Medineweb Forum/Huzur Adresi
Go Back   Medineweb Forum/Huzur Adresi > ..::.MEDİNEWEB FORUM DİNİ KONULAR.::. > Muhtelif Dini Konular > Risale_i Nur (Said Nursi)

Konu Kimliği: Konu Sahibi EyMeN&TaLhA,Açılış Tarihi:  15 Kasım 2013 (21:04), Konuya Son Cevap : 23 Mart 2015 (21:34). Konuya 15 Mesaj yazıldı

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme
Alt 28 Ekim 2014, 08:03   Mesaj No:11
Medineweb Emekdarı
EyMeN&TaLhA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:EyMeN&TaLhA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 21422
Üyelik T.: 08 Kasım 2012
Arkadaşları:37
Cinsiyet:
Mesaj: 3.593
Konular: 793
Beğenildi:112
Beğendi:33
Takdirleri:141
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: Sevgili Pisikoluğum Bediüzzaman (2)

Sevgili Psikoloğum Bediüzzaman–11

Sevgili psikoloğum, üç öğün yemek yedirir gibi, Anadolu insanının üzerine, büyük bir alçaklıkla musibetleri salıyorlar... Cihan harbinde ve eskide, aşağılık haçlı ile göğüs göğse harp edenler; kâfirden görüyordu darbeyi... Şimdi bu toprakların ekmeğini yiyip, havasını kirleten alçaklar, katliam ötesi tarifi imkânsız vahşet sergiliyorlar... Canlar yanıyor, toprağa masumlar veriliyor, molotof ise alçak silahı oluyor… Azıcık insafa gelip, yakamızı bırakmıyorlar... İçerden, dışarıdan, çeşitli yollar ile tüm adiliklerini ortaya koyup, bu milletin geleceğine çelme takmaya çalışıyorlar...

Kalleşlik öğünleri bol, dessaslık had safhada... Sizin ve döneminizin iman kahramanları gibi babayiğit değiliz ve direncimiz düşük... Sendeliyoruz, düşecek gibi olunca, yine terapine muhtaç olduğumuzu hatırlayıp, ruhumuzu, yüreğimizi ve duygularımızı reçetelerinin kucağına bırakıp, sayfalar arasında sabır, şükür ve bu da geçer yahu silahını bulup, imkân ve dilin gücü dâhilinde imdat etmeye çalışıyoruz… Kızdıkça okuyoruz, canımız yandıkça dinliyoruz ve şeytana inat uhuvvetin temini için, olumsuzlukları unutuyoruz…

Sevgili Psikoloğum, akıllar, dört kollu şüpheler üzerinde taşınan cenaze idi... Nedenler, niçinler ne yaşatıyor, ne de öldürüyor, vicdani huzursuzlukla süründürüyordu… Ne zaman insanların eline asrın reçetesi, iman hakikatleri geçti, huzur hâkim oldu. Hayatın gerçek gayesi anlaşılınca, şiddet yerine muhabbet devreye girdi... İslam düşmanı sistem, imanlı milletin, geçmişini hafızalardan silmeye çalıştı… Tarihini, kültürünü elinden alıp, birde şah damarı olan, sağlam inanca ulaşmayı kesti; ne kendine hayrı kaldı ne de milletine… Ama o karanlık dönemlerde eline şah damarını alıp dolaşanlar, din mazlumları oldu, sizin gibi…

Hayırlı insanlara el atan hayırsız sistemler, nesilleri hayırsız etti, molotof atan, kurşun sıkan cani oldu… Sizin teşhis ve tedavinizle tanışan ve tüm şuurlu Müslümanlar, bütün olumsuzluklar içinde, eline ne molotof, ne taş, nede silah almadı… Sadece Kur’an ve O’nun emirlerini anlamayı sağlayan kitapları aldı… Bu gerçek vatandaşlar, devletine kin gütmeden, bayrağına bağlılığını, ezanına sevdasını yaşadılar, yaşamaktalar… Allah için, yazanlar, çizenler, Kur’an öğretme sevdalıları; geçmişteki Peygamber (asv) hürmetini, bağlılığını kana kana yeniden yaşamak istiyorlar… Onların öfkesi, savaşı, şeytan ve zındıka ile... Hiç can yakmayı bilmediler, mazlumların bedenlerine saplanan kurşunlar, en çok onları incitti, sizin dediğiniz gibi ruhlarını ağlattı…

Sevgili Psikoloğum, yazdıklarınızla ruhumuza öyle dokundunuz ki, sadece küfrün pençesinden almakla kalmadınız, ana dilimizi bile hatırlattınız. Sizin de hayran olduğunuz, şanlı Osmanlıyı çok daha iyi anlamayı, ruhundaki yüksek seciyelerden dolayı iftihar etmeyi sağladınız... Osmanlıca talimi yaptıranlar, şanlı ecdada minnettarlığında yerine gelmesini sağladılar… Evet, Osmanlının dili Risale-i Nurlar ile, İslam’a bahadırlığı ise, nur talebeleri ve bütün ehli imanın dava adamlığı ile devam etti… Kıyamete kadarda devam edecek inşallah…

Bu iman kahramanlarının, hiç mi canları yanmadı? Hiç mi aldatılmadılar? En çok onlar horlandı ve en çok onlar cefa gördüler… Başta siz olmak üzere o günün din mazlumları ve bugünün dava adamları bir Vandallık sergilemeden; Allah için sabrettiler, sustular ve iman için koşturdular… Bütün bu çilelere, acılara sırf birkaç kişi daha, seccade ile barışsın, ezeli hitap olan Kur’an’a kavuşsun diye katlandılar…

Sevgili psikoloğum, Van’da külliyeni yaktılar… Hayatınızda bir numaralı hedef idiniz. Şimdi ise zındıka, nurların inkişafına taşıdığı öfke ile tüm alçaklıklarda kullandığı PKK külliyenizi yaktı. Siz, sabrın Piri olan Hz. Eyüb yolunda, son nefesinize kadar yürüdünüz… Talebeleriniz bunu rehber edinerek, dayanmaya çalıştı… Elbette camii, Kur’an Kursu ve Yüce Kitabı yakanların gırtlağını sıkıp, pişman edecek ne iman kahramanları var... Ama Hz. Ali gibi, fitne fırtınası içinde Ya Kadir diyerek, Kur’an davasına daha bir şevkle sarıldılar…

