa, câmi durmasa âtıl 
Hak kâim olsa, şüphesiz zail olacak bâtıl 


Müslüman! Zilletten kurtul, onurunu çiğnetme 
Zulmetme, zulmettirme, direnişi hiç terk etme 


Bil ki, hakları bedelsiz vermez, zulmeden alçak
Özgürlük armağan edilmez, fethedilir ancak 

Kalk! İtiraz et, hesap sor; hakkını al zalimden
Yoksa güç alıp, beslenir; suskun, zelil halinden 


Hakk'a vurulmuş zinciri, mutlaka kırmalıyız 
Baskı ve yasağa rağmen, Hakk'ı haykırmalıyız 

Mehmet PAMAK 



]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Daha önce Böyle Ev Göreniniz Varmi?</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13595</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 16:26:35 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13595</guid>
			<description><![CDATA[ 
 
 
 
 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ 
 
 
 
 
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>El Örmesi Ferrari</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13594</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 16:25:03 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13594</guid>
			<description><![CDATA[
 
 
İngiltere'de Bath Spa Üniversitesi'nde güzel sanatlar okuyan Lauren Porter (22) mezuniyet projesi için kocaman bir Ferrari ördü. 
Ferrari'nin pencerelerini V-Şeklinde çorap dikişiyle ve ayrıntılarını tığla işleyen Porter, eserini yapabilmek için ailesinden 20 kişinin ve arkadaslarının yardımını görmüş.


]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
 
 
İngiltere'de Bath Spa Üniversitesi'nde güzel sanatlar okuyan Lauren Porter (22) mezuniyet projesi için kocaman bir Ferrari ördü. 
Ferrari'nin pencerelerini V-Şeklinde çorap dikişiyle ve ayrıntılarını tığla işleyen Porter, eserini yapabilmek için ailesinden 20 kişinin ve arkadaslarının yardımını görmüş.


]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>adana kebabı</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13591</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 16:00:08 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13591</guid>
			<description><![CDATA[Adana Kebabı tarifiiçin Malzemeler : &#8226; 1kg Yağsız dana bonfile 
&#8226; 100gr Kuyruk yağı 
&#8226; 100gr Kuzu boşluğu 
&#8226; Karabiber 
&#8226; İsot 
&#8226; Tuz 
&#8226; 2 adet Soğan 
&#8226; 1 adet MaydonozAdana Kebabıyemeğinin hazırlanışı:Dana bonfile,kuruk yağı,kuzu boşluğu'nu kasaptan alırken hepsini geniş kıyma aynasında çektirin.

Çektirdiğiniz kıymayı baharatlarını atıp yarım saat çiğ köfte yoğurur gibi yoğurun ve buzdolabında bir gün bekletin. Soğanımızı rendeleyelim ve maydonozlarımızı ince,ince kıyalım soğanla maydonozu karıştırıp onuda birgün bekletelim. Kıymamızı dolaptan çıkarıp soğan ve maydonozu tülbent yardımıyla süzdürelim ve kıymamıza katalım ve yarım saat yoğurup dolapta dinlendirelim soğuyana kadar.

Şişe takarken şilerimizi sıvı yağla yağlayıp mangalın üstünde ısıtıp etlerimizi takalım. Neden etlerimiz daha rahat tutsun diye. Etlerimizi şişe takarken ellerimizi yağ yada suyla ısatalım etimiz elimize yapışmasın ve ayrıca şişe takarken etimizi parçalamayalım. Elimize aldığımız şişi sol elimizle tutup sağ elimizi parmak ucuyla şişin üstüne koyalım ve şiş avumuzun içine orturduğu zaman dört parmağımızla yukarıdan aşağı etimizi şişe yayalım.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Adana Kebabı tarifiiçin Malzemeler : &#8226; 1kg Yağsız dana bonfile 
&#8226; 100gr Kuyruk yağı 
&#8226; 100gr Kuzu boşluğu 
&#8226; Karabiber 
&#8226; İsot 
&#8226; Tuz 
&#8226; 2 adet Soğan 
&#8226; 1 adet MaydonozAdana Kebabıyemeğinin hazırlanışı:Dana bonfile,kuruk yağı,kuzu boşluğu'nu kasaptan alırken hepsini geniş kıyma aynasında çektirin.

Çektirdiğiniz kıymayı baharatlarını atıp yarım saat çiğ köfte yoğurur gibi yoğurun ve buzdolabında bir gün bekletin. Soğanımızı rendeleyelim ve maydonozlarımızı ince,ince kıyalım soğanla maydonozu karıştırıp onuda birgün bekletelim. Kıymamızı dolaptan çıkarıp soğan ve maydonozu tülbent yardımıyla süzdürelim ve kıymamıza katalım ve yarım saat yoğurup dolapta dinlendirelim soğuyana kadar.

Şişe takarken şilerimizi sıvı yağla yağlayıp mangalın üstünde ısıtıp etlerimizi takalım. Neden etlerimiz daha rahat tutsun diye. Etlerimizi şişe takarken ellerimizi yağ yada suyla ısatalım etimiz elimize yapışmasın ve ayrıca şişe takarken etimizi parçalamayalım. Elimize aldığımız şişi sol elimizle tutup sağ elimizi parmak ucuyla şişin üstüne koyalım ve şiş avumuzun içine orturduğu zaman dört parmağımızla yukarıdan aşağı etimizi şişe yayalım.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>kazandibi</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13590</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 15:58:57 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13590</guid>
			<description><![CDATA[Kazandibi tarifiiçin Malzemeler : &#8226; 1/2 bardak pirinç unu 
&#8226; 1/2 bardak nişasta 
&#8226; 5 bardak süt 
&#8226; 1 1/2 bardak toz şeker 
&#8226; 2 tatlı kaşığı vanilya 
&#8226; 1 tatlı kaşığı margarin 
&#8226; 3 yemek kaşığı pudra şekeri Kazandibiyemeğinin hazırlanışı:Pişerken topaklanmaması için pirinç unu ve nişastayı biraz süt ile ezerek bir tencereye koyun. Ateşi yakarak sütü ip gibi karışıma akıtın. Hep aynı yöne karıştırarak muhallebiyi 10 dakika pişirin.

Şekeri ilave edip karıştırın. Koyu bir kıvam alana kadar pişirin. Ateşi kapatın. Vanilyayı katıp karıştırın.

Teflon bir tepsiyi 1 kaşık margarin ile yağlayın. Üzerine pudra şekerini serpin. Muhallebiyi tepsiye düzgün bir şekilde yayın.

Tepsiyi orta hararetli ateşte her tarafını eşit sürede tutarak ve alttaki pudra şekeri kahverengileşinceye kadar pişirin. Şeker sıcakta karamelize olur ve sütlü tatlıların lezzetini arttırır. Şekerin karamelleşmesi kokusundan anlaşılır.

Tepsiyi ocaktan alıp içine soğuk su konmuş başka bir tepsinin içerisine oturtun. Soğuduktan sonra buzdolabında bir kaç saat bekletin.

Buzdolabından çıkartıp dilimleyin. Karamelize olmuş tarafını çevirip servis edin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kazandibi tarifiiçin Malzemeler : &#8226; 1/2 bardak pirinç unu 
&#8226; 1/2 bardak nişasta 
&#8226; 5 bardak süt 
&#8226; 1 1/2 bardak toz şeker 
&#8226; 2 tatlı kaşığı vanilya 
&#8226; 1 tatlı kaşığı margarin 
&#8226; 3 yemek kaşığı pudra şekeri Kazandibiyemeğinin hazırlanışı:Pişerken topaklanmaması için pirinç unu ve nişastayı biraz süt ile ezerek bir tencereye koyun. Ateşi yakarak sütü ip gibi karışıma akıtın. Hep aynı yöne karıştırarak muhallebiyi 10 dakika pişirin.

Şekeri ilave edip karıştırın. Koyu bir kıvam alana kadar pişirin. Ateşi kapatın. Vanilyayı katıp karıştırın.

Teflon bir tepsiyi 1 kaşık margarin ile yağlayın. Üzerine pudra şekerini serpin. Muhallebiyi tepsiye düzgün bir şekilde yayın.

Tepsiyi orta hararetli ateşte her tarafını eşit sürede tutarak ve alttaki pudra şekeri kahverengileşinceye kadar pişirin. Şeker sıcakta karamelize olur ve sütlü tatlıların lezzetini arttırır. Şekerin karamelleşmesi kokusundan anlaşılır.

Tepsiyi ocaktan alıp içine soğuk su konmuş başka bir tepsinin içerisine oturtun. Soğuduktan sonra buzdolabında bir kaç saat bekletin.

Buzdolabından çıkartıp dilimleyin. Karamelize olmuş tarafını çevirip servis edin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Arapça Hikaye - Türkçe Tercümesiyle Birlikte</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13588</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 15:42:10 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13588</guid>
			<description><![CDATA[
&#1571;&#1581;&#1605;&#1583; &#1575;&#1604;&#1601;&#1602;&#1585;&#1575;&#1569; 

