Medineweb Forum/Huzur Adresi
Go Back   Medineweb Forum/Huzur Adresi > ..::.MEDİNEWEB FORUM DİNİ KONULAR.::. > Muhtelif Dini Konular > Tevhid Ve Şirk Konuları

Konu Kimliği: Konu Sahibi bilinmez,Açılış Tarihi:  30 Eylül 2018 (14:38), Konuya Son Cevap : 30 Eylül 2018 (14:38). Konuya 0 Mesaj yazıldı

Beğeni Aldı1Kez Beğenildi
  • 1 Beğenen bilinmez
Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme
Alt 30 Eylül 2018, 14:38   Mesaj No:1
Meal Gurubu Üyesi
Medineweb Emekdarı
bilinmez - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:bilinmez isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 13966
Üyelik T.: 27 Haziran 2011
Arkadaşları:0
Cinsiyet:
Mesaj: 2.206
Konular: 309
Beğenildi:147
Beğendi:15
Takdirleri:306
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart İSLAM’ı BOZAN ŞEYLER

İSLAM’ı BOZAN ŞEYLER

İSLAM’I BOZAN ŞEYLER

İslam’ı bozan amel, söz ve inançlar çoktur. Âlimler bunları, kitaplarının ridde ve mürtedin hükmü ile alakalı bölümlerde zikretmişlerdir. İslam’ı bozan şeylerden günümüzde insanların en çok işlediği ve alimlerin üzerinde ittifak ettiği en tehlikeli ve en büyük olanları şunlardır:

1 - İbadette Allah'a ortak koşmak:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.” (Nisa: 116)
“Kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak ki Allah ona cenneti haram eder. Varacağı yer ateştir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” (Maide: 72)
Şirk, Allah-u Teâlâ’ya karşı işlenen en büyük günahtır ve İslam’ı bozan şeylerin en büyüğüdür. Çünkü bu, Rabbin hakkını almak ve ilahın ilahlığını eksiltmektir.
Şirk; sadece Allah-u Teâlâ’ya ait hak, sıfat ve yetkilerde Allah-u Teâlâ ile başka varlıkları eşit tutmaktır. Daha açıkçası; Allah-u Teâlâ’ya ait hak, sıfat ve yetkileri Allah’tan başkalarına veya Allah’la birlikte bir başkalarına vermektir.

2 - Allah’la kendisinin arasına aracılar koymak,
onlara yalvarmak, onlardan şefaat dilemek,
onlara güvenmek:

Böyle yapan kimse âlimlerin icmaı ile kâfir olur.
İslam’ı bozan bu durum, Kureyş müşriklerinin işledikleri durumdur. Onlar, Allah-u Teâlâ’nın rabliğine iman ediyorlar, fakat bununla birlikte Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmak için vasıtalar ve araçlar tayin ediyorlardı.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İyi bilinmelidir ki halis din Allah’ındır. Allah’tan başka dostlar edinenler: “Bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara ibadet ediyoruz” derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve kâfir olan kimseyi doğru yola eriştirmez.” (Zümer: 3)
“Onlar Allah’tan başka kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere taparlar ve: “Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir” derler. Ey Muhammed! De ki: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.” (Yunus: 18)
İslam’ı bozan bu durum zamanımızda kendisini İslam’a nispet eden birçok kimse tarafından işlenmektedir. Onlar da tıpkı Kureyş müşrikleri gibi Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmak için Allah’la kendileri arasında vasıtalar tayin etmişlerdir. Fakat zamanımızdaki bu gibi kimselerin Kureyş müşriklerinden tek farkları; kendilerini İslam’a nispet ederek Muhammed aleyhisselam’ın son nebi ve rasûl olduğuna inandıklarını, ona ve Allah katından getirdiklerine iman ettiklerini söylemeleridir. Fakat onların bu sözleri, sadece kuru bir iddiadan başka bir şey değildir. Zira onlar, içinde bulundukları durum sebebiyle, Rasûllerin hidayet yolundan çok uzaktadırlar.
Bu ümmetin nebisi ve bütün insanlar ile cinlere gönderilmiş olan son Rasûl Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem, Kureyş müşriklerinin işlemiş oldukları bu şirke karşı geldi, onları bu konuda uyararak; kendilerine bir fayda veya zarar vermeye, dua ettiklerinde dualarına icabet etmeye, seslendiklerinde kendilerini duymaya güç yetiremeyen, bizzat atalarının ve kendilerinin uydurdukları sahte ilahlara tapındıklarını, bu sebeple asıl tapmaları, kendisinden istemeleri, kendisine dua etmeleri gereken ilahın, onların da bizzat Rab olarak kabul ettikleri Allah-u Teâlâ olduğunu değişik şekillerde onlara anlatmıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Ey Muhammed!) De ki: “Allah’ı bırakıp da, ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadıkları, bunlardan hiçbir ortaklıkları bulunmadığı ve onlardan hiçbiri Allah’ın yardımcısı olmadığı halde, ilah diye ileri sürdüklerinizi haydi çağırın! O’nun katında kendisinin izin verdiğinden başkasının şefaati fayda vermez. Hatta onların kalplerinden korku giderilince (birbirlerine): “Rabbiniz ne dedi?” derler. Derler ki: “Hakkı.” (buyurdu). O Aliy’dir, Kebir’dir.” (Sebe: 22-23)