Kur’an ve iman kahramanları, bütün heveslerini, arzularını ve dünya muhabbetini Allah yolunda kurban ederken, sizin ne büyük bir hekim, tedavi eden psikoloğ olduğunuzu ispatlamış oldular... İman hakikatleri ile Arjantin, Şili bize artık uzak değil. Her yerde kardeşimiz var…

Bir asra yakın ömürle, koca bir asrın yükünü şikâyetsiz, sitemsiz yüklenip, ruhlarda bahar mevsimlerinin oluşmasını sağlayıp, çiçek bahçelerine çevirerek gittiniz. Son devrin büyük bir maneviyat bahçıvanı olarak; tohum tutmaz, sümbül vermez sanılan, çorak gönüllerde, hayran bırakacak çiçekler yetiştirmeye sebep oldunuz...

Derdi, milletin aleyhine tüm olumsuzlukların ortadan kalkmasını arzu etmek olan insanlar; milyarlarca yıldız içinde parıltısı dikkat çeken yıldızlar gibidir... Bazıları vardır ki göz alır; aklı duyguları ışığıyla kendinden geçirir.

Sevgili Psikoloğum, kalbi kırık, duyguları pare pare olmuş insanlara ulaşmak; gürültülere rağmen, toz dumana rağmen, nasıl da insana huzur veriyor, saadet veriyor... Dışarıda reçetenden habersiz insanlar varken, yaşanan sıkıntılara ah, vah edip, zaman kaybetmeğe lüksümüz yok. Evet, bizlere bunu öğrettiniz... Yerine getirmeyi Allah nasip etsin. Hizmette sebat ve iman, dehşetli manzaraları ortadan kaldıracak inşallah.


alıntıdır

Selahattin GEZER

risale haber
__________________

Geminin tek kaptanı vardır, gerisi mürettebat... Kalbinde tek sahibi vardır, gerisi teferruat...
Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Mart 2015, 08:51   Mesaj No:12
Medineweb Emekdarı
EyMeN&TaLhA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:EyMeN&TaLhA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 21422
Üyelik T.: 08 Kasım 2012
Arkadaşları:37
Cinsiyet:
Mesaj: 3.593
Konular: 793
Beğenildi:112
Beğendi:33
Takdirleri:141
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: Sevgili Pisikoluğum Bediüzzaman (2)


Sevgili Psikoloğum Bediüzzaman–12


Ağabeylerin hicreti ve Risale-i Nurların resmi özgürlüğü

Gitmek gerekir bazen, hiç arkaya bakmadan; kalınca ağırlık artar düşer insan! Kâinat bile gitmekle ayakta duruyor… Güneş giderken sobasını yakıyor; bizi ısıtmak için. Çiçek dalın ucundan meyveye gidiyor yerinden ayrılmadan. Akıl başta iken hayal gidiyor en uzak mesafelere bir adım uzaklık gibi… Gitmek yaşamaktır, var olmaktır… Tertemiz ve ulvi bir davanın bol mahsulü olsun diye, bir hedefe kilitlenip gitmek güzeldir, netice verir…

Dağların en nurlusu ve Hira Mağarası, asırların en güzeli, yılların muştulayanı ve günlerin en şaşaalısında bir yıldırım düşmüştü Efendimizin yüreğindeki kozaya, çatlaması için, filiz vermesi için. Beşerin fıtratındaki güzelliklerin ortaya çıkması çepe çevre kuşatıldığımız, Rahmet’e her an minnettarlığın besmele ile yaşanması ve hatırlanması için…

Kur’an hakikatlerini omuzlayan ve sera vazifesi gören ilk Müslümanlara; hakikatlerin Medine topraklarında kök salması, oradan dünyayı aydınlatması için hicret gerekiyordu… Efendimizin, kutsi davayı haşerat-ı muzırradan uzaklaştırıp, güvenli topraklarda ilk dönemi geçirmeliydi. Bu ise gelecekteki Âlem-i İslam’a gerekli ve kaderi İlahi öyle murat etmişti. Korkarak değil, yılarak hiç değil, sade ve sadece en güzel bir yol arkadaşı ile İslam’ın mukadderatı için. Cesaretin en büyüğü bulunan Efendimiz (sav) en sadık yol arkadaşı ile, asıl gitmenin cesaret istediği bir anda ve gelecek için hicret… Evet, gitmenin cesaret istediği dönemde emre itaat edip, İslam’ın geleceğine hicret edilmişti, Ensar ve Mücahit kardeşliğine hicret edilmişti. Karanlıkları yırtıp, ışığı hâkim kılmak için hicret edilmişti.

Sevgili psikoloğum, bazen kalınması gereken yerde kalmakta hicrettir. Rahata huzura gitmek yerine, hizmet için çilelere kalmak gitmenin başka şeklidir. "Ben Mekke ve Medine'de olsam yine buraya gelirdim; çünkü burası Âlem-i İslam'ın anahtar merkezidir. Buranın düzelmesi Âlem-i İslam'ın düzelmesine vesile olacak." dediniz ve kaldınız. Kalplerin yeisten kurtulmasına ve dağınık düşüncelerin toparlanmasına büyük emeğiniz oldu. Çilelere hicret ettiniz; ehli iman muzdarip olmasın diye. Çok sevdiğiniz Peygamberi hicretle de örnek aldınız, rahatta kalmayarak.