&#1571;&#1581;&#1605;&#1583; &#1604;&#1604;&#1575;&#1605;&#1607; &#1608;&#1575;&#1576;&#1610;&#1607; &#1603;&#1575;&#1606;&#1608;&#1575; &#1601;&#1602;&#1585;&#1575;&#1569;. &#1603;&#1575;&#1606;&#1608;&#1575; &#1610;&#1593;&#1610;&#1588;&#1608;&#1606; &#1601;&#1609; &#1605;&#1606;&#1586;&#1604; &#1589;&#1594;&#1610;&#1585; &#1605;&#1593; &#1594;&#1585;&#1601;&#1577; &#1608;&#1575;&#1581;&#1583;&#1577;. &#1581;&#1610;&#1579; &#1575;&#1606; &#1608;&#1575;&#1604;&#1583;&#1607; &#1603;&#1575;&#1606; &#1587;&#1608;&#1569; &#1575;&#1604;&#1585;&#1574;&#1578;&#1610;&#1606; &#1548; &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1605;&#1578;&#1602;&#1575;&#1593;&#1583; &#1575;&#1580;&#1576;&#1575;&#1585;&#1610;&#1575;. &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1575;&#1606;&#1607;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1583;&#1585;&#1587;&#1577; &#1575;&#1604;&#1575;&#1576;&#1578;&#1583;&#1575;&#1569;&#1610;&#1607; &#1601;&#1610; &#1589;&#1593;&#1608;&#1576;&#1577; &#1593;&#1606; &#1591;&#1585;&#1610;&#1602; &#1576;&#1610;&#1593; &#1575;&#1604;&#1576;&#1587;&#1603;&#1608;&#1610;&#1578;&#1607; &#1575;&#1604;&#1605;&#1605;&#1604;&#1581; &#1582;&#1575;&#1585;&#1580; &#1575;&#1604;&#1605;&#1583;&#1585;&#1587;&#1577; &#1575;&#1604;&#1608;&#1602;&#1578;. &#1576;&#1607; &#1601;&#1609; &#1608;&#1602;&#1578; &#1604;&#1575;&#1581;&#1602; &#1576;&#1605;&#1587;&#1575;&#1593;&#1583;&#1577; &#1580;&#1575;&#1585;&#1577; &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1576;&#1583;&#1571; &#1575;&#1604;&#1593;&#1605;&#1604; &#1601;&#1610; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1606; &#1578;&#1601;&#1593;&#1604; &#1605;&#1575; &#1610;&#1589;&#1604; &#1575;&#1604;&#1594;&#1587;&#1604;. &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1602;&#1583; &#1575;&#1578;&#1582;&#1584;&#1578; &#1575;&#1604;&#1582;&#1591;&#1608;&#1577; &#1575;&#1604;&#1575;&#1608;&#1604;&#1609; &#1604;&#1578;&#1581;&#1602;&#1610;&#1602; &#1575;&#1581;&#1604;&#1575;&#1605;&#1607;. &#1608;&#1584;&#1603;&#1585; &#1575;&#1606;&#1607; &#1575;&#1580;&#1578;&#1605;&#1593; &#1575;&#1604;&#1585;&#1575;&#1574;&#1593; &#1575;&#1604;&#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1575;&#1604;&#1578;&#1610; &#1575;&#1587;&#1578;&#1582;&#1583;&#1605;&#1578; &#1587;&#1575;&#1576;&#1602;&#1575; &#1604;&#1571;&#1606;&#1592;&#1585; &#1582;&#1604;&#1601; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1608;&#1610;&#1606;&#1583;&#1608;&#1586;. &#1575;&#1604;&#1570;&#1606; &#1604;&#1583;&#1610;&#1607; &#1579;&#1604;&#1575;&#1579; &#1583;&#1608;&#1585;&#1575;&#1578; &#1603;&#1575;&#1605;&#1604;&#1577; &#1601;&#1610; &#1575;&#1604;&#1610;&#1608;&#1605;. &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1571;&#1576;&#1602;&#1609; &#1593;&#1605;&#1608; veli &#1548; &#1575;&#1604;&#1584;&#1610; &#1603;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1591;&#1576;&#1582; &#1601;&#1610; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1548; &#1608;&#1605;&#1585;&#1575;&#1602;&#1576;&#1577;. &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1578;&#1593;&#1604;&#1605; &#1575;&#1604;&#1591;&#1576;&#1582; &#1605;&#1606;&#1607; &#1548; &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1587;&#1610;&#1603;&#1608;&#1606; &#1603;&#1608;&#1603; &#1576;&#1606;&#1601;&#1587;&#1607; &#1548; &#1608;&#1604;&#1603;&#1606; &#1575;&#1610;&#1590;&#1575; &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1587;&#1578;&#1593;&#1605;&#1604; &#1604;&#1610;&#1587; &#1601;&#1610; &#1571;&#1610; &#1588;&#1582;&#1589; &#1570;&#1582;&#1585; &#1548; &#1608;&#1604;&#1603;&#1606; &#1604;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1601;&#1610; &#1576;&#1604;&#1583;&#1577; &#1608;&#1575;&#1581;&#1583;&#1577;. 
&#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1601;&#1578;&#1581; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1601;&#1610; &#1608;&#1587;&#1591; &#1575;&#1604;&#1605;&#1583;&#1610;&#1606;&#1577; &#1576;&#1593;&#1583; &#1575;&#1606; &#1603;&#1575;&#1606; &#1602;&#1583; &#1601;&#1593;&#1604; &#1582;&#1583;&#1605;&#1578;&#1607; &#1575;&#1604;&#1593;&#1587;&#1603;&#1585;&#1610;&#1577;. &#1604;&#1575;&#1606; &#1604;&#1607; &#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1604;&#1584;&#1610;&#1584; &#1580;&#1583;&#1575; &#1548; &#1575;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1603;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1603;&#1575;&#1605;&#1604;&#1577; &#1604;&#1604;&#1586;&#1576;&#1575;&#1574;&#1606;. &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1583;&#1582;&#1604; &#1580;&#1610;&#1583;. &#1608;&#1601;&#1610; &#1576;&#1593;&#1590; &#1575;&#1604;&#1575;&#1581;&#1610;&#1575;&#1606; &#1578;&#1587;&#1578;&#1582;&#1583;&#1605; &#1575;&#1604;&#1601;&#1602;&#1585;&#1575;&#1569; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1580;&#1610;&#1569; &#1575;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1608;&#1571;&#1603;&#1604; &#1608;&#1580;&#1576;&#1577; &#1605;&#1580;&#1575;&#1606;&#1610;&#1607;. 
&#1575;&#1604;&#1606;&#1608;&#1575;&#1583;&#1604; &#1575;&#1604;&#1593;&#1575;&#1605;&#1604;&#1610;&#1606; &#1601;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1608;&#1575;&#1604;&#1586;&#1576;&#1575;&#1574;&#1606; &#1604;&#1575; &#1610;&#1605;&#1603;&#1606; &#1575;&#1604;&#1593;&#1579;&#1608;&#1585; &#1593;&#1604;&#1609; &#1571;&#1610; &#1575;&#1581;&#1587;&#1575;&#1587; &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; 's&#1575;&#1604;&#1584;&#1607;&#1575;&#1576; &#1608;&#1578;&#1585;&#1603; &#1575;&#1579;&#1606;&#1610;&#1606; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1604;&#1608;&#1581;&#1575;&#1578; &#1601;&#1575;&#1585;&#1594;&#1607; &#1575;&#1604;&#1580;&#1583;&#1608;&#1604; &#1582;&#1604;&#1575;&#1604; &#1571;&#1608;&#1602;&#1575;&#1578; &#1575;&#1604;&#1594;&#1583;&#1575;&#1569;. &#1608;&#1603;&#1610;&#1601; &#1571;&#1606;&#1607;&#1605; &#1610;&#1593;&#1585;&#1601;&#1608;&#1606; &#1575;&#1606; &#1603;&#1575;&#1606;&#1608;&#1575; &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1575;&#1604;&#1581;&#1575;&#1604;&#1610;&#1577; &#1604;&#1571;&#1605;&#1607; &#1608;&#1575;&#1576;&#1610;&#1607; &#1548; &#1608;&#1605;&#1606;&#1607;&#1605; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1601;&#1602;&#1585; &#1602;&#1583; &#1575;&#1606;&#1578;&#1607;&#1609; &#1605;&#1606;&#1584; &#1587;&#1606;&#1608;&#1575;&#1578;&#1567; &#1603;&#1605;&#1575; &#1575;&#1606;&#1607;&#1575; &#1604;&#1606; &#1578;&#1603;&#1608;&#1606; &#1602;&#1575;&#1583;&#1585;&#1577; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1575;&#1587;&#1578;&#1605;&#1575;&#1593; &#1573;&#1604;&#1609; &#1571;&#1606;&#1607; &#1601;&#1610; &#1581;&#1610;&#1606; &#1571;&#1606; &#1608;&#1590;&#1593; &#1575;&#1604;&#1604;&#1608;&#1581;&#1575;&#1578; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1591;&#1575;&#1608;&#1604;&#1607; &#1608;&#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1603;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1578;&#1584;&#1605;&#1585; "&#1575;&#1606;&#1578; &#1604;&#1606; &#1578;&#1576;&#1602;&#1609; &#1575;&#1603;&#1579;&#1585; &#1605;&#1606; &#1575;&#1610; &#1580;&#1575;&#1574;&#1593; &#1575;&#1604;&#1570;&#1606; &#1593;&#1604;&#1609; &#1605;&#1608;&#1605;&#1610;&#1575;&#1569; &#1608;&#1575;&#1604;&#1571;&#1576;. &#1607;&#1604; &#1602;&#1575;&#1605;&#1578; &#1575;&#1604;&#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1608;&#1575;&#1581;&#1589;&#1604; &#1593;&#1604;&#1609; &#1606;&#1601;&#1587;&#1603; &#1580;&#1583;&#1575; &#1575;&#1604;&#1603;&#1575;&#1605;&#1604;&#1577;. " 

&#1576;&#1602;&#1604;&#1605; : &#1587;&#1585;&#1583;&#1575;&#1585; yildirim
							   FAKİR  AHMET Annesi, babası fakirdi Ahmet&#8217;in.  Tek göz odalı bir gecekonduda oturuyorlardı. Babasının ciğerleri hasta olduğundan zorunlu emekliye ayrılmıştı. Ahmet okul olmadığı zamanlar simit satarak zorlukla ilkokulu bitirdi. Daha sonra komşusunun yardımıyla bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdi. Ahmet hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atmıştı. Eskiden lokantaların camları arkasında gördüğü o güzelim yemeklere kavuşmuştu. Artık günde üç öğün karnı doyuyordu. Lokantada yemek pişiren Veli dayıyı göz hapsine almıştı. Ondan yemek yapmayı öğrenecek ve kendi de bir aşçı olacaktı ama Ahmet başkasının lokantasında değil kendi lokantasında görevini yerine getirecekti. Ahmet askerden geldikten sonra şehrin mevki yerinde lokanta açtı. Yaptığı yemekler çok lezzetli olduğu için  lokanta müşterilerle dolup taşıyordu. Kazancı yerindeydi. Ara sıra muhtaç insanlar lokantaya gelirdi ve bedava yemek yerlerdi. Lokantada çalışan garsonlar ve müşteriler Ahmet&#8217;in  öğle vakitleri boş bir masaya giderek masanın üstüne iki tabak yemek bırakmasına bir anlam veremezlerdi. Onlar ne bileceklerdi yıllar önce sefaletin bitirdiği anne ve babasına Ahmet&#8217;in  armağanını. Hem onlar duyamazlardı ki, tabakları masanın üstüne bırakırken Ahmet&#8217;in  &#8220; Bundan sonra aç kalmayacaksınız anneciğim ve babacığım. Alın yemeklerinizi karnınızı bir güzel doyurun &#8220;  diye mırıldandığını. Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
&#1571;&#1581;&#1605;&#1583; &#1575;&#1604;&#1601;&#1602;&#1585;&#1575;&#1569; 

&#1571;&#1581;&#1605;&#1583; &#1604;&#1604;&#1575;&#1605;&#1607; &#1608;&#1575;&#1576;&#1610;&#1607; &#1603;&#1575;&#1606;&#1608;&#1575; &#1601;&#1602;&#1585;&#1575;&#1569;. &#1603;&#1575;&#1606;&#1608;&#1575; &#1610;&#1593;&#1610;&#1588;&#1608;&#1606; &#1601;&#1609; &#1605;&#1606;&#1586;&#1604; &#1589;&#1594;&#1610;&#1585; &#1605;&#1593; &#1594;&#1585;&#1601;&#1577; &#1608;&#1575;&#1581;&#1583;&#1577;. &#1581;&#1610;&#1579; &#1575;&#1606; &#1608;&#1575;&#1604;&#1583;&#1607; &#1603;&#1575;&#1606; &#1587;&#1608;&#1569; &#1575;&#1604;&#1585;&#1574;&#1578;&#1610;&#1606; &#1548; &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1605;&#1578;&#1602;&#1575;&#1593;&#1583; &#1575;&#1580;&#1576;&#1575;&#1585;&#1610;&#1575;. &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1575;&#1606;&#1607;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1583;&#1585;&#1587;&#1577; &#1575;&#1604;&#1575;&#1576;&#1578;&#1583;&#1575;&#1569;&#1610;&#1607; &#1601;&#1610; &#1589;&#1593;&#1608;&#1576;&#1577; &#1593;&#1606; &#1591;&#1585;&#1610;&#1602; &#1576;&#1610;&#1593; &#1575;&#1604;&#1576;&#1587;&#1603;&#1608;&#1610;&#1578;&#1607; &#1575;&#1604;&#1605;&#1605;&#1604;&#1581; &#1582;&#1575;&#1585;&#1580; &#1575;&#1604;&#1605;&#1583;&#1585;&#1587;&#1577; &#1575;&#1604;&#1608;&#1602;&#1578;. &#1576;&#1607; &#1601;&#1609; &#1608;&#1602;&#1578; &#1604;&#1575;&#1581;&#1602; &#1576;&#1605;&#1587;&#1575;&#1593;&#1583;&#1577; &#1580;&#1575;&#1585;&#1577; &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1576;&#1583;&#1571; &#1575;&#1604;&#1593;&#1605;&#1604; &#1601;&#1610; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1606; &#1578;&#1601;&#1593;&#1604; &#1605;&#1575; &#1610;&#1589;&#1604; &#1575;&#1604;&#1594;&#1587;&#1604;. &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1602;&#1583; &#1575;&#1578;&#1582;&#1584;&#1578; &#1575;&#1604;&#1582;&#1591;&#1608;&#1577; &#1575;&#1604;&#1575;&#1608;&#1604;&#1609; &#1604;&#1578;&#1581;&#1602;&#1610;&#1602; &#1575;&#1581;&#1604;&#1575;&#1605;&#1607;. &#1608;&#1584;&#1603;&#1585; &#1575;&#1606;&#1607; &#1575;&#1580;&#1578;&#1605;&#1593; &#1575;&#1604;&#1585;&#1575;&#1574;&#1593; &#1575;&#1604;&#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1575;&#1604;&#1578;&#1610; &#1575;&#1587;&#1578;&#1582;&#1583;&#1605;&#1578; &#1587;&#1575;&#1576;&#1602;&#1575; &#1604;&#1571;&#1606;&#1592;&#1585; &#1582;&#1604;&#1601; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1608;&#1610;&#1606;&#1583;&#1608;&#1586;. &#1575;&#1604;&#1570;&#1606; &#1604;&#1583;&#1610;&#1607; &#1579;&#1604;&#1575;&#1579; &#1583;&#1608;&#1585;&#1575;&#1578; &#1603;&#1575;&#1605;&#1604;&#1577; &#1601;&#1610; &#1575;&#1604;&#1610;&#1608;&#1605;. &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1571;&#1576;&#1602;&#1609; &#1593;&#1605;&#1608; veli &#1548; &#1575;&#1604;&#1584;&#1610; &#1603;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1591;&#1576;&#1582; &#1601;&#1610; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1548; &#1608;&#1605;&#1585;&#1575;&#1602;&#1576;&#1577;. &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1578;&#1593;&#1604;&#1605; &#1575;&#1604;&#1591;&#1576;&#1582; &#1605;&#1606;&#1607; &#1548; &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1587;&#1610;&#1603;&#1608;&#1606; &#1603;&#1608;&#1603; &#1576;&#1606;&#1601;&#1587;&#1607; &#1548; &#1608;&#1604;&#1603;&#1606; &#1575;&#1610;&#1590;&#1575; &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1587;&#1578;&#1593;&#1605;&#1604; &#1604;&#1610;&#1587; &#1601;&#1610; &#1571;&#1610; &#1588;&#1582;&#1589; &#1570;&#1582;&#1585; &#1548; &#1608;&#1604;&#1603;&#1606; &#1604;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1601;&#1610; &#1576;&#1604;&#1583;&#1577; &#1608;&#1575;&#1581;&#1583;&#1577;. 
&#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1601;&#1578;&#1581; &#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1601;&#1610; &#1608;&#1587;&#1591; &#1575;&#1604;&#1605;&#1583;&#1610;&#1606;&#1577; &#1576;&#1593;&#1583; &#1575;&#1606; &#1603;&#1575;&#1606; &#1602;&#1583; &#1601;&#1593;&#1604; &#1582;&#1583;&#1605;&#1578;&#1607; &#1575;&#1604;&#1593;&#1587;&#1603;&#1585;&#1610;&#1577;. &#1604;&#1575;&#1606; &#1604;&#1607; &#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1604;&#1584;&#1610;&#1584; &#1580;&#1583;&#1575; &#1548; &#1575;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1603;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1603;&#1575;&#1605;&#1604;&#1577; &#1604;&#1604;&#1586;&#1576;&#1575;&#1574;&#1606;. &#1608;&#1602;&#1575;&#1604; &#1575;&#1606;&#1607; &#1583;&#1582;&#1604; &#1580;&#1610;&#1583;. &#1608;&#1601;&#1610; &#1576;&#1593;&#1590; &#1575;&#1604;&#1575;&#1581;&#1610;&#1575;&#1606; &#1578;&#1587;&#1578;&#1582;&#1583;&#1605; &#1575;&#1604;&#1601;&#1602;&#1585;&#1575;&#1569; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1580;&#1610;&#1569; &#1575;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1608;&#1571;&#1603;&#1604; &#1608;&#1580;&#1576;&#1577; &#1605;&#1580;&#1575;&#1606;&#1610;&#1607;. 
&#1575;&#1604;&#1606;&#1608;&#1575;&#1583;&#1604; &#1575;&#1604;&#1593;&#1575;&#1605;&#1604;&#1610;&#1606; &#1601;&#1609; &#1575;&#1604;&#1605;&#1591;&#1593;&#1605; &#1608;&#1575;&#1604;&#1586;&#1576;&#1575;&#1574;&#1606; &#1604;&#1575; &#1610;&#1605;&#1603;&#1606; &#1575;&#1604;&#1593;&#1579;&#1608;&#1585; &#1593;&#1604;&#1609; &#1571;&#1610; &#1575;&#1581;&#1587;&#1575;&#1587; &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; 's&#1575;&#1604;&#1584;&#1607;&#1575;&#1576; &#1608;&#1578;&#1585;&#1603; &#1575;&#1579;&#1606;&#1610;&#1606; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1604;&#1608;&#1581;&#1575;&#1578; &#1601;&#1575;&#1585;&#1594;&#1607; &#1575;&#1604;&#1580;&#1583;&#1608;&#1604; &#1582;&#1604;&#1575;&#1604; &#1571;&#1608;&#1602;&#1575;&#1578; &#1575;&#1604;&#1594;&#1583;&#1575;&#1569;. &#1608;&#1603;&#1610;&#1601; &#1571;&#1606;&#1607;&#1605; &#1610;&#1593;&#1585;&#1601;&#1608;&#1606; &#1575;&#1606; &#1603;&#1575;&#1606;&#1608;&#1575; &#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1575;&#1604;&#1581;&#1575;&#1604;&#1610;&#1577; &#1604;&#1571;&#1605;&#1607; &#1608;&#1575;&#1576;&#1610;&#1607; &#1548; &#1608;&#1605;&#1606;&#1607;&#1605; &#1605;&#1606; &#1575;&#1604;&#1601;&#1602;&#1585; &#1602;&#1583; &#1575;&#1606;&#1578;&#1607;&#1609; &#1605;&#1606;&#1584; &#1587;&#1606;&#1608;&#1575;&#1578;&#1567; &#1603;&#1605;&#1575; &#1575;&#1606;&#1607;&#1575; &#1604;&#1606; &#1578;&#1603;&#1608;&#1606; &#1602;&#1575;&#1583;&#1585;&#1577; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1575;&#1587;&#1578;&#1605;&#1575;&#1593; &#1573;&#1604;&#1609; &#1571;&#1606;&#1607; &#1601;&#1610; &#1581;&#1610;&#1606; &#1571;&#1606; &#1608;&#1590;&#1593; &#1575;&#1604;&#1604;&#1608;&#1581;&#1575;&#1578; &#1593;&#1604;&#1609; &#1575;&#1604;&#1591;&#1575;&#1608;&#1604;&#1607; &#1608;&#1575;&#1581;&#1605;&#1583; &#1603;&#1575;&#1606; &#1575;&#1604;&#1578;&#1584;&#1605;&#1585; "&#1575;&#1606;&#1578; &#1604;&#1606; &#1578;&#1576;&#1602;&#1609; &#1575;&#1603;&#1579;&#1585; &#1605;&#1606; &#1575;&#1610; &#1580;&#1575;&#1574;&#1593; &#1575;&#1604;&#1570;&#1606; &#1593;&#1604;&#1609; &#1605;&#1608;&#1605;&#1610;&#1575;&#1569; &#1608;&#1575;&#1604;&#1571;&#1576;. &#1607;&#1604; &#1602;&#1575;&#1605;&#1578; &#1575;&#1604;&#1608;&#1580;&#1576;&#1575;&#1578; &#1608;&#1575;&#1581;&#1589;&#1604; &#1593;&#1604;&#1609; &#1606;&#1601;&#1587;&#1603; &#1580;&#1583;&#1575; &#1575;&#1604;&#1603;&#1575;&#1605;&#1604;&#1577;. " 

