Galiba önce biz kendimizden vazgeçtik
"Şu ekrana bakmayı bırak artık, senin ödevin yok mu!"
"Bu kadar çok aynalara bakma, kendinle şaştın kaldın!"
"Uyu artık, sabah okula gideceksin hâlâ oyalanıyorsun!"
Çocuğu olan neredeyse herkes, bu ve benzeri cümleleri tekrarlamaktan yorulmuş olmalı.
Kimimiz bağırıp çağırıyordur hatta, "bıktım sana ödev hatırlamaktan, seni uyarmaktan, sana laf anlatmaktan, ne halin varsa gör" diyoruzdur belki de. Bizi çıldırtan(!) saç şekilleri, giyim tarzları, konuşmaları, konuşmamaları, kafaya taktıkları müzik grupları ve daha bir çok çekişmeli gündem yuvaları doldurup taşırmış durumda...
Bir süre sonra anne babaların, evlatları hususunda pes ettiklerini görüyorum. Yaşam tercihleri özelinde araya kapanmaz mesafeler giriyor. Öyle ki ailece bir pikniğe gitmek bile zoraki bir eyleme dönüşebiliyor. Çocuklar karşı koyulamaz tercihlerine terkediliyor. Kaybedilmiş bir savaşın kabullenilmiş çaresizliğiyle ve utancıyla yaşıyoruz âdeta...
Peki bizim ekranlara gömülmüş ruhlarımız, ödevlerimizi yapmıyor oluşumuz ne olacak? Bizim kendimize, dış görünüşümüze, yetişkin aynalarına kafayı takmamız ne olacak? Uyumak nedir bilmeyişlerimiz, kanepelere koltuklara esir olmuş tembel hallerimiz ne olacak?
Galiba önce biz kendimizden vazgeçtik

, önce biz kendimizi kendi haline bıraktık!..
Şahit olduğumuz bu çağın karşı konulamaz gibi görülen illüzyonlarıyla, bu durmadan değişen renklerle, hiç susmayan, varlığımıza ve ebedi hayatımıza kasteden bu seslerle nasıl başa çıkacağız?
Yitik bir cennet var şehirlerin ardında, bedenlerin ardında, tercihlerin ardında; ellerimizin arasından kayıp giden bir cennet var!
Zamanın akıp gidişini, gittikçe uzaklaşan ve tükenen ihtimalleri öylece seyrediyorken ve sürekli kendini suçüstü yakalıyorken, bu hâl ne kadar da acı!..
Halil İbrahim Sert