Sevgili Psikoloğum, devletin nurlara sahip çıkması arzunuz, keramet oldu ve devlet sahip çıktı. Önce ağabeyler sahip çıktı her dönemin çalkantılarına rağmen sadakatte geri adım atmadılar… Şimdi ağabeyler seviniyor, gerçek nur talebeleri seviniyor. Nurlar yepyeni bir iklim yaşamaya başlıyor… Üzülenler var, kahırlananlar var; düğün bayram yapılması gerekirken… Ağabeylerin hicreti de: Yarım asırdan fazladır, sizden gördükleri şekilde ve size teşekkür olacak mahiyette, hep tahrip edilmemiş kitaba ve senin arzu duyduğun hizmet metotlarına hicret ettiler; kolayına, rahatına kaçmadan… Rahmetli Mustafa Sungur ve tüm ağabeyler, ayrıca sadık talebelerin, bulundukları yerde, hep Risale-i Nurlara, uhuvvete, ihlasa sadakate hicret edişleri sonunda meyvesini verdi; devlet sahip çıktı. “Memleket kültürü için önemi haiz” diyerek karar alınması sağlandı… Hüsnü Bayram, Abdullah Yeğin, Ahmet Aytimur, Said Özdemir, Mehmet Fırıncı, Abdülkadir Badıllı ağabeyler gibi diğer kahraman ağabeylerin Sungur Ağabeyden sonra aynı şekilde gayretleri Nurların Resmi Gazeteye hak ettiği şekilde girmesini sağladı. Evet, her bir nur talebesi, Risale-i Nurların özünün korunmasına, hizmet düsturlarına riayet etmesi, günümüzün gayret ve sebat hicreti oldu… Zaten nurlara hicretin yanında, bu sadakat hicretini bozmadan dünyaya dağılan nur talebeleri, gittikleri yerlerden neticeyi aldılar; iman kurtararak… Başka amaçlar için gidenleri ise zaten bünye kabul etmedi… Kalmakta direnenler, kendi amaçları uğruna kalmış oldular…

Sevgili psikoloğum, sevinçliyiz içimizde burukluk olmasına rağmen. Hizmette tatlı bir yarış olmalıydı; kalite de yarış, etkili olabilme de yarış… Hem vicdanen huzurlu olunur, hem de Kur'an hakikatlerinin etkisini daha da arttırır... Sürekli problem çıkarmak, muhalif olmak için pürüz çıkarmak, pek sağlıklı değil. Sadece aykırı davranmak ve her seferinde muhalifliğe hicret etmek, ağabeyleri, sadık nur talebelerini üzdü…

Büyük davanın büyük rüyası olan devletin sahiplenmesi, gönlü sadece hizmette olanları sevindirmiştir... Ha bu arada; devlet engel olacak düşüncesine sahip olanlar ise bilmeliler ki: En ağır şartlarda engel tanımamış iman hakikatleri, bundan sonra zaten zincirlere vurulamaz... Zira nura kelepçe takılamaz, hele hele çarmıha hiç çekilemez. Hissiyatı ve iyi niyeti çarmıha çekilmiş olanlar, ancak öyle zannedebilirler... Sürekli mızmızcılık, sürekli muhalif olmak nereye kadar? Bir seferde sevinçlere ortak olunabilse ve beraber bayram yapabilsek… İnşallah bu da geçer ama oyunlar bitmez başka dert başlar…

Sevgili Psikoloğum, ruhumuzu yine yatırmışız kırmızı kitabın tüy gibi yumuşak koltuğuna seans pozisyonunda sizi dinliyoruz... Kırk yerden değil, kırklarca yerden yaralıyız… Ama şunu çok iyi biliyoruz: Sizdeki manevi yara bereler, ruhunuza, duygularınıza vurulan darbeler bizim sıkıntılarımızı küçültüyor, utancından yerin dibine giriyor… Dertleri, dert edinen dava adamının terapisi, ancak ruha müspet dokunuşlar bırakıyor, ayağa kalkmasını sağlıyor...

Sevgili Psikoloğum, dava adamı, milletinin menfaatini düşünür, zaaflarına kurban etmez. Dava adamı, milletini elin art niyetlisinden gözü gibi sakınır, bilir ki güçlü devlet, güçlü milletle olur. Mevlasızla kopmayan irtibat düşünen, hazreti Kur’an ile ve en büyük müfessir olan Peygamber (asm) ile iman hakikatleri ile ve arkadaşları ile irtibatını sağlam tutar… Kusurları bile olsa, iman hizmetinde ahengi bozmamak için, dişini sıkar, iradesini hizmet düsturlarına teslim eder. Sadakatinin palazlanmasına özen göstererek, şahsi hesaplarının zafiyet göstermesini tercih eder. Evet, okudukça ve anlamaya gayret ettikçe, büyük talebelerine baktıkça bunu anlıyoruz… Bilmem ki doğru anlamış mıyız?

Okumakla anlayış devreye girince, her devrin farklı bile olsa fırtınalarına ancak uhuvvet zırhı ve ifrat derecesinde ehli imana olan sevgi olabileceğini anlamamızı sağlıyorsunuz... Hücumların ardı arkası hiç kesilmiyor ki… Siz nefes aldıkça ağır imtihanlarınız devam ettiği gibi; bizde de devam ediyor… Dileğimiz, hep beraber sadakate hicret etmek…


Selahattin GEZER

risale haber
__________________

Geminin tek kaptanı vardır, gerisi mürettebat... Kalbinde tek sahibi vardır, gerisi teferruat...
Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Mart 2015, 08:53   Mesaj No:13
Medineweb Emekdarı
EyMeN&TaLhA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:EyMeN&TaLhA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 21422
Üyelik T.: 08 Kasım 2012
Arkadaşları:37
Cinsiyet:
Mesaj: 3.593
Konular: 793
Beğenildi:112
Beğendi:33
Takdirleri:141
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: Sevgili Pisikoluğum Bediüzzaman (2)

Sevgili Psikoloğum Bediüzzaman–13

Sizinde, evlerde kırmızı ve tahrip gücü yüksek bombalarınız var…

Sevgili Psikoloğum, “Ehadîs-i şerifede gelmiş ki: Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları, İslâm'ın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle nev'-i beşeri herc ü merc eder ve koca Âlem-i İslâmı esaret altına alır. Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı “İnnemel mû'minûne ihvetun” kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun (sığınma) ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken; bir çocuk, ikisini de döğebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı müvazenede bulunsa; bir küçük taş, müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz.” Diyorsunuz. Asırlardır hırsın ve bölünmenin İslam Âlemine faturaları ağır oldu… İhtiraslarımız kör nişancı, kime denk gelecek, kimin ocağını batıracak belli değil! Tarafgirliklerimiz bozuk terazi, en adil teraziyi kullanan Allah huzuruna, bu arızalı durum ile çıkılacak gibi değil!