“Ey Muhammed! Yemin olsun ki, eğer sen onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette: “Allah yarattı” derler. Sen onlara şöyle de: “Söyleyin bakalım eğer Allah bana herhangi bir zarar vermek istese, sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınız O’nun bu zararını giderebilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese O’nun bu rahmetini durdurabilirler mi? De ki: “Bana Allah yeter. Güvenenler sadece O’na güvensinler.” (Zümer: 38)

“Kendilerine kuvvet olması için Allah’tan başka ilahlar edinmektedirler. Asla; onlar, onların kendilerine ibadetlerini inkâr edecekler ve onlara düşman olacaklar.”
(Meryem: 81-82)
Kureyş müşrikleri, Allah-u Teâlâ’nın yaratıcı, rızık verici, öldüren, dirilten ve bütün işleri elinde bulunduran yüce varlık olduğuna inanmalarına rağmen yine de Müslüman ve muvahhid olarak görülmediler. Bilakis müşrik olarak görüldüler. Çünkü onlar, Allah’la aralarında vasıtalar tayin ediyorlardı. Tıpkı zamanımızda yapıldığı gibi... Zamanımızda da mezarları yücelten, onlara kurban kesen, adak adayan, ölülerden medet uman, ölü veya diri kimseleri Allah’ın velisi görüp, onları Allah’a ulaşmada vasıta tayin eden, rabıta yapan ve bunlar gibi Kureyş müşriklerinin yaptıklarına benzer amelleri sergileyen kimseler çoktur.

3 - Müşrikleri tekfir etmemek ve onların kâfir
olduklarında şüphe etmek veya onların doğru yolda
olduklarına inanmak:

Kur’an-ı Kerim’de ve Rasûlullah’ın sünnetinde mü’min ve kâfirlerin sıfatları mevcuttur. Bu sıfatlara göre insanlar hakkında mü’min veya kâfir diye hüküm verilir. Allah ve rasûlünün kâfir ve müşrik olarak vasıflandırdığı kişileri Müslüman olarak kabul etmek veya onların küfründe ve şirkinde şüphe etmek veya onları tekfir etmeye yanaşmamak Allah ve rasûlünün hükmüne karşı çıkmak olacağından böyle düşünen kimse küfre girer.
Allah-u Teâlâ, kâfir olan kitap ehline, müşriklere, ateistlere, mürtedlere ve bütün kâfirlere kitabında küfür hükmü vermiştir. Buna göre kesin bir şekilde onların kâfir olduğuna inanmak gerekir. Bu, tevhidin gereğidir.
Tevhidi sağlamak için iki şart gerekir:
Birincisi: Tâgutu reddetmek.
İkincisi: Allah-u Teâlâ’ya iman etmek.
İşte bu, La ilahe illAllah’ın manasıdır.
“Lâ ilâhe” Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilenleri ve tâgutun her türünü reddetmektir.
“İllâllah” sadece Allah-u Teâlâ’ya ibadet etmektir. Allah-u Teâlâ bu manayı şu ayette beyan buyurmaktadır:
“Tâgutu reddedip Allah’a inanan kimse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır.” (Bakara: 256)
Küfürleri açık olmasına rağmen müşrikleri veya kitap ehlini tekfir etmeyen veya tekfirleri konusunda duraklayan kimse bu ameliyle; Allah-u Teâlâ’yı, kitabını, Rasûlü sallAllahu aleyhi ve sellem’i inkâr etmiş ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in bütün insanlara kıyamete kadar gönderilmiş bir rasül olduğunu yalanlamıştır.
Oysa Müslüman olabilmek için müşriklerin ve kitap ehlinin kâfir olduklarına kesinlikle inanmak gerekmektedir.
Bu sebeple; “kitap ehl-i olan Yahudi ve Hıristiyanlar semavi şeriate sahiptirler. Üzerinde bulundukları dinde içtihad yapıyorlar. Onlar hak üzerindedir” diyen kimselerin küfrü elbette yukarıdakilerden daha şiddetlidir.
Aynı şekilde; “dileyen istediği dine; ister Yahudilik, ister Hıristiyanlık, ister İslam dini olsun, girmekte serbesttir. Çünkü bunların hepsi hak dindir” diyen kimse de bu görüşüyle Allah-u Teâlâ’yı inkâr etmiş ve küfür işlemiştir.
Bu küfür olan görüş, maalesef zamanımızda yaygın hale gelmiştir. Zamanımızdaki tâgutların, Allah-u Teâlâ’nın basiretlerini kör ettiği alimlerinin (!) ve sahte din adamlarının bu sapık fikri yaydıklarına şahit olmaktayız. Onlar; din hürriyeti, dinde bütünleşme, dinler arası diyalog ve dinler arası yakınlaşma gibi küfür inanç ve fikrini bütün dinlerin hak olduğunu söyleyerek yaymaktadırlar. Yine onlar; İslam ehli ile diğer din mensuplarının aralarında hiçbir düşmanlık olmadığını dile getirmekte, İslam’da dost ve düşmanlık meselesinin üzerinde durmanın ise dinde aşırılık olduğunu ve ümmetler ile halklar arasında kin ve düşmanlığı ortaya çıkardığını söylemektedirler.
İşte onların bu görüşleri İslam’ı yıkmaya yönelik, kasıtlı olarak planlanmış bir harekettir. Oysa bu; küfürdür, İslam’ dan irtidattır, tevhide zıttır ve bütün rasûllerin davetine aykırıdır.
Zira bu görüş sahipleri, gerek müşrikleri ve gerekse kitap ehlini tekfir etmemek için değişik ibareler kullanmakta, kavramlar geliştirmekte ya da müşriklerin ve kitap ehlinin küfrü konusunda değişik şüpheler ortaya atmaktadırlar.
İşte ortaya attıkları şüphelerden bazıları;
- Bütün insanlar tek bir sözde birleşmelidir.
- Bütün milletler, halklar birbirlerini sevmelidir.
- Bütün insanlar birbirlerine karşı buğz ve kini unutmalıdır.
- Bütün insanlar kardeş olmalıdır.
- Genel dünya barışı sağlanmalıdır...
Bu düşünce sahipleri, Allah’a, rasûlüne ve İslam dinine iftira atarak, pervasızca tâgutların istedikleri şeyleri söylemekte ve hiç çekinmeden bu konuda fetvalar vermektedirler. Gerçekten basiretleri körelmiş olan bu kimseler, kendilerini İslam’dan çıkartan bu fikre inanmak ve onu yaymakla, hatadan münezzeh olan Allah-u Teâlâ’nın şeriatını; halkı ifsad eden, fitnelere sebep olan ve insanlar arasında buğzu yayan bir uygulama olarak itham etmiş ve bu şeriatın uygulanmasında Müslümanın bir maslahatının olmadığını iddia etmişlerdir.
Allah-u Teâlâ’nın gazabı ve laneti üzerlerine hak olan bu gibi kimseler, bu iddia ve ithamlarını açık bir şekilde sözle söylemeseler bile, onların hal, davranış ve fikirleri kendilerini ele vermektedir.
Oysa Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Kim La ilahe illAllah der ve Allah’tan başka tapılanları reddederse kanı ve malı haram olur, hesabı Allah’a aittir.” (Müslim)
Bu hadise göre bir kimsenin kanının ve malının haram olabilmesi için La ilahe illAllah’ı söylemesi yetmez. Bununla birlikte Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilenleri, tapılanları da reddetmesi gerekir. Eğer Allah-u Teâlâ’dan başka tapılanları reddetmezse kanı ve malı haram olmaz. Çünkü İbrahim aleyhisselam’ın milletinin aslından olan önemli bir esası yerine getirmemiş olur.
Oysa Allah-u Teâlâ, İbrahim aleyhisselam’ın milletine tabi olmayı ve onun çizdiği yolda eksiltmeksizin ve gevşeklik göstermeksizin yürümeyi, Allah-u Teâlâ’nın düşmanlarının arzularına uymadan bu yola tabi olmayı emretmiştir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in hanif dinine tabi olandan din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim’i bir dost edinmişti.”
(Nisa: 125)
“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani bir zaman onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Yalnız Allah’a iman etmenize kadar bizimle sizin aranızda ebedi bir düşmanlık ve kin ortaya çıkmıştır.” (Mümtahine: 4)
İşte bu ayetlerde İbrahim aleyhisselam’ın milleti zikredilmektedir ve Allah o milleti örnek almamızı emretmiştir. Bu nedenle her kim İbrahim aleyhisselam’ın milletini örnek almayıp kendisini bu milletten soyutlar, ondan yüz çevirirse ve onların takındığı tavrı takınmazsa, gerçekten de kendisini aşağılıkların aşağılığı konumuna indirmiş olur.
Bu açıklamalardan açık ve net olarak anlaşılan şudur; zamanımızdaki beşeri sistemlerde kendilerini İslam’a nispet eden yöneticiler, aslında azılı birer kâfirdir. Zira bu yöneticiler; müşrikleri dost edindiler, onlara yakınlaştılar, onları yücelttiler ve aralarındaki ilişki; ancak kardeşler arasında olabilecek bir ilişki kadar kuvvetlendi. Öyle ki İbrahim aleyhisselam’ın milletine gerçek manada tabi olan Muvvahhidler’e karşı bile düşmanlık gösterdiler, onlara eziyet ettiler ve onları hapse attılar. Her türlü zulüm ve işkencenin gerek yaptırımcısı, gerek ortağı ve gerekse seyircisi oldular...
O halde, yaptıkları bütün bunca amellerden sonra hala onların İslam’da kaldıklarını, Müslüman olduklarını söylemek ve hatta İslam’dan bir eserlerinin olduğunu dile getirmek söz konusu olabilir mi?!
Şu iyice bilinmelidir ki; Müslüman olabilmek için mutlaka müşrikleri tekfir etmek, onlara düşman olmak, onlara buğzetmek, onları sevenlere ve müdafaa edenlere buğzetmek gerekir.
İşte İbrahim aleyhisselam’ın milleti budur... İşte İslam budur... İşte ancak böyle Müslüman olunur ve Müslüman kalınır...