&#1576;&#1602;&#1604;&#1605; : &#1587;&#1585;&#1583;&#1575;&#1585; yildirim
							   FAKİR  AHMET Annesi, babası fakirdi Ahmet&#8217;in.  Tek göz odalı bir gecekonduda oturuyorlardı. Babasının ciğerleri hasta olduğundan zorunlu emekliye ayrılmıştı. Ahmet okul olmadığı zamanlar simit satarak zorlukla ilkokulu bitirdi. Daha sonra komşusunun yardımıyla bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdi. Ahmet hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atmıştı. Eskiden lokantaların camları arkasında gördüğü o güzelim yemeklere kavuşmuştu. Artık günde üç öğün karnı doyuyordu. Lokantada yemek pişiren Veli dayıyı göz hapsine almıştı. Ondan yemek yapmayı öğrenecek ve kendi de bir aşçı olacaktı ama Ahmet başkasının lokantasında değil kendi lokantasında görevini yerine getirecekti. Ahmet askerden geldikten sonra şehrin mevki yerinde lokanta açtı. Yaptığı yemekler çok lezzetli olduğu için  lokanta müşterilerle dolup taşıyordu. Kazancı yerindeydi. Ara sıra muhtaç insanlar lokantaya gelirdi ve bedava yemek yerlerdi. Lokantada çalışan garsonlar ve müşteriler Ahmet&#8217;in  öğle vakitleri boş bir masaya giderek masanın üstüne iki tabak yemek bırakmasına bir anlam veremezlerdi. Onlar ne bileceklerdi yıllar önce sefaletin bitirdiği anne ve babasına Ahmet&#8217;in  armağanını. Hem onlar duyamazlardı ki, tabakları masanın üstüne bırakırken Ahmet&#8217;in  &#8220; Bundan sonra aç kalmayacaksınız anneciğim ve babacığım. Alın yemeklerinizi karnınızı bir güzel doyurun &#8220;  diye mırıldandığını. Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>İslam'da sağlık ve temizliğin önemi</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13587</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 15:38:49 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13587</guid>
			<description><![CDATA[Evlilik hazırlıkları sona erdiğinde ve genç kadın ile erkek tam bir aşk ve ilgiyle hayatlarına başladıklarında hayatta temel konumu bulunan işlere dikkat etmeli ve bu işler hususunda lakayt kalmaktan, gevşemekten, tembellik ve gaflet içine girmekten gerçekten sakınılmalıdır. Bu işlerden biri de şüphesiz hayatın bütün boyutlarında sağlık ve temizliğe önem vermektir. 

Beden, saçlar, ağız, diş, elbise, halı, ev eşyaları, özellikle de mutfak eşyaları ve özetle günlük hayatla bağlantısı olan her şey sağlık açısından dikkatle kontrol edilmelidir. 
Genç çiftlerden bazıları hayatlarının başlangıcında, temizlik ve sağlığa teveccüh etmekten gaflet etmektedirler. Sadece yemek ve zahiri lezzetlerden nasiplenmekle iktifa etmektedirler. Hayatlarında düzen ve temizlikten bir eser yoktur. Bu bilgisizliği selim fıtrat sahibi, faal akıl sahibi ve ilahi din asla kabul etmemektedir. Hatta ondan şiddetle nefret etmektedir. Ayrıca bu lakaytlık ve dikkatsizliğin, bir zaman geçtikten sonra hayat atmosferine hakim olması, evi ve ev halkını sağlık ve esenlik açısından tüm batınî ve zahiri işlere oranla tehdit etmesi, özellikle de çocukların durumu üzerinde olumsuz etkiler yaratması mümkündür. Böylece onları lakayt, aptal, hastalıklı, zelil, zayıf, toplumun yükü haline getirebilir, varlıkları her türlü fesat ve günahın kaynağı haline gelebilir. 
Merhamet sahibi Allah Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zahir ve batın taharetine riayet eden, ruh ve beden sağlığına dikkat gösteren, can ve cisimlerini bütün pisliklerden temiz tutan kimselere karşı aşk ve muhabbet ilanında bulunmakta ve şöyle buyurmaktadır. &#8220;Allah şüphesiz daima tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.&#8221; 
İslam mektebi, başka bir tabirle nübüvvet ve imamet medresesi ve başka bir tabirle Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beytinin, yani masum imamların sözlerinde tecelli eden vahiy dininde, hayatın bütün alanlarında temizliğe ve sağlığa riayet etmek diğer bütün mektepler arasında eşsiz bir konumdadır. Beş bin kanunu geçen bu semavi medresenin sağlık kanunları beşbinden fazladır. Bunlardan bir bölümü Vesail&#8217;uş- Şia kitabının birinci ve ikinci ciltlerinde yer almıştır. Bu kanunlar bütün sağlık kanunlarının üstündedir. Zerafet, letafet ve temizliğe teşvik hususunda, fevkalade ilginç bir konumdadır. 
Aziz İslam dini onbeşe yakın etkeni ve temizleme vesilesi olarak tanıtmıştır ki böyle bir akış ve metod, dünyada mevcut mektepler arasında asla görülmemektedir. 
İslam kirlenmek, kirletmek ve bir çok hususlarda kirliliğe ortam sağlamayı haram olarak ilan etmiştir ve bunu işleyeni de suçlu kabul etmekte, kıyamet günü cezaya uğramaya müstahak olduğunu söylemektedir. 
Akar su, kuyu suyu, çeşme suyu, yağmur suyu, uzunluğu, genişliği ve derinliği üç buçuk karış olan durgun su, necis bir şeyin üzerine dökülen ve necis şeyi temizleyecek ölçüde olan az su, toprak, yer, güneşin ışığı, ateş, necis olan bir şeyin başka bir şeye dönüşümü, kendi yerinde ve tayin edilen yerlerde temizleyici maddelerden sayılmıştır. Allah Resulü (s.a.a) çok önemli birkaç rivayette temizliğin ve taharetin önemine işaret buyurmuştur. Görüş sahiplerine göre de bu İslami meselelerin ilginçliğindendir: &#8220;Temizlik imanın yarısıdır.&#8221; 