Sevgili Psikoloğum, sinirler çok gerilmiş, kılıçlar çekilmiş… Öfkeleri nükleer sızıntı yapıyor; hakaret ediyorlar, küfrediyorlar ve çok rahat suçluyorlar… Nasıl masum insanların evlerine suç delilleri, bombalar konur ve yaka paça alınıp, hücrelere tıkılır? Bir suçlunun, azılı katilin ve anarşistin bile evine uydurma delil konulur mu? Psikoloğum, insan ne ile ve nasıl suç işlemiş ise, onunla adil şekilde yargılanması gerekmez mi… Bir namussuza bile namussuzluk yapılır mı hiç? Alçakların silahı olan; iftira, kahpelik, göz boyama yoluna nasıl başvurulur? Namuslu adam, namuslu insanların özelini tehdit unsuru olarak nasıl kaset haline getirir? İnsanlar şantaj tehdit ile korkutulup, bir işe zorlanması ve o korku ile yanlışlara sessiz kalmaları sağlanması, vicdana ihanet değil midir? Bu vicdan dışılık, hangi insana yiğitlik ve övünülecek şey katar ki? Oysa hırs ile bütün âlemde söz ve varlık sahibi olmak yerine, vicdanlara düşen çığlık olup, kalplerin yönünü Allah’a çevirmek, asıl hareket olmaz mıydı?

Sevgili Psikoloğum, elden süratle kopup ve acıtarak ayrılan, cam parçaları hükmündeki dünya zevklerine, lezzetlerine beş para ehemmiyet vermediniz... Oysa sizde de bir nefis vardı, sizde de öfke vardı, hiçbir duygudan mahrum değildiniz ki; ama hepsini Kur’an aydınlığında ve müdafaasında ıslah ettiniz, Sünnet-i seniyeyi zevk edindiniz…

Sevgili Psikoloğum, Sizinle dertleşmek içimizi soğutuyor ve bunun için soruyorum: Hadi devleti ele geçirdiler diyelim; bunlar ölümsüz mü, ölmeyecekler mi? Garanti mi aldılar?

Sevgili Psikoloğum, paralel güç oluşturup, kılcallarda bile cirit attıklarını kabul edersek, bundan dolayı sorgu sualsiz cennete mi girecekler; sıratı, hesabı bir kenara mı atacaklar? Ya da Allah’ın hesap sormasını engelleyecek hâşâ sümme hâşâ daha güçlü bir ilah mı buldular? Vallahi soruyorum, billahi soruyorum! Bu cesareti kim veriyor ağalara, beylere? Bu nasıl hesap endişesizliği? Koca sultanlara, güç sahiplerine ve para sahiplerine dünya kaldı da biz mi yanlış öğrendik?

Ey uhuvvet sevdalısı olmayıp, güç sevdalısı olanlar: Peygamber (asv) bile hesap verecek siz nasıl vermeyeceksiniz ve nasıl yaptıklarınızdan bu kadar emin olabilirsiniz? Yapılanlar ölümün pek ciddiyete alınmadığını gösteriyor… Melekler ölecek Azrail (as) bile ölecek, öyle bir hesap yerine toplanacağız ki, makamlar, mevkiler, servetler karanlık âlemlerin verdikleri, kurtuluşa çare olmayacak! Allah için acıyoruz, üzülüyoruz… Aklın başa ve şuura teslim olmasını kardeşliğin kurtarılmasını bekliyoruz… Hele samimi insanların itimadı hançerleniyorsa, işte bu huzurumuza büyük köstek oluyor…

Eğer bizde ilerde, memleket, millet aleyhine bu aç gözlülüğe, ihtirasa kapılacaksak, Allah bizi de şimdiden tedaviye alsın, ıslah etsin… Cebrail’in Allah’tan getirdiği dünya saltanatı teklifini, elinin tersi ile iten bir Peygamberin ümmeti değil miyiz? O’nun ittiği saltanata, iştahla koşan ümmet, nasıl ümmet olur? Üstelik elde Kur’an gibi bir kısmı lehimize tehdit olan hakikatler varken! Nerede olursa olsun, bir Müslüman devlete çelme takmak için paralel güç olamaz! Ancak hizmet ehlinin örgütü, kalp tedavi eder; ebedi âlem kurtuluşuna himmet eder…

Sevgili psikoloğum, siz sadece manevi bombaları evlere ceplere akıllara yerleştirdiniz; kırmızı ve tahrip gücü yüksek bombalar… Siz ve sadık talebeleriniz, evlere suç unsuru değil, Risale-i Nurlar ile insanlarda ki suça meyilleri yok edecek hakikatleri yerleştirdiniz… En önemlisi, düşünceleri Kur’an hakikatleri ile ıslah ettiniz… Düşünceler ıslah olunca eller, diller, fiiller, suça yönelmedi… Siz en ağır şartlarda iken, milleti ve devleti sevmeye devam ettiniz. Sizi örnek alan gerçek ve sadık talebelerinizde, tüm olumsuzluklarda duruşlarını bozmadılar… Şeytan, insanlığı yoldan çıkarmak için, yeterince suç unsuru yerleştiriyor; akılara, yüreklere ve evlere… Ehl-i İmanın mesaisi ise, ancak onun tahribini tamir etmek, yenilemek değil midir? Şeytana yardım yapılması ancak şeytanı güldürecek bir ahmaklık olmaz mı? Sizin Kırmızı Kitaplarınız, bize hıyaneti, kendi elimizle ebedi hayatımızı yıkmayı öğretmiyor... Sizin iman hakikatleriniz, vatana millete hayırlı insanların yetişmesine emek veriyor… Her bir sadık talebeniz, gözünü makam mevkie kör etmiş, sadece imandaki terakkiye kilitlenmiş... Sizin evlerinizde (dershanelerde) dünya insanlığının evlerine, küfrü tahrip gücü çok yüksek olan kırmızı kitapların, nasıl ulaştırılacağına kafalar yorulup, ellerine geçen her insana sağlıklı düşünmesini ve ihanetlerden uzak kalınarak, nasıl muhabbet fedaisi olunabilir öğretiliyor...
Evet, siz bir güçtünüz, devlete, millete ve tüm insanlığa hayırlı dualarınızı eksik etmeden, istikbal endişelerini yaşayarak… Siz bir güçtünüz, ama devlete sızmak için, isyan için değil. Bu millete kılıç çekilmez, hıyanet edilmez düşünceleriniz, sizi hep muhabbet fedailiğinde tuttu, asla menfaat fedailiğine yaklaşmadınız. Şeytanın planları akim kalsın diye, koca bir ömrü feda ettiniz; en ağır işkenceleri çekerek… Öyle bir güçtünüz ki, tek başına Kur’an’ın müdafaasına dağlar gibi parçalar üzerinize gelirken, karar vermiştiniz. Niyetinizin samimiyeti ve gayretiniz öyle talebeler nasip etti ki, akıllarında devleti ele geçirip, istedikleri gibi at koşturmak yerine, devletin verdiği vazifeleri herkese adil şekilde sunmak; asker olsun, polis olsun, hekim olsun, memur olsun… Nur talebesi sadece işini en güzel yapmaya ve herkesten fazla çalışkan olamaya kendini mecbur görmüştür… Evet, talebelerinin bir ihaneti var, ama zevklerine sefalarına ihanet ettiler; insanlığın imanını kurtarmak için sade ve sadece Allah rızası için şeytana ve onun isteklerine ihanet ettiler…