4 - Rasûlullah’dan başkasının yolunun Rasûlullah’ın
yolundan daha iyi olduğunu veya ondan başkasının
hükmünün onun hükmünden daha güzel olduğunu
söylemek:

Her kim böyle yaparsa kâfir olmuştur. Tâgutların hükmünü Muhammed aleyhisselam’ın hükmüne tercih edenler gibi...
Her Müslümanın Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sözünün, fiilinin ve ikrarının, Allah-u Teâlâ’dan bir vahiy olduğuna inanması gerekir. Zira sünnet de Kur’an gibi Allah-u Teâlâ tarafından gelen bir vahiydir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“O, hevadan konuşmaz. Muhakkak ki o, ancak vahyedilen bir vahiydir.” (Necm: 3-4)
Bu ayete göre Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den ortaya çıkan her söz, fiil veya ikrar, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem bunları yaparken veya söylerken bunların Allah-u Teâlâ tarafından geldiğini her defasında belirtmemiş olsa bile, aslında Allah-u Teâlâ tarafından Cibril aleyhisselam vasıtasıyla bildirilmiş birer vahiydir…
El-Hatib, Kifaye kitabında Ahmet bin Zeyd b. Harun’dan şöyle rivayet etti:
“İyiden, salihten rivayet etmiştir. Salih ise tabii’den rivayet etmiş, tabii ise sahabeden rivayet etmiş, sahabe ise Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiş, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem ise Cebrail aleyhisselam’dan rivayet etmiş, Cebrail aleyhisselam ise Allah-u Teâlâ’dan getirmiştir.”
İşte yukarıda bildirilen senet Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatının senedidir. Buna göre Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem din konusunda kendinden bir şey getirmez. Onun için selefi salih, Kur’an ve Sünnet hakkında; iki vahiy derler. İşte bu, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin inancıdır.
Buhari sahihinde tevhid kitabında şöyle bir bab zikretmiştir: “Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in rabbinden rivayet ettikleri babı.”
Bu konuda Dâremi, Ebu Davud-Merasil’de, El-Hatib- Kifaye’de ve El-Fakih Ve’l-Muteffakih, İbn Abdilber-El-Câmi’de, El-Meruzi-Sünen’de, Evzâiden, o da Hassan b. Atiyye radıyAllahu anh’dan şöyle dediğini rivayet ettiler:
“Cibril aleyhisselam Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e Kur’an-ı Kerim’i bildirdiği gibi sünneti de bildirmiştir.”
Buna göre; kim sabit olan sünneti reddeder veya inkar ederse Kur’an-ı Kerim’i reddetmiş ve inkar etmiştir. Kim sünnete karşı gelirse Kur’an-ı Kerim’e karşı gelmiştir. Çünkü bunların ikisi Allah-u Teâlâ’dan gelen birer vahiydir. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sünneti, hidayet yollarının en hayırlısıdır.”
Cabir radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’ in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“En hayırlı söz Allah’ın kitabıdır. En hayırlı hidayet Muhammed’in yoludur.” (Müslim)
İki vahiy olan Kur’an ve sünnet bütün şeriatları neshet-miştir. Bunlar Allah-u Teâlâ’ya ulaşmak için uyulması gereken yegâne şeriattır.
İbn Abbas radıyAllahu anh’dan şöyle rivayet edilmiştir:
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e şöyle soruldu: “Allah-u Teâlâ’nın en sevdiği din hangisidir?” Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi:
“Kolaylaştırılmış hanif dinidir.” (Ahmed)
Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatı eksiksiz ve mükemmel olan bir şeriattır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’dan razı oldum.” (Maide: 3)
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o kimse ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Ali İmran: 85)
Her kim başka şeriatların Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in getirdiği şeriattan daha doğru yola eriştirici, insanlar için daha faydalı, hayatları ve maişetleri için en uygun ve daha elverişli olduğuna inanırsa, işte o kimse alimlerin ittifakıyla İslam milletinden çıkmış ve kâfir olmuştur.
Allah-u Teâlâ’nın hükmüne boyun eğmek, Allah-u Teâlâ’ya ve Rasûlü sallAllahu aleyhi ve sellem’e imanın bir gereğidir.
Allah-u Teâlâ’ya ve rasüllerine iman; sadece Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in getirdiği şeriatı uygulamayı, sadece onun emrine rıza göstermeyi ve inanç, söz ve fiillerde sadece onun hükmüne bağlanmayı gerektirir.
Kan, mal ve diğer hukuki meselelerdeki ihtilaflarda sadece Allah-u Teâlâ’nın kitabına ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sünnetine başvurmak gerekir. Bu, Allah-u Teâlâ’nın hükmüne zıt hüküm verilmemesini gerektiren bir hükümdür. Allah-u Teâlâ’nın şeriatından başka kanunlara muhakeme olmamayı ve o kanunlarla hüküm vermemeyi gerektirir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hüküm vermek yalnız Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil, sadece O’na ibadet etmenizi emretti. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
(Yusuf: 40)
“Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar. Yakinen (şeksiz, şüphesiz) inanan bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır.” (Maide: 50)
Hükmeden kimselerin sadece Allah-u Teâlâ’nın hükmü ve şeriatıyla hükmetmeleri gerekir. Hükmedilenlerin ise sadece Allah-u Teâlâ’nın kitabına ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’ in sünnetine muhakeme olmaları gerekir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâguta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.” (Nisa: 60)