Ne kadar ilginçtir ki imanın yarısı ahlaki ve ameli meselelerin tümü diğer yarısı ise temizlik ve taharete teveccüh etmektir: &#8220;Kulun hesaba çekildiği ilk şey temizliğidir.&#8221; 
Allah Resulü, ağız ve dişlerin, saçların, yüzün, elbisenin, giysilerin, evin, ev eşyalarının, sokak ve caddelerin, şehir ve memleketlerin, hatta mezarlıklardaki ölülerin sağlık ve temizliği hususunda çok hassas davranmıştır; sağlık ve temizliğe riayet hususunda bütün dünya insanlarından daha üstün bir konumda idiler. 
Peygamber (s.a.a), ölülerin, sedir ağacı suyu, kafur suyu ve halis suyla yıkanmasını, secde yerlerine kafur konulmasını, kabrin derin kazılmasını, taşların diziminde ve toprağın dökülmesinde belli bir düzene riayet edilmesini, böylece ölünün bedeninin mezarda çürümesi, toprak ve kafurla bileşimi hususunda şehir, memleket ve canlıların sağlık ilkelerine riayet edilmesini emretmiştir. Bütün bunlar ilginç emirlerdendir ve o yüce ve üstün insanın ilim ve bakışının ilginçliklerindendir. 
Peygamber&#8217;in zahir ve batın temizliğine riayet ölçüsü, o kadar yüce idi ki, ilim ve basireti Hz. Hakk&#8217;ın ilim, hikmet ve ilminin göstergesi ve günahlardan arınmış birisi olan Müminlerin Emiri (a.s), Hz. Peygamber&#8217;i en temiz bir insan olarak tanıtmış ve bütün dünya insanlarından o mukaddes vücudu her türlü ruh ve beden temizliği hususunda örnek almalarını istemiştir. 
&#8220;En pak olan Peygamberine (s.a.a) uy; şüphesiz onda kendisine uyan kimse için bir örnek vardır.&#8221; 
Allah Resulü şöyle buyurmuştur: &#8220;Şüphesiz Allah temizdir, temizi sever; Allah naziftir ve nezafeti sever.&#8221; 
Temizlik ve paklığın makamı, değeri ve yüceliği nereye kadardır ki onlar hakkında konuşmak, Hakkın zatının haremiyle ilişkilidir. 
Müminlerin Emiri şöyle buyurmuştur: &#8220;Kendinizi başkalarına eziyet eden kötü kokulardan temizleyin, kendi vücudunuz hakkında sorumlu davranın. Allah Teala insanların kendisiyle oturmaktan nefret ettiği kuluna buğzeder.&#8221; 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Bu bedenlerinizi temizleyiniz ki Allah da sizi temizlesin. Şüphesiz kul temizlik ve paklık içinde sabahlarsa, bir melek ona eşlik eder ve geceden geçen her saatte melek şöyle der: &#8220;Allah&#8217;ım! Kuluna mağfiret et ki o geceyi temizlikle geçirdi.&#8221; 
Hak Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Kirli insan ne de kötü kuldur.&#8221; 
Hakeza şöyle buyurmuştur: &#8220;Pis insanlar helak olmuşlardır.&#8221; 
Cabir b. Abdillah&#8217;tan şöyle rivayet edilmiştir: &#8220;Resulullah (s.a.a) dağınık saçları kötü bir şekilde yüzüne dökülen birini gördüğünde şöyle buyurdu: &#8220;O kimse saçlarını düzene koyacak ve süslenecek bir şey bulamadı mı? &#8221; Başka birinin ise kirli ve pis elbiseler giydiğini görünce şöyle buyurdu: &#8220;Elbisesinin pisliklerini yıkayacak bir su bulamadı mı? &#8221; 
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Evleri süpürmek fakirliği giderir.&#8221; Altıncı İmam (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Kapları yıkamak ve evin önünü süpürmek rızık getirir.&#8221; Müminlerin Emiri (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Evin toz toprağını kapının arkasında toplamayınız; şüphesiz orası şeytanın sığınağıdır.&#8221; 
Şeytan kelimesi &#8220;şetene&#8221; kelimesinden türenmiştir ve bu kelime pis, aşağılık, eziyet eden ve kötü varlık anlamındadır. 
Bu ilginç ve azametli mucize, Hak Resulünün ve ilahi veliler olan Şia&#8217;nın masum İmamlarının (a.s) görüşünün bir ürünüdür. Mikrobun varlığı keşfedilmeden kaç asır önce şeytan yani pis varlık kelimesini kullanarak bu mikrobu haber vermişlerdir. 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Süprüntünün akşama kadar evde kalmasına müsaade etmeyin. Onu gündüz vakti evden çıkarınız. Şüphesiz o şeytanın oturağıdır.&#8221; 
Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Gücünüz yettiği kadar temizlik yapınız. Şüphesiz Allah-u Teala İslam&#8217;ı temizlik üzere bina etmiştir. Cennette de sadece temiz olan girebilir.&#8221; 
İmam Rıza (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Peygamberlerin ahlakından biri de temizliktir.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) Aişe&#8217;ye şöyle buyurmuştur: &#8220;Bu iki elbiseyi yıka; sen elbisenin Hak Teala'yı tesbih ettiğini bilmiyor musun? Elbise kirlenince tesbihi kesilir.&#8221; 
Yüce Allah&#8217;ın temizliğe ve taharete olan aşkı ile Kur&#8217;an ayetlerine ve taharet ve nezafet hakkındaki önemli rivayetlere teveccühen, ev halkı, beden, elbise, ev eşyası, evin içi ve evin dışı hususunda güçleri yettiğince temizliğe riayet etmelidirler. Bu konuda evin erkeği de, takva ve iyilik üzere yardımlaşmayı emreden Kur&#8217;an kaidesi esasınca temizlik işinde eşine yardımcı olmalıdır. Evin kadını da evi, ev eşyalarını, ev ehlinin elbiselerini temizlemeli, bu yolla eşini sevindirmeli ve Hz. Hakkın hoşnutluğunu elde etmelidir. Bu kadın için ahlaki bir gereksinimdir. Kadın ev halkının esenliğini garantilemeli, böylece dert, hastalık, sıkıntı ve rahatsızlık nedenleri ortadan kalkmış olacaktır. 
Evin kadını şu anlama da dikkat etmelidir ki, ev işleri için adım atmak, evi yönetmek, ev halkının rahatlığını ve huzurunu sağlamak da bir ibadettir. Şüphesiz Hz. Hak nezdinde bu yaptıklarının bir mükafatı ve bir ecri vardır. 
Ağız ve Diş Sağlığı 
Diş ve ağız sağlığı bugün çok önemli dikkate değer konulardandır. Uzman kişiler şöyle demektedirler: Bedensel hastalıkların çoğu, özellikle de son derece hassas olan sindirim organı ile ilgili hastalıkların çoğu ağız ve diş sağlığı ile ilgilidir. Yüce Allah&#8217;ın insana inayet buyurduğu diş oldukça önemli bir nimettir. İnsana sağlığını korumada çok önemli bir etken konumundadır. Çiğnemek dişler vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Çiğnemek hususu güzel bir şekilde yapılacak olursa sindirim organının doğal çalışmasının sürdürülmesini garantiler ve neticede de insanın sağlığının devamına neden olur. 
Başkalarının nefret etmesine ve eziyet görmesine sebep olan hususlardan biri de ağız kokusudur. Bazen çok çirkin bir hale gelen bu ağız kokusu, ağız ve diş sağlığına dikkatsizliğinin ürünüdür ve yiyeceğin diş ve diş etlerinin arasında kalmasının ürünüdür. 
Diş ve diş etlerini yok eden pyorrhea hastalığının, bir çok hastalıkların, özellikle de kalp hastalığının önemli bir nedeni de diş ve ağız sağlığına dikkatsizliğin bir ürünüdür. İnsanlar eğer biraz vakit ayırarak her yemek yedikten sonra ağzını yıkar, dişlerini fırçalarsa, ağzını tuzlu suyla çalkalarsa bir taraftan, ağız, diş ve boğaz sağlığına yardımcı olmuş olur ve diğer taraftan da dikkatsiz davrandığı zaman ortadan kalkan diş sağlığını tekrar kazanmak için büyük harcamalara düşmekten güvende kalır. Uzun yıllar hatta ömrünün sonuna kadar tam bir huzur içinde dişlerinden istifade edebilir. 
İslam güneşi susuz, bitkisiz, insanlarının okuma yazma bilmediği hatta en küçük bir ilimden dahi nasipleri olmadığı bir ortamda doğmuş olmasına rağmen insanların sağlığı için tüm boyutlarıyla sağlığa riayet ederek özellikle de diş ve ağız sağlığı hususunda bu mektebin azametini ve bu medresenin önemini gösteren bir takım kanun ve ilkeler ortaya koymuş ve bu dinin davetçisinin merhamet sahibi Allah tarafından insanları irşad ve hidayet için geldiğini ve de bu mektebin on iki masum önderinin hakkın seçkinleri olduğunu isbat etmektedir. 

Şimdi de bu din bilginlerinin diş ve ağız sağlığı hususundaki bazı sözlerine dikkat ediniz: 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer ümmetime zorluk ve meşakkate düşmeseydi, şüphesiz her namazda dişlerini fırçalamalarını emrederdim.&#8221; 
Altıncı İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Misvak kullanmak Peygamberlerin ahlakındandır.&#8221; 
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer insanlar misvaktaki faydaları bilecek olsalardı, şüphesiz yatakta da dişlerini fırçalarlardı.&#8221; 
İmam Sadık&#8217;a (a.s) , &#8220;Bütün yaratıklar insan mı? &#8221; diye sorulunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: &#8220;Misvak kullanmayı terk edenleri bırak.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Şüphesiz Cebrail bana sürekli misvak kullanmamı tavsiye etti. Öyle ki misvak kullanmadığım takdirde dişlerimden mahrum kalmaktan korktum.&#8221; 
Başka bir yerde ise Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Cebrail bana, sürekli misvak kullanmamı tavsiye etti. Öyle ki onu farz kılacağını sandım.&#8221; 
İmam Sadık (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Misvak kullanmakta on iki haslet vardır: Dini bir iştir, ağzı temizlemektedir, gözü aydınlatmaktadır, hakkı hoşnut etmektedir, dişleri beyazlatmaktadır, çürüklüğü gidermektedir, diş etlerini sağlamlaştırmaktadır, insanın iştahını açmaktadır, sindirim organından balgamı sökmektedir, hafıza gücünü çoğaltmaktadır, güzellikleri artırmaktadır, melekleri sevindirmektedir.&#8221; 

Misvak kullanmanın şekli hususunda ise diş ve ağız hastalıkları uzmanları ve uzman doktorlar dişlerin enine, yavaş bir şekilde birkaç defa misvak edilmesini söylemektedirler. Allah Resulünden de bu konuda çok önemli rivayet nakledilmiştir. Biset zamanına teveccühen bunun da Peygamber-i Ekrem&#8217;in ilmin mucizelerinden birisi olduğunu söylemek gerekir. 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: 
&#8220;Dişlerinizi enine misvaklayınız, uzunluğuna misvak kullanmaktan sakınınız.&#8221; 
Allah Resulü her gece dişini üç defa misvaklıyordu: Uyumadan önce, uyuduktan sonra (kalkıp) Kur&#8217;an okumak istediğinde ve sabah namazı için camiye gitmeden önce. Cebrail&#8217;in tavsiyesi üzere Erak çubuğuyla misvak yapıyordu.&#8221; 
Yiyecekler Hususunda Sağlık Sistemi 
Büyük sindirim organı, diş, ağız, su, ekmek ve Hakkın diğer nimetleri merhamet sahibi olan Allah&#8217;ın insana lütuflarındandır. Helal maddeler elde etme, tüketim biçimi, beden sağlığı ile ilgili ilkeler, nihayette ruh ve akıl esenliği, neticede aile ve toplumun esenliği hususunda yüzde yüz etkili olan bir çok emirler Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de ve İslami rivayetlerde yer almıştır. Öyle anlaşılıyor ki bu emirlerin bazısına uymak şer&#8217;i açıdan farzdır diğer bazılarına uymak ahlaki açıdan farzdır, diğer bazılarına uymak ise önemle vurgulanmış müstahap emirlerden biridir. Farz düzeyinde yer alan bu ilkelere aykırı davranmak haramdır ve kıyamet azabına sebep olmaktadır. Önemle vurgulanmış müstahapları terk etmek ise bir çok ziyan, zarar, bedenin çökmesine ve bedenin bir çok hastalıkları kabule hazır hale gelmesine sebep olmaktadır. 
Kur&#8217;an-ı Kerim'de farz olan emirlerden en önemlisi hayatı sürdürmek için mal ve evlat sahibi olmak, helal yoldan ev, elbise ve yiyecek temin etmektir. 
&#8220;Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah&#8217;a ibadet ediyorsanız, o&#8217;na şükredin.&#8221; 