Sevgili Psikoloğum, Ehli İmana kan kusturulduğu zamanlarda, elinize topuz almadan, Kur’an hakikatleri ile fethe çıktınız; para kazanmaya değil, Allah rızasını kazanç görerek...

Not: Saçı kınalı, başı hizmete sevdalı, gerçek dava adamı Badıllı ağabeyimiz inşallah, Allah huzuruna şehit olarak çıkmıştır. Ruhuna Fatiha.

Selahattin GEZER

risale haber
__________________

Geminin tek kaptanı vardır, gerisi mürettebat... Kalbinde tek sahibi vardır, gerisi teferruat...
Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Mart 2015, 08:58   Mesaj No:14
Medineweb Emekdarı
EyMeN&TaLhA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:EyMeN&TaLhA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 21422
Üyelik T.: 08 Kasım 2012
Arkadaşları:37
Cinsiyet:
Mesaj: 3.593
Konular: 793
Beğenildi:112
Beğendi:33
Takdirleri:141
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: Sevgili Pisikoluğum Bediüzzaman (2)

Sevgili Psikoloğum Bediüzzaman-14

Dava adamlarına saldırmak, küçük adamlarının işidir!

İzninizle daha önce yazdığım Kaçak dil kullanmak başlıklı yazımdan alıntı yaparak, yazıya başlamak istiyorum.

Dili, dişlerin parmaklıkları arkasındaki hücresinden, şartlı tahliye ile salmak lazım; elini kolunu sallayarak her lafı söyler ise, hepimizi tutsak eder! Kelimeler ahırdan kaçan deli danalar gibi, kulak yaylalarında tepinmemesi lazım. Bizi hoşnut edecek cümleyi kurmak; bize söylenecek olanlarında kalitesini arttırır. En zengin, en cömert, en şık olması gereken dil, şeytanın kontrolünde olunca şeytanlaşıyor. Namusudur dilin doğru ve güzel konuşmak.

İnsanlığa faydası olmuş büyük insanlara, İslâm dehalarına hakareti akıllarına meze yapanlar, bu yanlıştan vazgeçip, imana ve Kur’an’a verdikleri hizmetten ders alarak ve sahiplenerek nasıl da başardıklarını Fatihalar ile alkışlayabilirler...

Dünya imtihanının bir cilvesi; şeytan taşını, okunu Evliyâullah ve İslam dehalarına attırıyor…

Boş beyinler, saldırgan dil kullanır; kendi çapsızlığını kamufle yapmak için. İmanlı ve dolu adamlar ise hep üretirler… Üretirken başka bahçelerin çiçeklerinden feyiz alır, kendi dimağına merasimle buyur ederler… Kum taneleri kayaları yerinden oynatamaz, kale duvarlarını ise hiç yıkamaz... Efendimizden (sav) den beri, birileri doğru yolda olan verimli insanlara, İslam fikir adamlarına hep çamur atmış, dil uzatmışlardır... Bunda kıskançlığın ayrıca şeytana yakin olmanın etkisi de vardır.

Sevgili Psikoloğum Bediüzzaman: Başta Efendimiz (sav) olmak üzere, bütün Kur’an fedailerine, nurani yolun allamelerine, geçmişten günümüze saldırı hep devam etti… Yazdıklarınız insanları sebebi vücudumuz olan, sultanımız Efendimiz (sav) den ve sünnetinden uzaklaştırmış olsa idi, Allah inancından tabiata ve başka sakat itikatlara sevk etse idi, uhuvveti yok edip, ümitsizliğe esir etseydi hakaretleri ve öfkeleri haklı olurdu... Risale-i Nurlar, manevi tüm değerlerden uzaklaşıp, ibadetin sultanı olan namaza küstürüyorsa, bütün değerlere sırt döndürüp küfrettiriyorsa, vursunlar en acımasız şekilde...

Oysa eserlerinizi okuyan, istisnalar hariç, büyük çoğunluk, namazına, ibadetine, şükrüne dikkat ediyor; diğer dehalardan ve onlardan ilham alıp, İslam’ın esaslarına uyan müminler gibi…

Sevgili Psikoloğum, günümüzde Siyonistlerin ve şeytanın beşiğinde, dandik hülyalar içinde, sözde aydınlar yeterince iman kahramanlarına vuruyorlar; ölçü ve muvazene mağduru olarak. Yetmez gibi İslam’ı cenahtan bazı Ünlü’sü ünsüzü, yersiz eleştirisi Bol, izan fukarası bazıları, biraz bir şeyler bilip, elleri kalem tutunca, başlıyorlar bağırsaktan atıp tutmaya... Bildiğini sanan ve kibrine yenik düşen zevat, ilim ve irfanda kilometre taşı olanların ne kadar tevazu ve mahviyet içinde hayat sürdüklerini bilmezler... İslam’ın dehaları, yaşadıkları dönemlerin çalkantılı olmasına rağmen ve günümüz imkânlarına sahip olmadıkları halde, kendilerini iyi yetiştirip, hem kendi dönemlerine ve günümüze projeksiyon tutmuşlar...