Ayetteki “يزعمون” yani “iddia ediyorlar”ın manası; Allah-u Teâlâ’nın indirdiklerine iman ettiklerini söyleme konusunda yalancıdırlar demektir. Çünkü bu mananın gerekleriyle amel etmemiş, aksine bu manaya zıt olan şeylerle amel etmişlerdir. Tâguta, yani; Allah-u Teâlâ’nın indirdiği kanunlardan başka kanunlara muhakeme olmayı istiyorlar, bu ise Allah-u Teâlâ’nın indirdiklerine muhakeme olmanın zıttıdır.
Sonra Allah-u Teâlâ, kendi yüce zatına iman ile Allah-u Teâlâ’nın indirdiklerinden başkasına muhakemenin bir arada bulunmayacağına yemin etmiştir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş olmazlar. Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)
Allah-u Teâlâ bu ayette, indirdiklerine muhakeme olmayan ve muhakeme olduktan sonra hükmüne rıza göstermeyen ve hükme tam teslimiyet göstermeyenlerin iman etmiş olmayacağını yeminle tekid ederek beyan etti.
Allah-u Teâlâ’nın indirdiklerine muhakeme olmayan veya muhakeme olduktan sonra hükmü kabul etmeyen, rıza göstermeyen ve tam teslim olmayan kişiden imanın kalkması, insanlar arasındaki ihtilafı çözmek için Allah-u Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmenin imandan olduğunu ve Allah-u Teâlâ’ya yaklaştırıcı bir amel olduğunu gösterir. İşte bundan dolayı Allah-u Teâlâ’nın kanunlarına, hükümlerine; insanlar için en iyi ve en uygun kanun olduğundan değil, bir ibadet ve dinin gerektirdiği bir amel olduğundan dolayı uymak gerekir.
Bu gösteriyor ki, Allah-u Teâlâ’nın şeriatını insanlara tatbik etmeyen, şer’i kanunları uygulamayan kimse büyük küfür işlemiştir. Allah-u Teâlâ’nın indirdikleri ile hükmetmek, sadece Allah-u Teâlâ’nın şeriatına muhakeme olmak ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hükmünün diğer hükümlerden daha iyi olduğuna inanmak, kelimeyi tevhid olan La ilahe illAllah şehadetinin gereğidir.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hükmünden başka hükümlerin Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hükmünden daha iyi olduğunu iddia eden kişi, La ilahe illAllah’ın manasını bilmemektedir. Onun iddia ettiği şey, La ilahe illAllah’ı bozan bir ameldir. Çünkü Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hükmüne bağlanmak La ilahe illAllah Muhammedun Rasûlullah şehadetinin gereğidir. Bu öyle bir şehadettir ki gökler ve yerler onunla kaim olmaktadır. Onun için rasûller gönderildi, kitaplar indirildi ve onun için cihad farz kılındı. Bu şehadet sebebiyle insanlar mutlu ve mutsuz olmak üzere iki kısma ayrıldılar. Kim onun manasını bilir, bütün şart ve rükunlarına riayet ederek onunla amel ederse Allah-u Teâlâ ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in hükmünün dışındaki bütün kanunlardan beri (uzak) olmuş olur.
İnsanların kafalarından uydurdukları kanunlarla hükmeden veya ona muhakeme olan kişi, tâgutun hükmü ile hükmetmiş ve ona muhakeme olmuştur. Kim böyle yaparsa La ilahe illAllah Muhammedun Rasûlullah şehadetini bozmuş, yüce Allah-u Teâlâ’yı inkâr etmiş ve tâguta iman etmiş olur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah ve Rasûlü bir şeye hükmettiği zaman inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah’a ve Rasûlüne başkaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur.” (Ahzab: 36)

5 - Allah’ın kitabı ve Rasûlullah’ın sünnetinden
herhangi birşeyi sevmemek veya beğenmemek:

Bir kimse bununla amel ediyor olsa bile, sevmediği ve beğenmediği için kâfir olur.
Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in getirdiği hidayete ve hükme buğzeden kişi, yüce Allah-u Teâlâ’yı inkar etmiştir. Zaten bu sıfat, büyük itikadi nifağın yani; İslam milletinden çıkan, cehennemin en alt tabakasına girecek olan münafıkların sıfatıdır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş olmazlar. Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)