Hakeza: &#8220;Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın; zira o sizin için apaçık bir düşmandır.&#8221; 
Hakeza: &#8220;Yiyin için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.&#8221; 
Bu emirlerde temiz olmak, helal olmak ve israftan kaçınmak söz konusu edilmiştir. Helal yoldan temin etmek ve yiyeceklerin temiz olmasına özen göstermek farzdır. Tüketimde israfa kaçmak ise haramdır. Helala dikkat etmemek, haram, pis, necis ve temiz olmayan yiyecekler yemek, israfa düşmek, hakka aykırıdır, insanın kendine ve başkalarına zulmetmesidir. Şüphesiz azaba ve ilahi cezaya da sebep olmaktadır. 
Evin erkeği, bu konudaki İslam'ın yüce öğretileriyle aşina olmalı ve onu evine intikal ettirmelidir ki ev ve aile ortamı tertemiz kalsın, o ev halkı gelişme ve kemal yolunu kat edebilsin, kendisi ve diğerleri için hayır ve iyilik kaynağı haline gelsin. 
Çok Yemenin Zararları 
Emir'ul Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemek ve çok uyumak insanın vücudunu bozar ve zararlara sebep olur.&#8221; Hakeza Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yiyen kimsenin sıhhati azalır ve masrafı kendisine ağır gelir.&#8221; 
Yine şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemek açgözlülüktendir; açgözlülük de ayıplardandır.&#8221; 
Altıncı İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Müminin kalbi için çok yemekten daha zararlı bir şey yoktur. Çok yemek iki şeye neden olur: Kalp katılığı ve şehvet heyecanına.&#8221; 
Yüce Allah İsrail oğullarına şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemeyiniz, şüphesiz çok yiyen kimsenin uykusu çok olur, çok uyuyan kimsenin namazı az olur, namazı az olan kimse ise gafillerden yazılır.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemekten sakınınız; şüphesiz çok yemek, bedeni bozar, hastalıklara neden olur ve ibadet hususunda insanı tembelleştirir. .&#8221; 
Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah katında dolu karından daha nefretli bir şey yoktur.&#8221; 
Musa b. Cafer (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer insanlar yiyecekte itidalli olsalardı, şüphesiz bedenleri de itidalli olurdu.&#8221; 
Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yiyecek ve içecek hususunda çok ilginç emirler vermiştir. Söylemek gerekir ki bunlar peygamberin ilginç emirlerindendir ve de tıp ilminin kökleridir: 
&#8220;İştahın olduğunda ye ve iştahın varken yemekten el çek.&#8221; 
Yemek üstüne yemek şüphesiz sindirim organları için çok zararlıdır. Beden sağlığı için ciddi bir tehdit konumundadır. Tam acıktığında yemek ve tam doymadan yemekten el çekmek bedenin neşat ve esenliğini korumak, ömrün devamını sağlamak, insanın dinamik ve hareketli olması için en büyük ilkedir. 
İbretli Bir Hikaye 
Meşhur olduğu üzere büyük emirlerden birisi Medine&#8217;ye insanları tedavi etmesi için uzman bir doktor gönderdi. Bu doktor bir müddet Medine&#8217;de kaldı ama ona müracaat edenler çok azdı veya müracaat eden hiç kimse yoktu. Bu meseleye şaşıran doktor Allah Resulü&#8217;nün (s.a.a) huzuruna vararak şikayette bulundu. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: &#8220;Bu şehrin durumu böyledir zira ben insanlara tam iştahları olmadıkça yemek yememelerini ve henüz doymadan yemekten el çekmelerini söyledim.&#8221; O doktor şöyle arz etti: &#8220;Siz tıp ve sağlığın bütün kanunlarını bu bir emrinizle beyan etmişsiniz. Bu yüzden bu şehrin halkı kolay kolay hasta olmamaktadırlar.&#8221; 
Ali (a.s) yemeğe başlamak hususunda çok önemli bir tavsiyede bulunarak şöyle buyurmuştur: &#8220;Yemeğe tuzla başlayınız. Eğer insanlar tuzda olan faydaları bilselerdi, onu denenmiş ilaçlara tercih ederlerdi.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) sıcak yemek yemeyi yasaklamış; Allah&#8217;ın, sıcaklığı gitmiş yemekleri bereketli kıldığını ilan etmiş ve soğuması için yemeğe üfürülmesini de yasaklamıştır. 
İnsan yemek yerken yanında bir canlı varsa insanın ona teveccüh etmemesi şiddetle yasaklanmıştır. 
Necih şöyle diyor: &#8220;İmam Hasan-ı Mücteba&#8217;yı (a.s) yemek yerken gördüm, karşısında bir köpek durmuştu, bir lokmayı kendisi yiyor ve bir lokmayı da köpeğe veriyordu. Ona şöyle arz ettim: Neden bu hayvanı buradan kovmuyorsunuz? &#8221; İmam şöyle buyurdu: &#8220;Bırak kalsın; Allah&#8217;tan, canlı bir hayvan yemek yediğimde bana bakarken ona karşı ilgisiz kalmaktan haya ediyorum.&#8221; 
Evet, hem yemek, hem de yedirmek gerekir. Zira yemek bedenin bir gereğidir. Yedirmek ise ahlak ve yüceliğin tecellisidir. İhtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gidermek Hak Teala'nın rahmet lütuf ve mağfiretine sebep olmaktadır. 
Bu konuda, aileye, akrabalara ve insanlara karşı sıkı davranmak insaftan uzak bir davranıştır ve de şeytanın rengine bürünmektir. 
Hz. Hasan-ı Mücteba (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Sofrada on iki haslet vardır ki her Müslümanın onları tanıması gerekir: &#8220;Nimeti ve nimet yaratıcısını tanımak, günlük işlerinde hakkın takdirine rızayet göstermek, yemek yerken bismillah demek, yemek yedikten sonra nimete şükretmek, yemek yemeden önce abdest almak, sol tarafına oturmak, üç parmağıyla yemek, parmaklarını yalamak, önüne bırakılandan yemek, lokmayı küçük tutmak, güzel çiğnemek ve sofrada oturanlara az bakmak.&#8221; 
İmam Rıza (a.s) da şöyle tavsiyede bulunmuşlardır: &#8220;Gece az yiyiniz zira; az ve hafif yemek, liyakatinize ve zayıflığınıza yardımcı olur.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Her kimin Allah nezdinde tesbihi ve Allah&#8217;ı övmesi çok, yiyeceği, içeceği ve uykusu az olursa, ilahi meleklerin iştiyakına mahzar olur.&#8221; 
Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Elbise, yiyecek ve içecek hususunda beden ve karınlarınıza insaflı davranınız; şüphesiz bu riayet nübüvvetin bir parçasıdır.&#8221; 
Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur: &#8220;Az yemek, nefsin yüceliği ve sıhhatin devam sebebidir.&#8221; 
Hakeza İmam Ali (as. ) şöyle buyurmuştur: &#8220;Münezzeh olan Allah, kulun salahını dilediğinde takdirde ona az konuşmayı, az uyumayı, az yemeyi ilham eder.&#8221; 
İlk aşamada evin reisinin, daha sonra da ev halkının ciddi ve kesin olarak riayet etmeleri gereken önemli meselelerden biri de sigara, nargile ve benzeri dumanlı maddelerden sakınmalarıdır. 
Dumanlı maddeler her türüyle, Şii fakihlerinden bazısının görüşüne göre şer&#8217;i açıdan haramdır. Zira tedricen insanın sağlığını tehdit etmekte ve bazen de ahlaki ve toplumsal fesatlara sebep olmaktadır. 
İslam&#8217;ın şiddetle yasakladığı şeylerden diğer biri de tarak, havlu, diş fırçası ve genellikle şahsi kullanılan malların ortak kullanımıdır. 
Bu meselelerin, bütün aileler ve özellikle de aile reisi tarafından, cisim, ahlak ve ruhu koruma açısından riayet edilmesi gerekir. Zira bu tür şeylere riayet, dini emirlere riayet olduğundan ibadet sayılmaktadır. Bunlara riayet etmemek ise, günah olmanın yanı sıra kınanmaya ve Hakkın cezasına neden olmaktadır. 
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: 
&#8220;Güzel ahlaklı olunuz. Şüphesiz güzel ahlak cennettedir. Kötü ahlaktan sakınınız. Şüphesiz kötü ahlak ise ateştedir.&#8221; 

(Vesail, c. 16, s. 29, Alu&#8217;l Beyt baskısı)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Evlilik hazırlıkları sona erdiğinde ve genç kadın ile erkek tam bir aşk ve ilgiyle hayatlarına başladıklarında hayatta temel konumu bulunan işlere dikkat etmeli ve bu işler hususunda lakayt kalmaktan, gevşemekten, tembellik ve gaflet içine girmekten gerçekten sakınılmalıdır. Bu işlerden biri de şüphesiz hayatın bütün boyutlarında sağlık ve temizliğe önem vermektir. 

Beden, saçlar, ağız, diş, elbise, halı, ev eşyaları, özellikle de mutfak eşyaları ve özetle günlük hayatla bağlantısı olan her şey sağlık açısından dikkatle kontrol edilmelidir. 
Genç çiftlerden bazıları hayatlarının başlangıcında, temizlik ve sağlığa teveccüh etmekten gaflet etmektedirler. Sadece yemek ve zahiri lezzetlerden nasiplenmekle iktifa etmektedirler. Hayatlarında düzen ve temizlikten bir eser yoktur. Bu bilgisizliği selim fıtrat sahibi, faal akıl sahibi ve ilahi din asla kabul etmemektedir. Hatta ondan şiddetle nefret etmektedir. Ayrıca bu lakaytlık ve dikkatsizliğin, bir zaman geçtikten sonra hayat atmosferine hakim olması, evi ve ev halkını sağlık ve esenlik açısından tüm batınî ve zahiri işlere oranla tehdit etmesi, özellikle de çocukların durumu üzerinde olumsuz etkiler yaratması mümkündür. Böylece onları lakayt, aptal, hastalıklı, zelil, zayıf, toplumun yükü haline getirebilir, varlıkları her türlü fesat ve günahın kaynağı haline gelebilir. 
Merhamet sahibi Allah Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de zahir ve batın taharetine riayet eden, ruh ve beden sağlığına dikkat gösteren, can ve cisimlerini bütün pisliklerden temiz tutan kimselere karşı aşk ve muhabbet ilanında bulunmakta ve şöyle buyurmaktadır. &#8220;Allah şüphesiz daima tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.&#8221; 
İslam mektebi, başka bir tabirle nübüvvet ve imamet medresesi ve başka bir tabirle Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beytinin, yani masum imamların sözlerinde tecelli eden vahiy dininde, hayatın bütün alanlarında temizliğe ve sağlığa riayet etmek diğer bütün mektepler arasında eşsiz bir konumdadır. Beş bin kanunu geçen bu semavi medresenin sağlık kanunları beşbinden fazladır. Bunlardan bir bölümü Vesail&#8217;uş- Şia kitabının birinci ve ikinci ciltlerinde yer almıştır. Bu kanunlar bütün sağlık kanunlarının üstündedir. Zerafet, letafet ve temizliğe teşvik hususunda, fevkalade ilginç bir konumdadır. 
Aziz İslam dini onbeşe yakın etkeni ve temizleme vesilesi olarak tanıtmıştır ki böyle bir akış ve metod, dünyada mevcut mektepler arasında asla görülmemektedir. 
İslam kirlenmek, kirletmek ve bir çok hususlarda kirliliğe ortam sağlamayı haram olarak ilan etmiştir ve bunu işleyeni de suçlu kabul etmekte, kıyamet günü cezaya uğramaya müstahak olduğunu söylemektedir. 
Akar su, kuyu suyu, çeşme suyu, yağmur suyu, uzunluğu, genişliği ve derinliği üç buçuk karış olan durgun su, necis bir şeyin üzerine dökülen ve necis şeyi temizleyecek ölçüde olan az su, toprak, yer, güneşin ışığı, ateş, necis olan bir şeyin başka bir şeye dönüşümü, kendi yerinde ve tayin edilen yerlerde temizleyici maddelerden sayılmıştır. Allah Resulü (s.a.a) çok önemli birkaç rivayette temizliğin ve taharetin önemine işaret buyurmuştur. Görüş sahiplerine göre de bu İslami meselelerin ilginçliğindendir: &#8220;Temizlik imanın yarısıdır.&#8221; 