Mehmet Nuri kardeşim gibi bu fakir de, seksenli yıllarda Türkiye Gazetesinde severek çalışmıştı. Kardeşimin Bilgisizlik başlıklı yazısını ve ölçülü feryadını okurken ben de geçmişte çalıştığım gazetenin şimdiki yazarlarından olan Fuat Bol’un yazısında, sizi yersiz eleştirisine, yeterince saldıranların olduğu bu dönemde, bir mana veremedim.

Boş adamlarla, hangi kalem erbabı yâ da fikir sahibi uğraşır ki? Ya da geçmişten bu güne boş ve meyve vermemiş kaç insan kalmıştır? Sevilmesi gerekenleri sevmek, kamil insanların meziyetlerinden feyizlenmek dururken hassasiyetleri bombardımana tutmak hiç huzur verici değil. İmam-ı Rabbani ve Gazali vs. gibi Bediüzzaman’da bizim en sevgilimiz olması gerekeni samimi sevmiş, itaatte kusur etmemişler... Bu dehaları haksız yere eleştirmek, eleştirirken haddi aşıp hakaret etmek, bizi kâmil iman sahibi etmez.

Son söz: Sevgili psikoloğum, İman ve Kur’an adına hiçbir şey yazmasa idiniz, sadece kulaklarımızda çınlayan İttihad-ı İslâm feryadınız yeterdi. Zira bu günlerde gerçek kardeş olmaya, güzel şeylere beraber sahip çıkmaya çok ihtiyacımız var…

Yeni yıl inşallah hayırlı şeylere vesile olur. Yepyeni bir heyecanla hem dünyamızı, hem ahiretimizi imar etmek dileğiyle... Yeni Yıla girerken yenilenmek lazım. Hatalar, kusurlar alın yazımız değil, kendi tercihlerimiz. Şimdi nefes almaya devam ettiğimize göre, güzel şeyleri tercih edebilir, heybelerimizi onlarla doldurabiliriz...

Selahattin GEZER

risale haber
__________________

Geminin tek kaptanı vardır, gerisi mürettebat... Kalbinde tek sahibi vardır, gerisi teferruat...
Alıntı ile Cevapla
Alt 19 Mart 2015, 08:59   Mesaj No:15
Medineweb Emekdarı
EyMeN&TaLhA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:EyMeN&TaLhA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 21422
Üyelik T.: 08 Kasım 2012
Arkadaşları:37
Cinsiyet:
Mesaj: 3.593
Konular: 793
Beğenildi:112
Beğendi:33
Takdirleri:141
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: Sevgili Pisikoluğum Bediüzzaman (2)

Sevgili Psikoloğum Bediüzzaman’a 15. Mektup

Dünya dinlenmeye fırsat vermeden dövüyor; kendisi hiç yorulmadan... Kardeşçe bakan gözden, huzura kavuşturacak Çözüm’den rahatsız olanlar, rahatsızlık veriyor… Allah’ın (c.c) “Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez. Maide suresi 51.nci ayet” buyuruyor. Bu İlahi Emire rağmen, küffar ile gönül ve hedef birlikteliği, bu mübarek vatana zarar vermeye devam ediyor, bununla ruhlarımız evirile çevrile dövüyorlar…

İhanetler dövüyor, menfaatler dövüyor, kanaatsizlik dövüyor. Hadiseler beyaz ırk, bizler siyahî. Öfke efendi olmuş, köşkü ise insan; kovalıyor anlayışı, tevazuu, merhameti ve tüm güzel düşünceleri... Değmiyor gerçekten dünya alakayı kalbe. Hayat vurdukça, Allah'ı bulmak gereğini öğreniyoruz... Buluşma olunca yükümüz hafifliyor. İnsan sıkıntılarda uyanıklaşıp, unuttuğunu hatırlıyor; oysa sanırız hep aklımızda diye… Allah’ı aklından hiç eksik etmeyenler, direnç sahibi oluyor... Belki de aldığımız nefesi, her anı şükürde olanlara borçluyuz…

Sevgili Psikoloğum, anlıyoruz ki sadece iman sağlığı için değil, akıl ve ruh sağlığımız içinde, bolca okumaya ihtiyacımız var… Bu düşünceler ile Basmane’de Salı günleri yapılan vakıf dersine gittim. Dersten sonra çay içerken, bir kardeşin sizi gördüğü rüyayı, Eyüp ağabey bizlere anlattı… Kısaca rüyada siz Risale-i Nurların yeterli okunmadığına sarsılarak ağlıyormuşsunuz… İşitince, en ağır şartlarda yazılıp, bu rahat dönemde yeterli okunmadığına, ya da hayatımıza tam olarak yansımadığına, vicdanım mahcubiyete büründü. İnsanlığa adanmış koca bir ömrün meyvesi olan bu eserler, hava gibi, su gibi, hayatımıza elzem olmalıydı… Her acıyı saran, her uzaklığı yakınlaştıran, temeli ihlâs, şartı uhuvvet olan bu iman hakikatleri, bu çalkantılı dönemde, Allah Kelamı’nı anlamaya ve Efendimizin örnek alınacak kulluğuna, kazasız ulaştıracak, sahip çıkılması gereken manevi pusula.

Dershaneden eve dönerken rüyanın etkisinde idim. Aklıma İstanbul’da yaşayan çok değerli dostum, 35 yıllık arkadaşım: Enver Yorulmaz ağabeyimi aramak geldi. Nazımın geçeceğini bildiğim için, hem rüyayı anlatıp, önce kendim kaç sayfa okuduğumu söyleyip, kendisinden de kaç sayfa okuduğunu soracaktım. Aradım, telefon açılınca o anda ders yapmakta olan ağabeyim ara vermeden tamda okuduğu yerden devam etti: “Eğer o yüksek hakikatleri yakından temâşâ etmek istersen, git, fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. “Ne diyorsunuz?” de. Elbette “Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbâr“ dediklerini işiteceksin. Sonra, deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. “Ne diyorsunuz?” de. Elbette “Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm“ diyecekler” selam verme fırsatı bulamadan, muhterem ağabeyimin okuduğu: Yirmi Dördüncü Söz, Birinci Dalı hayretle ve sessizce dinliyordum. “Hattâ birgün kedilere baktım. Yalnız yemeklerini yediler, oynadılar, yattılar. Hatırıma geldi: “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübarek denilir?” Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi, sarih bir surette “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm“ diyerek, güya hatırıma gelen itirazı ve tahkiri, taifesi namına reddedip yüzüme çarptı.”