Her kim Allah-u Teâlâ’nın şeriatından veya Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in gösterdiği hidayetten herhangi bir şeye buğzeder veya Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in herhangi bir konudaki hükmünü sevmezse işte o, kimse nefsine yazık etmiş ve nefsini tahammül edemeyeceği azaba uğramaya mecbur kılmıştır. Laiklerin, liberallerin ve onlara uyanların yaptıkları gibi...
Bunlar, Allah-u Teâlâ’nın indirdiği hükümlerin bazılarından hoşlanmadılar. Örneğin; hırsızlığın el kesme haddi, içki içenlere sopa atılması hükmü, kasıtlı olarak cana kıyanların öldürülmesi, kadının diyetinin erkeğin diyetinin yarısı olması hükümleri gibi...
Bu kimseler Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in Allah-u Teâlâ tarafından getirdiği hükümlerinden hoşlanmadılar ve bu hükümleri sevmediler. Bu yüzden -İslam milletinden olduklarını iddia etseler bile- Müslüman sayılmazlar.
İslam şeriatından bir şeyi sevmeyen kişiye, bununla amel etse bile ameli fayda vermez. Örneğin; çoğul evliliği mutlak olarak sevmeyen ve bu hükme buğzeden, çoğul evlilik yapsa bile Allah-u Teâlâ’yı inkâr etmiş olur. Aynı şekilde iki kadının şehadetinin bir erkeğin şehadetine denk olmasından hoşlanmayan veya sahih ve sabit olan nasların getirdiği bazı bilgilerden, güya akla uymadığı veya pratik hayata uygun olmadığı gerekçesiyle hoşlanmayan kimse de bunun gibidir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İnkâr edenlere gelince... Yüzüstü gidiş onlar içindir. Öyle ki O (Allah), onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu, onların, Allah’ın indirdiklerini beğenmemeleri sebebiyledir. Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır.”
(Muhammed: 8-9)
Allah-u Teâlâ ayette geçen bu kişileri “kâfir” olarak isimlendirmiştir. Çünkü onlar, Allah-u Teâlâ’nın indirdiklerinden hoşlanmadılar. Küfürle beraber hayır amelin bir kıymeti olmadığı için Allah-u Teâlâ, indirdiklerinden hoşlanmayanların bütün amellerini boşa çıkartmıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“İşte bu, elbette onların Allah’ı kızdıracak şeylere uymalarından ve O’nu razı edecek şeyleri çirkin görmelerindendir. Böylece (Allah) onların amellerini boşa çıkardı.” (Muhammed: 28)
Kendilerini İslam’a nispet eden nice kimse vardır ki bunlar, Allah-u Teâlâ’nın kitabı ve Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde bildirilen, Allah-u Teâlâ’nın bazı hükümlerinden hoşlanmadıklarını büyük bir cüretle ve bazen açık bazen de kapalı üsluplarla ifâde etmektedirler.
Bazıları; “zamanımızda bu bizi bağlamaz” diyerek, bazıları; “bu bize farz değildir” diyerek, bazıları da; “bu geçmiş zaman için geçerlidir” diyerek Allah ve rasûlünün hükümlerini reddettiler.

Bütün bu üslupların hepsi, Allah-u Teâlâ’ya ve Rasülü sallAllahu aleyhi ve sellem’e karşı gelmek ve onun yolundan başka yolları takip etmek demektir.

6 – Rasûlullah’ın diniyle veya onun mükâfat ve ceza
olarak bildirdiği şeylerle alay etmek:

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlara soracak olursan: “Biz andolsun ki eğlenip oynuyorduk” diyecekler. De ki: “Allah’la, ayetleriyle ve Rasûlüyle mi alay ediyorsunuz? Özür beyan etmeyin, inandıktan sonra küfre girdiniz.” (Tevbe: 65-66)

Ayette geçen; “biz andolsun ki eğlenip oynuyorduk” sözünü söyleyenler, yaptıkları işi şöyle açıklıyorlardı.
“Biz gerçek manada alay etmeyi kastetmiyorduk, biz ancak eğlenip oynuyorduk, eğlenmeyi ve oynamayı kastediyorduk. Uzun yol yorgunluğunun ağırlığını hafifletmek için sadece şaka yapıp eğlenmekti gayemiz.”
Fakat yüce Allah, onların bu savunmalarına rağmen onları yine de tekfir etti. Çünkü Allah, rasûlü ve dini konusunda eğlenme ve oynama caiz değildir. İşte bu sebeple ayetteki kimseler, söyledikleri bu sözlerden dolayı küfre girdiler. Oysa onlar, bu alay sözünü söylemeden önce mü’min idiler.
Bu olaydan anlaşılıyor ki; Allah-u Teâlâ ile Rasûlü Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem ile onun dininden ve şeriatından herhangi bir şey ile alay etmek küfürdür ve İslam milletinden çıkmaktır. Alay eden kimse, şaka ve eğlence niyetiyle yapıyor olsa bile...
Allah-u Teâlâ ve O’nun ayetleri ile veya Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’le ya da onun getirdiği din ve şeriattan herhangi bir şeyle alay eden kimse, söylediği sözün gerçek manasını kastetmediğini iddia etse bile kâfir olur. Bu kimse namaz kılsa da oruç tutsa da böyle bir söz söylediği için mürted olur. İster o sözü söylerken kalbiyle o söze inansın, isterse inanmasın fark etmez, yine de kâfir ve mürted olur.
Ayette söz konusu olan kimseler böyle yaptıklarında kâfir olacaklarını bilmiyorlardı. Bu sebeple sözün gerçek mahiyetini kastetmediklerinden ve şaka yoluyla söylediklerinden dolayı özür sahibi olacaklarını zannediyorlardı. Buna rağmen mazeretleri kabul edilmedi ve mazeretleri, onları irtidat etmekten alıkoymadı.
İşte Allah-u Teâlâ’nın bu konudaki hükmü budur. O, dilediği şekilde hüküm verir ve hükmünde takipçisi yoktur.