Ne kadar ilginçtir ki imanın yarısı ahlaki ve ameli meselelerin tümü diğer yarısı ise temizlik ve taharete teveccüh etmektir: &#8220;Kulun hesaba çekildiği ilk şey temizliğidir.&#8221; 
Allah Resulü, ağız ve dişlerin, saçların, yüzün, elbisenin, giysilerin, evin, ev eşyalarının, sokak ve caddelerin, şehir ve memleketlerin, hatta mezarlıklardaki ölülerin sağlık ve temizliği hususunda çok hassas davranmıştır; sağlık ve temizliğe riayet hususunda bütün dünya insanlarından daha üstün bir konumda idiler. 
Peygamber (s.a.a), ölülerin, sedir ağacı suyu, kafur suyu ve halis suyla yıkanmasını, secde yerlerine kafur konulmasını, kabrin derin kazılmasını, taşların diziminde ve toprağın dökülmesinde belli bir düzene riayet edilmesini, böylece ölünün bedeninin mezarda çürümesi, toprak ve kafurla bileşimi hususunda şehir, memleket ve canlıların sağlık ilkelerine riayet edilmesini emretmiştir. Bütün bunlar ilginç emirlerdendir ve o yüce ve üstün insanın ilim ve bakışının ilginçliklerindendir. 
Peygamber&#8217;in zahir ve batın temizliğine riayet ölçüsü, o kadar yüce idi ki, ilim ve basireti Hz. Hakk&#8217;ın ilim, hikmet ve ilminin göstergesi ve günahlardan arınmış birisi olan Müminlerin Emiri (a.s), Hz. Peygamber&#8217;i en temiz bir insan olarak tanıtmış ve bütün dünya insanlarından o mukaddes vücudu her türlü ruh ve beden temizliği hususunda örnek almalarını istemiştir. 
&#8220;En pak olan Peygamberine (s.a.a) uy; şüphesiz onda kendisine uyan kimse için bir örnek vardır.&#8221; 
Allah Resulü şöyle buyurmuştur: &#8220;Şüphesiz Allah temizdir, temizi sever; Allah naziftir ve nezafeti sever.&#8221; 
Temizlik ve paklığın makamı, değeri ve yüceliği nereye kadardır ki onlar hakkında konuşmak, Hakkın zatının haremiyle ilişkilidir. 
Müminlerin Emiri şöyle buyurmuştur: &#8220;Kendinizi başkalarına eziyet eden kötü kokulardan temizleyin, kendi vücudunuz hakkında sorumlu davranın. Allah Teala insanların kendisiyle oturmaktan nefret ettiği kuluna buğzeder.&#8221; 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Bu bedenlerinizi temizleyiniz ki Allah da sizi temizlesin. Şüphesiz kul temizlik ve paklık içinde sabahlarsa, bir melek ona eşlik eder ve geceden geçen her saatte melek şöyle der: &#8220;Allah&#8217;ım! Kuluna mağfiret et ki o geceyi temizlikle geçirdi.&#8221; 
Hak Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Kirli insan ne de kötü kuldur.&#8221; 
Hakeza şöyle buyurmuştur: &#8220;Pis insanlar helak olmuşlardır.&#8221; 
Cabir b. Abdillah&#8217;tan şöyle rivayet edilmiştir: &#8220;Resulullah (s.a.a) dağınık saçları kötü bir şekilde yüzüne dökülen birini gördüğünde şöyle buyurdu: &#8220;O kimse saçlarını düzene koyacak ve süslenecek bir şey bulamadı mı? &#8221; Başka birinin ise kirli ve pis elbiseler giydiğini görünce şöyle buyurdu: &#8220;Elbisesinin pisliklerini yıkayacak bir su bulamadı mı? &#8221; 
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Evleri süpürmek fakirliği giderir.&#8221; Altıncı İmam (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Kapları yıkamak ve evin önünü süpürmek rızık getirir.&#8221; Müminlerin Emiri (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Evin toz toprağını kapının arkasında toplamayınız; şüphesiz orası şeytanın sığınağıdır.&#8221; 
Şeytan kelimesi &#8220;şetene&#8221; kelimesinden türenmiştir ve bu kelime pis, aşağılık, eziyet eden ve kötü varlık anlamındadır. 
Bu ilginç ve azametli mucize, Hak Resulünün ve ilahi veliler olan Şia&#8217;nın masum İmamlarının (a.s) görüşünün bir ürünüdür. Mikrobun varlığı keşfedilmeden kaç asır önce şeytan yani pis varlık kelimesini kullanarak bu mikrobu haber vermişlerdir. 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Süprüntünün akşama kadar evde kalmasına müsaade etmeyin. Onu gündüz vakti evden çıkarınız. Şüphesiz o şeytanın oturağıdır.&#8221; 
Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Gücünüz yettiği kadar temizlik yapınız. Şüphesiz Allah-u Teala İslam&#8217;ı temizlik üzere bina etmiştir. Cennette de sadece temiz olan girebilir.&#8221; 
İmam Rıza (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Peygamberlerin ahlakından biri de temizliktir.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) Aişe&#8217;ye şöyle buyurmuştur: &#8220;Bu iki elbiseyi yıka; sen elbisenin Hak Teala'yı tesbih ettiğini bilmiyor musun? Elbise kirlenince tesbihi kesilir.&#8221; 
Yüce Allah&#8217;ın temizliğe ve taharete olan aşkı ile Kur&#8217;an ayetlerine ve taharet ve nezafet hakkındaki önemli rivayetlere teveccühen, ev halkı, beden, elbise, ev eşyası, evin içi ve evin dışı hususunda güçleri yettiğince temizliğe riayet etmelidirler. Bu konuda evin erkeği de, takva ve iyilik üzere yardımlaşmayı emreden Kur&#8217;an kaidesi esasınca temizlik işinde eşine yardımcı olmalıdır. Evin kadını da evi, ev eşyalarını, ev ehlinin elbiselerini temizlemeli, bu yolla eşini sevindirmeli ve Hz. Hakkın hoşnutluğunu elde etmelidir. Bu kadın için ahlaki bir gereksinimdir. Kadın ev halkının esenliğini garantilemeli, böylece dert, hastalık, sıkıntı ve rahatsızlık nedenleri ortadan kalkmış olacaktır. 
Evin kadını şu anlama da dikkat etmelidir ki, ev işleri için adım atmak, evi yönetmek, ev halkının rahatlığını ve huzurunu sağlamak da bir ibadettir. Şüphesiz Hz. Hak nezdinde bu yaptıklarının bir mükafatı ve bir ecri vardır. 
Ağız ve Diş Sağlığı 
Diş ve ağız sağlığı bugün çok önemli dikkate değer konulardandır. Uzman kişiler şöyle demektedirler: Bedensel hastalıkların çoğu, özellikle de son derece hassas olan sindirim organı ile ilgili hastalıkların çoğu ağız ve diş sağlığı ile ilgilidir. Yüce Allah&#8217;ın insana inayet buyurduğu diş oldukça önemli bir nimettir. İnsana sağlığını korumada çok önemli bir etken konumundadır. Çiğnemek dişler vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Çiğnemek hususu güzel bir şekilde yapılacak olursa sindirim organının doğal çalışmasının sürdürülmesini garantiler ve neticede de insanın sağlığının devamına neden olur. 
Başkalarının nefret etmesine ve eziyet görmesine sebep olan hususlardan biri de ağız kokusudur. Bazen çok çirkin bir hale gelen bu ağız kokusu, ağız ve diş sağlığına dikkatsizliğinin ürünüdür ve yiyeceğin diş ve diş etlerinin arasında kalmasının ürünüdür. 
Diş ve diş etlerini yok eden pyorrhea hastalığının, bir çok hastalıkların, özellikle de kalp hastalığının önemli bir nedeni de diş ve ağız sağlığına dikkatsizliğin bir ürünüdür. İnsanlar eğer biraz vakit ayırarak her yemek yedikten sonra ağzını yıkar, dişlerini fırçalarsa, ağzını tuzlu suyla çalkalarsa bir taraftan, ağız, diş ve boğaz sağlığına yardımcı olmuş olur ve diğer taraftan da dikkatsiz davrandığı zaman ortadan kalkan diş sağlığını tekrar kazanmak için büyük harcamalara düşmekten güvende kalır. Uzun yıllar hatta ömrünün sonuna kadar tam bir huzur içinde dişlerinden istifade edebilir. 
İslam güneşi susuz, bitkisiz, insanlarının okuma yazma bilmediği hatta en küçük bir ilimden dahi nasipleri olmadığı bir ortamda doğmuş olmasına rağmen insanların sağlığı için tüm boyutlarıyla sağlığa riayet ederek özellikle de diş ve ağız sağlığı hususunda bu mektebin azametini ve bu medresenin önemini gösteren bir takım kanun ve ilkeler ortaya koymuş ve bu dinin davetçisinin merhamet sahibi Allah tarafından insanları irşad ve hidayet için geldiğini ve de bu mektebin on iki masum önderinin hakkın seçkinleri olduğunu isbat etmektedir. 

Şimdi de bu din bilginlerinin diş ve ağız sağlığı hususundaki bazı sözlerine dikkat ediniz: 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer ümmetime zorluk ve meşakkate düşmeseydi, şüphesiz her namazda dişlerini fırçalamalarını emrederdim.&#8221; 
Altıncı İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Misvak kullanmak Peygamberlerin ahlakındandır.&#8221; 
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer insanlar misvaktaki faydaları bilecek olsalardı, şüphesiz yatakta da dişlerini fırçalarlardı.&#8221; 
İmam Sadık&#8217;a (a.s) , &#8220;Bütün yaratıklar insan mı? &#8221; diye sorulunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: &#8220;Misvak kullanmayı terk edenleri bırak.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Şüphesiz Cebrail bana sürekli misvak kullanmamı tavsiye etti. Öyle ki misvak kullanmadığım takdirde dişlerimden mahrum kalmaktan korktum.&#8221; 
Başka bir yerde ise Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Cebrail bana, sürekli misvak kullanmamı tavsiye etti. Öyle ki onu farz kılacağını sandım.&#8221; 
İmam Sadık (a.s) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Misvak kullanmakta on iki haslet vardır: Dini bir iştir, ağzı temizlemektedir, gözü aydınlatmaktadır, hakkı hoşnut etmektedir, dişleri beyazlatmaktadır, çürüklüğü gidermektedir, diş etlerini sağlamlaştırmaktadır, insanın iştahını açmaktadır, sindirim organından balgamı sökmektedir, hafıza gücünü çoğaltmaktadır, güzellikleri artırmaktadır, melekleri sevindirmektedir.&#8221; 

Misvak kullanmanın şekli hususunda ise diş ve ağız hastalıkları uzmanları ve uzman doktorlar dişlerin enine, yavaş bir şekilde birkaç defa misvak edilmesini söylemektedirler. Allah Resulünden de bu konuda çok önemli rivayet nakledilmiştir. Biset zamanına teveccühen bunun da Peygamber-i Ekrem&#8217;in ilmin mucizelerinden birisi olduğunu söylemek gerekir. 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: 
&#8220;Dişlerinizi enine misvaklayınız, uzunluğuna misvak kullanmaktan sakınınız.&#8221; 
Allah Resulü her gece dişini üç defa misvaklıyordu: Uyumadan önce, uyuduktan sonra (kalkıp) Kur&#8217;an okumak istediğinde ve sabah namazı için camiye gitmeden önce. Cebrail&#8217;in tavsiyesi üzere Erak çubuğuyla misvak yapıyordu.&#8221; 
Yiyecekler Hususunda Sağlık Sistemi 
Büyük sindirim organı, diş, ağız, su, ekmek ve Hakkın diğer nimetleri merhamet sahibi olan Allah&#8217;ın insana lütuflarındandır. Helal maddeler elde etme, tüketim biçimi, beden sağlığı ile ilgili ilkeler, nihayette ruh ve akıl esenliği, neticede aile ve toplumun esenliği hususunda yüzde yüz etkili olan bir çok emirler Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de ve İslami rivayetlerde yer almıştır. Öyle anlaşılıyor ki bu emirlerin bazısına uymak şer&#8217;i açıdan farzdır diğer bazılarına uymak ahlaki açıdan farzdır, diğer bazılarına uymak ise önemle vurgulanmış müstahap emirlerden biridir. Farz düzeyinde yer alan bu ilkelere aykırı davranmak haramdır ve kıyamet azabına sebep olmaktadır. Önemle vurgulanmış müstahapları terk etmek ise bir çok ziyan, zarar, bedenin çökmesine ve bedenin bir çok hastalıkları kabule hazır hale gelmesine sebep olmaktadır. 
Kur&#8217;an-ı Kerim'de farz olan emirlerden en önemlisi hayatı sürdürmek için mal ve evlat sahibi olmak, helal yoldan ev, elbise ve yiyecek temin etmektir. 
&#8220;Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımızın temizlerinden yiyin; yalnız Allah&#8217;a ibadet ediyorsanız, o&#8217;na şükredin.&#8221; 

Hakeza: &#8220;Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın; zira o sizin için apaçık bir düşmandır.&#8221; 
Hakeza: &#8220;Yiyin için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.&#8221; 
Bu emirlerde temiz olmak, helal olmak ve israftan kaçınmak söz konusu edilmiştir. Helal yoldan temin etmek ve yiyeceklerin temiz olmasına özen göstermek farzdır. Tüketimde israfa kaçmak ise haramdır. Helala dikkat etmemek, haram, pis, necis ve temiz olmayan yiyecekler yemek, israfa düşmek, hakka aykırıdır, insanın kendine ve başkalarına zulmetmesidir. Şüphesiz azaba ve ilahi cezaya da sebep olmaktadır. 
Evin erkeği, bu konudaki İslam'ın yüce öğretileriyle aşina olmalı ve onu evine intikal ettirmelidir ki ev ve aile ortamı tertemiz kalsın, o ev halkı gelişme ve kemal yolunu kat edebilsin, kendisi ve diğerleri için hayır ve iyilik kaynağı haline gelsin. 
Çok Yemenin Zararları 
Emir'ul Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemek ve çok uyumak insanın vücudunu bozar ve zararlara sebep olur.&#8221; Hakeza Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yiyen kimsenin sıhhati azalır ve masrafı kendisine ağır gelir.&#8221; 
Yine şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemek açgözlülüktendir; açgözlülük de ayıplardandır.&#8221; 
Altıncı İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Müminin kalbi için çok yemekten daha zararlı bir şey yoktur. Çok yemek iki şeye neden olur: Kalp katılığı ve şehvet heyecanına.&#8221; 
Yüce Allah İsrail oğullarına şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemeyiniz, şüphesiz çok yiyen kimsenin uykusu çok olur, çok uyuyan kimsenin namazı az olur, namazı az olan kimse ise gafillerden yazılır.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) ise şöyle buyurmuştur: &#8220;Çok yemekten sakınınız; şüphesiz çok yemek, bedeni bozar, hastalıklara neden olur ve ibadet hususunda insanı tembelleştirir. .&#8221; 
Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah katında dolu karından daha nefretli bir şey yoktur.&#8221; 
Musa b. Cafer (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer insanlar yiyecekte itidalli olsalardı, şüphesiz bedenleri de itidalli olurdu.&#8221; 
Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yiyecek ve içecek hususunda çok ilginç emirler vermiştir. Söylemek gerekir ki bunlar peygamberin ilginç emirlerindendir ve de tıp ilminin kökleridir: 
&#8220;İştahın olduğunda ye ve iştahın varken yemekten el çek.&#8221; 
Yemek üstüne yemek şüphesiz sindirim organları için çok zararlıdır. Beden sağlığı için ciddi bir tehdit konumundadır. Tam acıktığında yemek ve tam doymadan yemekten el çekmek bedenin neşat ve esenliğini korumak, ömrün devamını sağlamak, insanın dinamik ve hareketli olması için en büyük ilkedir. 
İbretli Bir Hikaye 
Meşhur olduğu üzere büyük emirlerden birisi Medine&#8217;ye insanları tedavi etmesi için uzman bir doktor gönderdi. Bu doktor bir müddet Medine&#8217;de kaldı ama ona müracaat edenler çok azdı veya müracaat eden hiç kimse yoktu. Bu meseleye şaşıran doktor Allah Resulü&#8217;nün (s.a.a) huzuruna vararak şikayette bulundu. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: &#8220;Bu şehrin durumu böyledir zira ben insanlara tam iştahları olmadıkça yemek yememelerini ve henüz doymadan yemekten el çekmelerini söyledim.&#8221; O doktor şöyle arz etti: &#8220;Siz tıp ve sağlığın bütün kanunlarını bu bir emrinizle beyan etmişsiniz. Bu yüzden bu şehrin halkı kolay kolay hasta olmamaktadırlar.&#8221; 
Ali (a.s) yemeğe başlamak hususunda çok önemli bir tavsiyede bulunarak şöyle buyurmuştur: &#8220;Yemeğe tuzla başlayınız. Eğer insanlar tuzda olan faydaları bilselerdi, onu denenmiş ilaçlara tercih ederlerdi.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) sıcak yemek yemeyi yasaklamış; Allah&#8217;ın, sıcaklığı gitmiş yemekleri bereketli kıldığını ilan etmiş ve soğuması için yemeğe üfürülmesini de yasaklamıştır. 
İnsan yemek yerken yanında bir canlı varsa insanın ona teveccüh etmemesi şiddetle yasaklanmıştır. 
Necih şöyle diyor: &#8220;İmam Hasan-ı Mücteba&#8217;yı (a.s) yemek yerken gördüm, karşısında bir köpek durmuştu, bir lokmayı kendisi yiyor ve bir lokmayı da köpeğe veriyordu. Ona şöyle arz ettim: Neden bu hayvanı buradan kovmuyorsunuz? &#8221; İmam şöyle buyurdu: &#8220;Bırak kalsın; Allah&#8217;tan, canlı bir hayvan yemek yediğimde bana bakarken ona karşı ilgisiz kalmaktan haya ediyorum.&#8221; 
Evet, hem yemek, hem de yedirmek gerekir. Zira yemek bedenin bir gereğidir. Yedirmek ise ahlak ve yüceliğin tecellisidir. İhtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gidermek Hak Teala'nın rahmet lütuf ve mağfiretine sebep olmaktadır. 
Bu konuda, aileye, akrabalara ve insanlara karşı sıkı davranmak insaftan uzak bir davranıştır ve de şeytanın rengine bürünmektir. 
Hz. Hasan-ı Mücteba (a.s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Sofrada on iki haslet vardır ki her Müslümanın onları tanıması gerekir: &#8220;Nimeti ve nimet yaratıcısını tanımak, günlük işlerinde hakkın takdirine rızayet göstermek, yemek yerken bismillah demek, yemek yedikten sonra nimete şükretmek, yemek yemeden önce abdest almak, sol tarafına oturmak, üç parmağıyla yemek, parmaklarını yalamak, önüne bırakılandan yemek, lokmayı küçük tutmak, güzel çiğnemek ve sofrada oturanlara az bakmak.&#8221; 
İmam Rıza (a.s) da şöyle tavsiyede bulunmuşlardır: &#8220;Gece az yiyiniz zira; az ve hafif yemek, liyakatinize ve zayıflığınıza yardımcı olur.&#8221; 
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Her kimin Allah nezdinde tesbihi ve Allah&#8217;ı övmesi çok, yiyeceği, içeceği ve uykusu az olursa, ilahi meleklerin iştiyakına mahzar olur.&#8221; 
Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: &#8220;Elbise, yiyecek ve içecek hususunda beden ve karınlarınıza insaflı davranınız; şüphesiz bu riayet nübüvvetin bir parçasıdır.&#8221; 
Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur: &#8220;Az yemek, nefsin yüceliği ve sıhhatin devam sebebidir.&#8221; 
Hakeza İmam Ali (as. ) şöyle buyurmuştur: &#8220;Münezzeh olan Allah, kulun salahını dilediğinde takdirde ona az konuşmayı, az uyumayı, az yemeyi ilham eder.&#8221; 
İlk aşamada evin reisinin, daha sonra da ev halkının ciddi ve kesin olarak riayet etmeleri gereken önemli meselelerden biri de sigara, nargile ve benzeri dumanlı maddelerden sakınmalarıdır. 
Dumanlı maddeler her türüyle, Şii fakihlerinden bazısının görüşüne göre şer&#8217;i açıdan haramdır. Zira tedricen insanın sağlığını tehdit etmekte ve bazen de ahlaki ve toplumsal fesatlara sebep olmaktadır. 
İslam&#8217;ın şiddetle yasakladığı şeylerden diğer biri de tarak, havlu, diş fırçası ve genellikle şahsi kullanılan malların ortak kullanımıdır. 
Bu meselelerin, bütün aileler ve özellikle de aile reisi tarafından, cisim, ahlak ve ruhu koruma açısından riayet edilmesi gerekir. Zira bu tür şeylere riayet, dini emirlere riayet olduğundan ibadet sayılmaktadır. Bunlara riayet etmemek ise, günah olmanın yanı sıra kınanmaya ve Hakkın cezasına neden olmaktadır. 
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: 
&#8220;Güzel ahlaklı olunuz. Şüphesiz güzel ahlak cennettedir. Kötü ahlaktan sakınınız. Şüphesiz kötü ahlak ise ateştedir.&#8221; 