Enver ağabey, haşiyeyi bitirdikten sonra, selam vermişti. Selamını aldıktan sonra, rüyayı anlattım ve “Ağabey soracaktım ki, bu gün kaç sayfa okudun, ama sen dersimi verdin maşallah” dedim. Bu ders bambaşka bir ders olmuştu. Kedinin “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” zikri, çok şey anlatmıştı… Daha önce okuduğum bu yeri, birkaç kez okuyup düşünceye daldım…

Sevgili psikoloğum, Allah’ın Rahîm sıfatı; şefkat ve merhameti sizi vesile yapıp Kur’an hakikatlerini bu dehşetli asırda, büyük dertlerin tasallutunda iken, imdat olarak göndermiş. Kedinin mırmırlarından “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” sesini işitmekle kalmadınız, yüksek ve mevcudatı içine alan fevkalade bir tefekkürle, şefkatli yüreğinin hassas kulakları ile bütün seslerin ve eşyanın hal diliyle: “Allah” dediğini işittiniz; o vecde ile, özellikle insandan yükselen dalaletten kurtulma, kamil iman sahibi olma feryatlarını da işitip, yangınlar üzerine alevler üzerine, ayağınız da takıla bilme ihtimalini de umursamayarak koştunuz... Koşarken mevcudatın ve seslerin “Allah” diye haykırmalarını tasdiken, parmaklarınızdan dilinizden iman hakikatleri döküldü… Kedilerin sesinden “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” sesini işiten gönül kulağınız, bu devrin feryatlarını, Allah’ın yardımı ile işittiğinizi, her yazdığınız hakikatler, insanlığın çığlıklarına verilmiş çok güzel bir cevap olduğu ortadadır.

Sevgili Psikoloğum, kedi, bütün varlık âlemini temaşa etmenizden dolayı, onlar namına gelip sizin kulağınıza ama asıl mesaj bize olmak üzere, sabırsız ve aciz olduğumuz için, hatırlatmada bulunmuş: “Ne üzülüyorsunuz küffarın çokluğundan ve güçlü olmasından? Allahın şefkat ve merhameti var; O’nun merhamet etmesi yetmez mi?” der gibi…

Siz, insanlığın imana, huzura kavuşması için, tüm işkenceleri göze alıp, her lezzeti feda ederken, kedinin gelip kulağınıza “Yâ Rahîm” demesi “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübarek denilir?” sorunuza cevap, ayrıca Risale-i Nurlarla küfrün beli kırılıp, Müslümanlar üzerinde şefkat ve merhametin, galip geleceğine müjde olmuştur… Küfür karşısında verdiğiniz mücadeleden göreceğiniz işkenceler ve baskı için, bir nevi bütün mahlûkat ve insanlar namına kedi gelip, Allah’ın şefkat ve merhametini müjdelemiş. İnkârın beli kırılacağına, Risale-i Nurların muktedir olacağına müjde olma adına “Yâ Rahîm, yâ Rahîm” demiş kulağınıza. Mevla’nın şefkat ve merhametini gerektirecek talebelik arzusu ile…

Sevgili Psikoloğum, reçeten okundukça, insan içindeki gurbetlerden sıyrılıyor; yeis, öfke, düşmanlık gibi… Mevla gurbetlerimizi bitirsin…


Selahattin GEZER

risale haber
__________________

Geminin tek kaptanı vardır, gerisi mürettebat... Kalbinde tek sahibi vardır, gerisi teferruat...
Alıntı ile Cevapla
Alt 23 Mart 2015, 21:34   Mesaj No:16
Medineweb Emekdarı
EyMeN&TaLhA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:EyMeN&TaLhA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 21422
Üyelik T.: 08 Kasım 2012
Arkadaşları:37
Cinsiyet:
Mesaj: 3.593
Konular: 793
Beğenildi:112
Beğendi:33
Takdirleri:141
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: Sevgili Pisikoluğum Bediüzzaman 2

Bilmek ağır gelir, ihlâs olmaz ise!

Her Tıp'ı bitiren doktor olur ama sağlıklı neşter vurup, başarılı cerrahi müdahale yapamaz… Her lokanta kebap yapabilir ama her ustanın kebabı yenmez. Herkes âşık olabilir ama adam gibi sevmeyi, sadık olmayı beceremez vs. uzatılabilir… Bilmek, öğrenmek güzeldir, fakat asıl güzellik, bakınca duruşundan, tavrından bildiği anlaşılıyor olması çok daha güzeldir, güzelliğin devam etmesini de sağlar. Atomu keşfetmek güzel bir şeydi, lakin bilenlerin yanlış olması, anında yüz binlerce Japon’un buharlaşmasına, kül olmasına sebep oldu. Bütün bilimsel teknik buluşlar, ihlâssız, insan olma özelliklerinden uzak olanların elinde, milletin başına hep bela oldu...

Tam tersi, imanlı, ihlâslı ve kardeşliğe önem veren İslam âlimlerinin elinden, fikrinden ortaya çıkan eserler, tüm insanlığa fayda verdi... Allah korkusu olmayan, iyi niyetin ve kardeşliğin kırıntısı olmayan barbar batılılardan, ortaya konan ilimden, buluştan bütün insanlığın ocağı battı, yine istisnalar hariç. Bu demektir ki öğrenilen, elde edilen güzel bir şeyin fayda vermesi için, niyetin halis ve beşerin menfaati düşünülmesi lazım ki, insanlığa faydalı hale dönüşsün, zarar vermesin…

İhlâs ve uhuvvet olmadan bilmek, İman Hakikatlerine vakıf olmak, ağır gelir, yoldan çıkarır; bu bilmek kafayı zekâyı geliştireceği için hele birde kibir güçlü ise millete zarar vermeye başlar… Sadece başkalarını eleştirmek, kendi meşrebi dışındakine muhabbet etmemek, hizmetlerini küçük görmek gibi… İnsanlar yüksek enerjilerini, bilmelerini samimiyet çerçevesine oturtmaz ise, doğru ve hayırlı işlerin ortaya çıkma şansı azalır ve yok olur gider.