Alay etmek iki kısımdır:

1 - Açık bir şekilde alay etmek:
Tevbe 65-66 ayetlerinin haklarında nazil olduğu kişilerin yaptıkları gibi... Veya İslam dini hakkında; “bu din saçma sapandır” “gericilerin dini” “yobazların dini” “medeniyete karşı bir din” “anarşi dini” sözlerini sarfetmek gibi...

2 - Açık olmayan alay:
El, kaş veya gözle yapılan alaydır. Allah-u Teâlâ’nın kitabı okunduğunda hafife almak kastıyla veya Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sünneti zikredildiğinde ya da İslam şeriatıyla ilgili herhangi bir şey yapıldığında umursamayıp hafife alarak sesleri yükseltmek, dine bağlı olanlarla dininden dolayı alay etmek gibi...
Hafife almak, küçük görmek alaya girer. Dinle alay etmek çok tehlikeli bir davranış olduğu için, dinle alay edenlerle beraber oturmak da şiddetli bir şekilde yasaklanmıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah size Kur’an’da: “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (Nisa: 140)

7– Sihir ve büyü yapmak:
Birtakım şeytani usullere başvurarak karı-kocanın arasını açmaya çalışmak veya insana istemediği şeyi yaptırmak büyü çeşitlerindendir. Kim buna razı olursa kâfir olur.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şeytanların Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kâfir değildi. Ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kâfir olmuşlardı. Babil’de melek denilen Harut ve Marut’a bir şey indirilmemiştir. Bu ikisi: “Biz sadece imtihan ediyoruz. Sakın küfre girme!” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Hâlbuki bu ikisinden koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. Andolsun ki onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi.” (Bakara: 102)
Sihir; üflemek, tükürmek, okumak ve yazmak gibi vesilelerle şeytanları, sihir yapılmak istenen kişiye zarar vermek için kullanmaktır.
Cumhura göre sihrin bir hakikatı vardır. Bazı sihirler; sihir yapılan kişinin kalbini, aklını veya iradesini etkiler. Bundan dolayı bir şey yapar, bir şeyden uzak durur. Bu yüzden sihre “Es-sarf Ve’l-atf” ismi verilir.
Es-sarf: Kişiyi arzu ettiği şeyden uzaklaştırmaktır. Kişiyi hanımından veya hanımını kocasından uzaklaştırmak gibi.
Atf: Sarfın tam tersidir.
Sihir şu iki şekilde şirk olur:
1 - Sihir yapmak için cinler ve şeytanlar kullanılır. Onlara yaklaşmak ve istenileni elde etmek için onların istedikleri yerine getirilir. Sihir, şeytanların öğretileridir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kâfir olmuşlardı.” (Bakara: 102)
2 - Sihirde sadece Allah’a ait olan gaybı bilmeyi iddia etmek söz konusudur.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Göklerde ve yerdeki gaybı Allah’tan başkası bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerini hissetmiyorlar.”
(Neml: 65)
Sadece Allah-u Teâlâ’nın bildiği ve hiç kimseye bildirmediği gaybı bildiğini iddia etmek, küfür ve sapıklıktır.
Sihrin aslı küfür ve şirktir. Fakat bazı sihir türleri küfürden aşağıdır. Buna göre sihir iki türlüdür:
1 - Şirk olan sihir: Şeytanlar vasıtasıyla yapılan sihirdir. Bu sihir türünde şeytanlardan istediğini elde etmek için, şeytanların istekleri yerine getirilir. Onlara kurban takdim edilir veya başka bir takım ibadetler yapılır.
2 - Zulüm (hakka tecavüz) olan sihir: Bu sihir ilaçlarla yapılır. İnsanlara eziyet etmek veya onlara kendi istediği şeyleri yaptırmak için ilaç ve iksir otları kullanılır.
El çabukluğuyla yapılan sihre gelince... Bu, insanları kandırma hükmüne girer.
El çabukluğu ise; belli bir şekil ve görüntüde görünen şeyleri, el çabukluğu ve becerisiyle değişik şekil ve görüntüde göstermektir.

Bu tür sihir insanları kandırma türündendir. Sihirden sayılmasının sebebi, nasıl yapıldığının insanlara gizli kalmasındandır. Çünkü sihrin lügat manası; sebebi bilinmeyen ve insanlara gizli kalan demektir.