(Vesail, c. 16, s. 29, Alu&#8217;l Beyt baskısı)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>her abdest bir yemindir...!</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13586</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 15:38:30 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13586</guid>
			<description><![CDATA[söyleyin ki ; 

Her Abdest Bİr Yemİndİr Aslinda 

Bu Eller Bİr Daha Harama GÜnaha Uzanmayacak! 

Bu AĞiz Harama AÇilmayacak! 

Bu Dİl Bİr Daha KÖtÜyÜ SÖylemeyecek,İftİra Etmeyecek, Yalan SÖylemeyecek,dedİkodu Yapmayacak! 


Bu Burun Denİ Arzularin PeŞİnde KoŞmayacak! 


Bu Kollar Harama Sarilmayacak! 


Bu GÖzler Harama Bakmayacak! 


Bu Beyİn KÖtÜyÜ Planlamayacak! 


Bu Kulaklar Harami Duymayacak! 


Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak! 


SÖz Verİyorum Allahim! 


Evet İtİraf Edİyorum Bunlari Yaptim,affet! 

Temİzle, Arit Benİ, Sen Temİzlemezsen Ben Temİzlenemem! 

Bana Yardim Et, Benİ Temİzle , Benİ Arit! 


Her Abdest Bu Anlama Gelİr 

Ya Da Gelmelİ 


Farkindamiyiz? 


Abdestmİ Aliyoruz? 

Yoksa El YÜzmÜ Yikiyoruz? 


Abdest Ruhumuzda Beynİmİzde BÖyle Algilaniyormu? Yankilaniyormu? 


EĞer Abdest BÖyle AlinmiŞsa 


Uzakta DeĞİl Hemen Evİnİzİn ÖnÜnde, 

Çok Yakininizda,hatta Evİnİzİn İÇİnde 

İstedİĞİnİzde Hemen BulabİleceĞİnİz 

Aritici, Temİzleyİcİ, Durulayici Bİr Nehİr Bulursunuz 

BÖyle Bİr Nehİrde GÜnde 5 Kez Yikananda 

Kİrden, GÜnahtan Eser Kalirmi? 



[URL=http://img91.imageshack.us/img91/2752/3978561098520495855da2.jpg target=_blank rel=lightbox[smf]] 
linki görmeniz için üye olmalısınız,yada giriş yapmalısınız..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[söyleyin ki ; 

Her Abdest Bİr Yemİndİr Aslinda 

Bu Eller Bİr Daha Harama GÜnaha Uzanmayacak! 

Bu AĞiz Harama AÇilmayacak! 

Bu Dİl Bİr Daha KÖtÜyÜ SÖylemeyecek,İftİra Etmeyecek, Yalan SÖylemeyecek,dedİkodu Yapmayacak! 


Bu Burun Denİ Arzularin PeŞİnde KoŞmayacak! 


Bu Kollar Harama Sarilmayacak! 


Bu GÖzler Harama Bakmayacak! 


Bu Beyİn KÖtÜyÜ Planlamayacak! 


Bu Kulaklar Harami Duymayacak! 


Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak! 


SÖz Verİyorum Allahim! 


Evet İtİraf Edİyorum Bunlari Yaptim,affet! 

Temİzle, Arit Benİ, Sen Temİzlemezsen Ben Temİzlenemem! 

Bana Yardim Et, Benİ Temİzle , Benİ Arit! 


Her Abdest Bu Anlama Gelİr 

Ya Da Gelmelİ 


Farkindamiyiz? 


Abdestmİ Aliyoruz? 

Yoksa El YÜzmÜ Yikiyoruz? 


Abdest Ruhumuzda Beynİmİzde BÖyle Algilaniyormu? Yankilaniyormu? 


EĞer Abdest BÖyle AlinmiŞsa 


Uzakta DeĞİl Hemen Evİnİzİn ÖnÜnde, 

Çok Yakininizda,hatta Evİnİzİn İÇİnde 

İstedİĞİnİzde Hemen BulabİleceĞİnİz 

Aritici, Temİzleyİcİ, Durulayici Bİr Nehİr Bulursunuz 

BÖyle Bİr Nehİrde GÜnde 5 Kez Yikananda 

Kİrden, GÜnahtan Eser Kalirmi? 



[URL=http://img91.imageshack.us/img91/2752/3978561098520495855da2.jpg target=_blank rel=lightbox[smf]] 
linki görmeniz için üye olmalısınız,yada giriş yapmalısınız..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>yalancı Çerkez Tavuğu</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13585</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 15:31:51 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13585</guid>
			<description><![CDATA[ 

3 Adet Tavuk Göğüs Eti (Derisiz) 
½ Demet Dereotu 
2 Su Bardağı Yoğurt (Süzme yoğurt kıvamında) 
2 Diş Sarımsak 
½ - 1 Su Bardağı Çekilmiş Ceviz 
5-6 Dal Maydanoz 
Pul biber &#8211; Tuz 
Hazırlanışı 

Tavuk göğüslerini haşlayıp iyice didikleyin. Yarım demet dereotunu ince ince kıyın. Didilmiş tavukları, dereotunu, pul biberi, çekilmiş cevizleri ve tuzu bir kapta iyice harmanlayarak karıştırın. (Çekilmiş cevizi isteğinize göre yarım veya 1 su bardağı kullanabilirsiniz. Eğer ceviziniz yoksa cevizsiz olarak ta hazırlayabilirsiniz.) Başka bir kapta yoğurdun ve sarımsakların tümünü kullanarak sarımsaklı yoğurt hazırlayın. Tavuklu karışımı servis tabağına alıp, üzerine hazırladığınız sarımsaklı yoğurdu dökün. Yoğurdu kaşık yardımıyla üzerini örtecek şekilde yayın. Bir tavada pul biberi yağla yakarak üzerine dökün. Maydanozları ince ince kıyarak üzerine serpiştirin. 



]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ 

3 Adet Tavuk Göğüs Eti (Derisiz) 
½ Demet Dereotu 
2 Su Bardağı Yoğurt (Süzme yoğurt kıvamında) 
2 Diş Sarımsak 
½ - 1 Su Bardağı Çekilmiş Ceviz 
5-6 Dal Maydanoz 
Pul biber &#8211; Tuz 
Hazırlanışı 

Tavuk göğüslerini haşlayıp iyice didikleyin. Yarım demet dereotunu ince ince kıyın. Didilmiş tavukları, dereotunu, pul biberi, çekilmiş cevizleri ve tuzu bir kapta iyice harmanlayarak karıştırın. (Çekilmiş cevizi isteğinize göre yarım veya 1 su bardağı kullanabilirsiniz. Eğer ceviziniz yoksa cevizsiz olarak ta hazırlayabilirsiniz.) Başka bir kapta yoğurdun ve sarımsakların tümünü kullanarak sarımsaklı yoğurt hazırlayın. Tavuklu karışımı servis tabağına alıp, üzerine hazırladığınız sarımsaklı yoğurdu dökün. Yoğurdu kaşık yardımıyla üzerini örtecek şekilde yayın. Bir tavada pul biberi yağla yakarak üzerine dökün. Maydanozları ince ince kıyarak üzerine serpiştirin. 



]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Sen Yoluna Ben Yoluma</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13584</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 15:29:20 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13584</guid>
			<description><![CDATA[


Seninle ben, 
Ne kadar güzel günler yaşamıştık birlikte 
Bilirdik ki bu günlerin yarınları olmayacak 
Birkaç haftalık tatilde dostça bir arkadaşlık 
Mehtaplı gecelerde, ağaçların altında 
Yalnızlığın kollarında sohbet ederdik 

Zenginlikten, yoksulluktan, mutluluktan, mutsuzluktan 
Servetten, sefaletten uzun uzun konuşmuştuk 
Belki de çaresini bulmuştuk 
Şimdi burada bizim yollarımız ayrılıyor 
Sen yoluna, ben yoluma 

Aramızda derya deniz, yüce dağlar olsa ne olur? 
Unuturum sanma sakın, ismin kalbimde yazılı 
Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım 
Belki bir gün bir yerlerde karşılaşırız seninle 
Eski günleri anarız, gelecekten bahsederiz 
Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım. 

Yazan: Serdar Yıldırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[


Seninle ben, 
Ne kadar güzel günler yaşamıştık birlikte 
Bilirdik ki bu günlerin yarınları olmayacak 
Birkaç haftalık tatilde dostça bir arkadaşlık 
Mehtaplı gecelerde, ağaçların altında 
Yalnızlığın kollarında sohbet ederdik 

Zenginlikten, yoksulluktan, mutluluktan, mutsuzluktan 
Servetten, sefaletten uzun uzun konuşmuştuk 
Belki de çaresini bulmuştuk 
Şimdi burada bizim yollarımız ayrılıyor 
Sen yoluna, ben yoluma 

Aramızda derya deniz, yüce dağlar olsa ne olur? 
Unuturum sanma sakın, ismin kalbimde yazılı 
Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım 
Belki bir gün bir yerlerde karşılaşırız seninle 
Eski günleri anarız, gelecekten bahsederiz 
Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım. 

Yazan: Serdar Yıldırım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>&quot;Biz namaz kılarız, namaz bizi insan kılar&quot;</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13583</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 15:25:23 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13583</guid>
			<description><![CDATA[Biz namaz kılarız, namaz bizi insan kılar" 


Namazın manası; ALLAH'ı "SübhanALLAH" diyerek O'na yakışmayan her şeyden ve yaratılmışların alâmetlerinden ve yok olmaktan tenzîh ve takdîs etmek, "Elhamdülillah" diyerek ihsan ettiği dünya ve ahiret ni'metlerine şükretmek ve "ALLAHu Ekber" diyerek bütün isim ve sıfatlarıyla her şeyden üstün olduğunu ilân etmekle hürmet göstermektir. Kâinatta îmandan sonra en büyük hakikat olan namaz Kur'an'da 70 kez emredilmiş bir şeâir-i İslâmiyedir. 