Risale-i nurlardaki hakikatler antibiyotik gibi yanında mutlaka vitamin alınmalı bu da ikili birleşim; ihlâs ve uhuvvettir. Güçlü motora sağlam kaporta gerekir, yoksa dağıtır randıman alınmaz. Ekran kartı zayıf olunca, Hard Disk geniş, işlemci yüksek olmuş önemli değildir; hepsinin sağlam olması lazımdır. Risale-i Nurlardaki aklı ıslah eden yüksek hakikatler, ancak ihlâs ve uhuvvet gibi, sağlam ekran kartı ile yansır. Bediüzzaman’ın ısrarla çok okunmasını tavsiye ettiği: İhlâs Risalesi ve mutlaka hayata geçmesi gereken Uhuvvet Risalesi, kendi eserinin gücünü bildiği için, yine kendi ifadesi ile “Yapan bilir, bilende konuşur” bu önemden dolayıdır. Evet, insana güçlü donanım sağlayan Risale-i Nurlar güçlü ekran kartı ister…

Bazılarından belki itiraz sesleri yükselecek: “ Yaşamak önemlidir” diyecekler... Elbette yaşamak çok önemli ama bildiklerini yaşarken, ihlâs ve uhuvvet olmadı mı, zarar verenler çok, sadece sanırım bir misal yeter: Gülen, eğer bildiklerini İslam âleminin kardeşliğini ve ihlâsı esas alarak yaşasaydı, milletimiz ve Müslümanlar zarar görmeyecekti... Onun bilgisini, hitabetini kullanarak, karanlık çevrelerin silahı olarak ülkemiz üzerine doğrulttular…

Bediüzzaman’ın döneminde, din düşmanı ve zındıka komiteleri yok muydu? Elbette en ağır ve yoğunlukta var idiler… Bediüzzaman’ın ihlâsı, kardeşliğe verdiği ehemmiyet, asla maşa olmayı, Müslüman zarar vermeyi aklına getirtmedi. Sadece fayda üretti, yalnızca Müslüman’a değil, tüm dünya insanlığına... Üstat daha çocuk denecek yaşlarda 90 önemli eseri ezberledi, bu bile o dönemin en iyi bileni olduğunu göstermeye yeter. Üstadın bu bilgisinin faydaya dönüşmesi, insanlığın kurtuluşuna sancılar çekmesi ihlâsındandır. Hiçbir şeye beş para ehemmiyet vermemesi, korkunun esrini yaşamaması, zındıka komitelerine oyuncak olmaması ondaki yüksek ihlâs ve İslam âlemine beslediği hayırlı düşünceleri, uhuvveti idi. Bugün Risale-i Nurları, ezbere denecek seviyede bilen kardeşlerimiz var ama asıl hizmeti sırtlanmış olan, ihlâs ve uhuvvete önem veren nur işçileridir... Ağızları pek laf yapmasa, sessizde kalsalar bile, onlar bize samimiyet ve kardeşlik adına çok şey anlatırlar… Hiçbir fesatlığa fırsat vermeden, dilleri sadece takdir etmeye, şevk vermeye alışmış kahramanlardır…

Son söz: demek ki öğrenmeden, bilginin derinliklerine vurmadan, hatta yaşamadan çok daha önemli olan ihlâs ve uhuvvettir, buda bütün insanlığa faydadır, Mevla’m, en önce bizlere bu ikiliyi nasip etsin… Bediüzzaman’ın Kur'ân'dan ilham alarak, İman rükünlerini farklı ispat etme buluşu, keşfettiği güçlü reçeteler, ihlâsı ve İslam kardeşliğine feda ettiği ömrü sayesinde halen tesirin artarak devam etmesini sağladı...

Hâsılı kelâm: İhlâssız ve kardeşliği esas almayan bilmelerimiz, fitnelere, bölünmelere bu yüzden dünya Müslüman’ına ve imana susamış tüm insanlığa zarar olacaktır… Cehenneme kütük kesmek yerine, cennete kardeş kazanmak bilmenin gereğidir. En önemlisi de bilmenin zehire dönüşmesine, başkalarının bizi kullanmasına ihlâs ve uhuvvet engel olacaktır… Yüce Allah (c.c.) cümlemize ihlâslı bilmeler ve kardeşlik nasip etsin, İslam düşmanları ile ittifak ettirmesin… Ha sahi, İslam’a zarar verenleri de tanımak, bilmek, zararlarını def etmekte, kardeşliği korumaktır.

alıntıdır

Selahattin GEZER

risale haber
__________________

Geminin tek kaptanı vardır, gerisi mürettebat... Kalbinde tek sahibi vardır, gerisi teferruat...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:

Benzer Konular
Konu Başlıkları Konuyu Başlatan

Medineweb Forum Ana Kategori Başlıkları

Cevaplar Son Mesajlar
Bediüzzaman'dan Sözler MERVE DEMİR Risale_i Nur (Said Nursi) 141 26 Kasım 2015 13:25
Bediüzzaman ve siyaset EyMeN&TaLhA Risale_i Nur (Said Nursi) 0 22 Aralık 2013 14:27
Bediüzzaman ve Siyaset talibetün Risale_i Nur (Said Nursi) 0 05 Nisan 2012 13:59
ey sevgili en sevgili hoş geldin safalar getirdin... KuM TaNeSi Hz.Muhammed(s.a.v) 0 20 Nisan 2009 20:59
Bediüzzaman ve tasavvuf melis Risale_i Nur (Said Nursi) 2 30 Kasım 2008 14:02

Yeni Sayfa 1

www.medineweb.net Ana Sayfa

Tefekküre Davet Köşesi

Medineweb Sosyal Medya Guruplarımıza Katılın

facebookacebook   twitter Twitter   InstagramInstagram

Medineweb Alemdarhost sunucularında barındırılmaktadır.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285