Ve Resûlullah (asm)'ın "İslam dininin direği" dediği namaz; çok kıymettar ve mühim olmasıyla beraber ucuz ve az bir masraf ile kazanılabilen ve bütün ibâdetlerin fihristi hükmünde küllî bir ibâdettir. 



ALLAH, şu kâinat sarayını kendisini tanıttırmak için inşâ etmiştir. Namaz, O'nu tanımaktır. 

ALLAH, âlemi kendisini sevdirmek için nihâyetsiz zînetler ile süslemiştir. Namaz, O'nu sevmektir. 

ALLAH, gördüğümüz hârika ihsanlarıyla bize olan muhabbetini gösterir. Namaz, O'na muhabbet ve itaattir. 

ALLAH, görünen nîmet ve ikramlarıyla bize olan şefkatini ilân eder. Nihâyetsiz bir şefkat ise elbette nihâyetsiz bir hürmete layıktır. Namaz, O'na hürmettir. 

ALLAH, yaptığı mükemmel san'atlarla bize gizli güzelliğini gösterir. Namaz, O güzele iştiyaktır. 

ALLAH, benzersiz san'atlarıyla her şeyin kendisine has oluşunu ve kendi kudret eseri olduğunu i'lan eder. Namaz, O'nu tek, benzersiz ve ortağının olmayışını kabul etmektir. 

Namaz, yaratılışın asıl vazifesi ve kulluğun esasıdır. 

Namaz insanı yokluk karanlılarından varlık âlemlerine getiren ve onu câmit bir taş, ruhsuz bir ot veya şuursuz bir hayvan değil de eşref-i mahlûkat ve halîfe-i zemin olarak yaratan ALLAH'a, şükür ve O'nu en üstün bir şekilde övmektir. 

Namaz, bütün mahlûkatın ibâdetlerine işâret eden kudsî bir haritadır. 

Namaz, yaratılmış olmayı, abd oluşu, âciz, fakir, kusurlu ve fâni oluşu ve elbette ki yaratana muhtaç oluşu kabul ve izhardır. Yani namaz, kulluğun ilânıdır. 

Namaz, haddini bilmektir. 

Namaz, ibâdetlerin her çeşidini içeren nûrânî bir fihristedir. 

Namaz, ALLAH'ın belirli vakitlerde manevî huzuruna yapılan davettir. 

Namaz, mi'raçtır. Her ALLAHu Ekber bir basamağıdır. 

Namaz, ALLAH'ın kullarına hediyesidir. 

Namaz, kul ile ALLAH arasında yüksek bir bağlılık ve yakınlık, ulvî bir münâsebettir. 

Namaz sevgiliyle yapılan kudsî bir sohbettir. 

Namaz, her bir ruh ve vicdanın lakayt kalamayıp iştiyak ile yapmak istediği ulvî ve nezih bir hizmettir. 

Namaz, fânilere tenezzül ve minnet zilletinden kurtulup Bâki'ye müteveccih olmaktır. 

Namaz, bizi unutan ve elimize geçmeyen dünyayı, "Allâhu Ekber" diyerek elimizle arkamıza atıp vefasız dünyaya onu unutmakla ceza vermek ve dertlerimizi kalbin ağlamasıyla rahmet dergâhına döküp, ALLAH'ın Rahmet kucağına sığınmaktır. 

Namaz, Kalp, ruh ve duyguların gıdasıdır. 

Namaz, kabrin arkasında devam etmekte olan beşer yolculuğunda bir bilettir. 

Namaz, dünyada manevî kuvvet, kabirde gıda ve ziya, mahşerde kurtuluş senedi, sırat köprüsünde Burak'tır. 

Namaz, îmanı ışıklandırıp inkişaf ettirendir. 

Namaz, ALLAH'ın büyüklüğünü kalplere yerleştirendir. 

Namaz, akılları ALLAH'a yönelten ve ilahî adalet kanunlarına itaat ettirendir. 

Namaz, kâinattaki ALLAH'a âit nizamı i'landır. 

Namaz, kâinat ile ahenktir. 

Namazsızlık ise; ilahî düzenden çıkmak, ahengi bozmak ve ALLAH'ın va'dini ve rahmetini suçlamaktır. 

alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biz namaz kılarız, namaz bizi insan kılar" 


Namazın manası; ALLAH'ı "SübhanALLAH" diyerek O'na yakışmayan her şeyden ve yaratılmışların alâmetlerinden ve yok olmaktan tenzîh ve takdîs etmek, "Elhamdülillah" diyerek ihsan ettiği dünya ve ahiret ni'metlerine şükretmek ve "ALLAHu Ekber" diyerek bütün isim ve sıfatlarıyla her şeyden üstün olduğunu ilân etmekle hürmet göstermektir. Kâinatta îmandan sonra en büyük hakikat olan namaz Kur'an'da 70 kez emredilmiş bir şeâir-i İslâmiyedir. 


Ve Resûlullah (asm)'ın "İslam dininin direği" dediği namaz; çok kıymettar ve mühim olmasıyla beraber ucuz ve az bir masraf ile kazanılabilen ve bütün ibâdetlerin fihristi hükmünde küllî bir ibâdettir. 



ALLAH, şu kâinat sarayını kendisini tanıttırmak için inşâ etmiştir. Namaz, O'nu tanımaktır. 

ALLAH, âlemi kendisini sevdirmek için nihâyetsiz zînetler ile süslemiştir. Namaz, O'nu sevmektir. 

ALLAH, gördüğümüz hârika ihsanlarıyla bize olan muhabbetini gösterir. Namaz, O'na muhabbet ve itaattir. 

ALLAH, görünen nîmet ve ikramlarıyla bize olan şefkatini ilân eder. Nihâyetsiz bir şefkat ise elbette nihâyetsiz bir hürmete layıktır. Namaz, O'na hürmettir. 

ALLAH, yaptığı mükemmel san'atlarla bize gizli güzelliğini gösterir. Namaz, O güzele iştiyaktır. 

ALLAH, benzersiz san'atlarıyla her şeyin kendisine has oluşunu ve kendi kudret eseri olduğunu i'lan eder. Namaz, O'nu tek, benzersiz ve ortağının olmayışını kabul etmektir. 

Namaz, yaratılışın asıl vazifesi ve kulluğun esasıdır. 

Namaz insanı yokluk karanlılarından varlık âlemlerine getiren ve onu câmit bir taş, ruhsuz bir ot veya şuursuz bir hayvan değil de eşref-i mahlûkat ve halîfe-i zemin olarak yaratan ALLAH'a, şükür ve O'nu en üstün bir şekilde övmektir. 

Namaz, bütün mahlûkatın ibâdetlerine işâret eden kudsî bir haritadır. 

Namaz, yaratılmış olmayı, abd oluşu, âciz, fakir, kusurlu ve fâni oluşu ve elbette ki yaratana muhtaç oluşu kabul ve izhardır. Yani namaz, kulluğun ilânıdır. 

Namaz, haddini bilmektir. 

Namaz, ibâdetlerin her çeşidini içeren nûrânî bir fihristedir. 

Namaz, ALLAH'ın belirli vakitlerde manevî huzuruna yapılan davettir. 

Namaz, mi'raçtır. Her ALLAHu Ekber bir basamağıdır. 

Namaz, ALLAH'ın kullarına hediyesidir. 

Namaz, kul ile ALLAH arasında yüksek bir bağlılık ve yakınlık, ulvî bir münâsebettir. 

Namaz sevgiliyle yapılan kudsî bir sohbettir. 

Namaz, her bir ruh ve vicdanın lakayt kalamayıp iştiyak ile yapmak istediği ulvî ve nezih bir hizmettir. 

Namaz, fânilere tenezzül ve minnet zilletinden kurtulup Bâki'ye müteveccih olmaktır. 

Namaz, bizi unutan ve elimize geçmeyen dünyayı, "Allâhu Ekber" diyerek elimizle arkamıza atıp vefasız dünyaya onu unutmakla ceza vermek ve dertlerimizi kalbin ağlamasıyla rahmet dergâhına döküp, ALLAH'ın Rahmet kucağına sığınmaktır. 

Namaz, Kalp, ruh ve duyguların gıdasıdır. 

Namaz, kabrin arkasında devam etmekte olan beşer yolculuğunda bir bilettir. 

Namaz, dünyada manevî kuvvet, kabirde gıda ve ziya, mahşerde kurtuluş senedi, sırat köprüsünde Burak'tır. 

Namaz, îmanı ışıklandırıp inkişaf ettirendir. 

Namaz, ALLAH'ın büyüklüğünü kalplere yerleştirendir. 

Namaz, akılları ALLAH'a yönelten ve ilahî adalet kanunlarına itaat ettirendir. 

Namaz, kâinattaki ALLAH'a âit nizamı i'landır. 

Namaz, kâinat ile ahenktir. 

Namazsızlık ise; ilahî düzenden çıkmak, ahengi bozmak ve ALLAH'ın va'dini ve rahmetini suçlamaktır. 

alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>illaki kalbi kıralım hakaretmi edelim</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13582</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 14:44:53 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13582</guid>
			<description><![CDATA[dün benim açmış olduğum (adminim geçmiş olsun adlı)  başlığı hangi edit sildi...!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[dün benim açmış olduğum (adminim geçmiş olsun adlı)  başlığı hangi edit sildi...!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Hem zayıf hem sağlıklı görünün</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13581</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 14:11:41 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13581</guid>
			<description><![CDATA[

Tere tohumu ülkemizde yetişen, pahalı olmayan, doğal bir bitki. Az bilinen ve az tüketilen terenin sağlık üzerinde son derece faydalı etkileri var. Sabahları aç karnına bir çay kaşığı tere tohumu ve bir tatlı kaşığı bal karışımını yer ve üzerine bir bardak sıcak su içerseniz hızla kilo verdiğinizi görürsünüz. Tere tohumunun metabolizma hızlandırıcı etkisi, bunu sağlıyor. Tadı acı olduğundan, bal miktarını fazla tutabilirsiniz. Tere aynı zamanda kuvvet verici, vitamin noksanlıklarına karşı ve iştah açıcı olarak da kullanılıyor. 

AFRODİZYAK ETKİSİ DE VAR 
Terenin afrodizyak özelliği de var. Hastalıklara karşı direnci arttırıp, sigaranın zararlarını da azaltıyor. Tere tohumu suyu, saç dökülmesi ve kepeklenmeyi de önlüyor. Tere otunun yenmesi, balgam söktürüyor. Bir çay kaşığı tere otunun, bir bardak soğuk suyla tüketilmesi halinde vitiligo'ya da iyi geldiğini belirtiyor uzmanlar. Aktif mide ülseri, kanaması ve mide rahatsızlığı olanlara tere tohumunun buruk acı tadı daha da rahatsız edici gelebilir. Eğer böyle bir rahatsızlığınız varsa tere tohumunu dikkatli kullanılmasını öneriyor uzmanlar. 

Bugün]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[

Tere tohumu ülkemizde yetişen, pahalı olmayan, doğal bir bitki. Az bilinen ve az tüketilen terenin sağlık üzerinde son derece faydalı etkileri var. Sabahları aç karnına bir çay kaşığı tere tohumu ve bir tatlı kaşığı bal karışımını yer ve üzerine bir bardak sıcak su içerseniz hızla kilo verdiğinizi görürsünüz. Tere tohumunun metabolizma hızlandırıcı etkisi, bunu sağlıyor. Tadı acı olduğundan, bal miktarını fazla tutabilirsiniz. Tere aynı zamanda kuvvet verici, vitamin noksanlıklarına karşı ve iştah açıcı olarak da kullanılıyor. 

AFRODİZYAK ETKİSİ DE VAR 
Terenin afrodizyak özelliği de var. Hastalıklara karşı direnci arttırıp, sigaranın zararlarını da azaltıyor. Tere tohumu suyu, saç dökülmesi ve kepeklenmeyi de önlüyor. Tere otunun yenmesi, balgam söktürüyor. Bir çay kaşığı tere otunun, bir bardak soğuk suyla tüketilmesi halinde vitiligo'ya da iyi geldiğini belirtiyor uzmanlar. Aktif mide ülseri, kanaması ve mide rahatsızlığı olanlara tere tohumunun buruk acı tadı daha da rahatsız edici gelebilir. Eğer böyle bir rahatsızlığınız varsa tere tohumunu dikkatli kullanılmasını öneriyor uzmanlar. 

Bugün]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title>Edeble gelen, Lütufla gider...</title>
			<link>http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13580</link>
			<pubDate>Thu, 20 Nov 2008 13:40:24 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.medineweb.net/showthread.php?tid=13580</guid>
			<description><![CDATA[linki görmeniz için üye olmalısınız,yada giriş yapmalısınız..


Adamın biri her zaman "Allah Allah" diye zikreder bu zikirden dolayı ağzı bal yemiş gibi tatlanırdı.Bir gün şeytan gelip: 



"Ne durmadan Allah Allah deyip duruyorsun. Bunca zamandır Allah demene karşılık bir kerecik olsun Allah(c.c) " lebbeyk kulum" dedimi sana. Daha ne zamana kadar Allah deyip duracaksın?" dedi. 



Bunun üzerine adam utandı sıkıldı zikri bıraktı. Gönlü kırılmış bir halde yattı uyudu. Rüyasında Hz. Hızır'ı gördü. Hızır ona: "Neden yaptığın güzel işi terkettin "Allah Allah" diye zikretmeyi bır