8 - Müşriklere yardım etmek ve onları
Müslümanlara karşı desteklemek:

Müslümanlara karşı kâfirlere yardım etmek ve onları desteklemek büyük bir fitnedir. Bu fitne; özellikle cehaletin çoğaldığı, ilmin azaldığı, fitne sebeplerinin yığın yığın olduğu, heva ve hevesin hakim olduğu ve sünnetin kaybolduğu zamanımızda maalesef çok yayılmış, kalpleri sarıp kuşatmış ve birçok insan bu fitneye düşmüş, böylece müşrikleri seven ve onlara meyledenler, çoğu zaman onlara icabet etmiştir.
Bil ki; Müslümanlara karşı müşrikleri destekleyen ve onlara yardım eden kişi, Allah-u Teâlâ’nın azabına maruz kalacaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.” (Maide: 51)

Bu mesele hakkında Kuran ve sünnette sayılamayacak kadar nas vardır. Allah-u Teâlâ dinin bu büyük aslını açıklamak için defalarca üzerinde durmuş ve çok açık bir şekilde anlatmıştır.
Çünkü kâfirlere düşman olmak ve mü'minlere dost olmak, İslam dininin en büyük asıllarındandır. Bu meselede yapılan yanlış, İslam şeriatını yıkar ve dini zedeler.
Maalesef bu konudaki bilgisizlik oldukça fazladır ve bu mesele insanların çoğu tarafından basite alınmaktadır. Dolayısıyla heva ve hevesine uyan birçok kişi dünya metaı elde etmek ve lider olmak gibi basit sebepleri, Müslümanlara karşı kâfirlere yardım etmekte özür saymaktadır.

9 – Bir kimsenin, Muhammed’in
şeriatı dışına çıkabileceğine inanmak:

Kim böyle bir inanca sahip olursa, kâfir olur. Çünkü bu düşünce, Allah-u Teâlâ’nın aşağıdaki ayetini yalanlar.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki bu, benim dosdoğru yolumdur, ona uyun! O’nun yolundan sizi ayıracak (başka) yollara uymayın! Belki sakınırsınız diye (Allah) işte bunları size tavsiye etti.” (Enam: 153)
İbn Mesud radıyAllahu anh dedi ki:
“Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem düz bir çizgi çizdi ve şöyle dedi: “Bu Allah’ın yoludur.” Sonra bu çizginin sağında ve solunda çizgiler çizdi ve şöyle dedi: “Bunlar değişik yollardır her yolun başında ona çağıran bir şeytan vardır.” Sonra: “Muhakkak ki bu, benim dosdoğru yolumdur, ona uyun! O’nun yolundan sizi ayıracak (başka) yollara uymayın! Belki sakınırsınız diye (Allah) işte bunları size tavsiye etti.” (En’am: 153) ayetini okudu.” (Ahmed-Ebu davud-Et-Tayalisi-Ed-Daremi)(hakim rivayet etti ve senedi sahih dedi)

Kim Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatından çıkmayı arzularsa veya ondan müstağni olabileceğini zannederse mürted olup İslam’dan çıkar.
Kişiyi İslamdan çıkartan bu inanç, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in risaletini, onun bütün insanlara geldiğini ve kıyamete kadar baki kalacağını bildiren Kuran ve sünnet naslarını inkâr etmeyi gerektirmektedir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Ey Muhammed!) Biz seni, ancak bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmiyor.” (Sebe: 28)

“Bütün insanlara” yani; mükellef olan bütün herkese, demektir.
“Müjdeci ve uyarıcı” yani; sana itaat eden ve emrine uyanı cennetle müjdeleyicidir. Sana karşı geleni ise ateşle korkutucudur demektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki ben, göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan Allah’ın sizin hepinize (gönderdiği) bir rasûlüyüm. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur, O yaşatır ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’na ve O’nun kelimelerine iman eden ümmi nebi (olan) rasûlüne iman edin. Belki (böylece) hidayete erersiniz.”(A’raf: 158)

“Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna furkanı indiren (Allah) ne yücedir.” (Furkan: 1)

“Muhakkak ki Allah katında geçerli din (yalnız) İslam'dır. Kendilerine kitap verilenler (Yahudi ve Hıristiyanlar) kendilerine ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlıktan dolayı ihtilafa düştüler. Her kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse (bilsin) Allah şüphesiz hesabı çok çabuk görendir.” (A-li İmran: 19)

Bu gösteriyor ki; Allah-u Teâlâ’nın katında geçerli olan din, sadece İslam dinidir. Allah-u Teâlâ sadece bu dini kabul eder. İslam dini; nebi ve rasûllerin sonuncusu olan Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’e kadar Allah-u Teâlâ’nın gönderdiği tüm rasûllerin dinidir.
Allah-u Teâlâ, Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’i rasûl olarak gönderdiği zaman, kendisine ulaşan bütün yolları kapatmış ve sadece Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in gösterdiği yolunu açık bırakmıştır. Bu sebeple artık, Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatından başka şeriatlarla amel eden kişinin ameli kabul edilmez.
Allah-u Teâlâ’nın şu ayette buyurduğu gibi.
“Kim İslam’dan başka bir din ararsa bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o kimse ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (A-li İmran: 85)
Ebu Hureyre radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Nebilerden şu beş şeyle üstün tutuldum: Kısa fakat çok manalı olan sözler bana verildi. Kâfirlerin kalbine korku salarak muzaffer oldum, ganimetler bana helal kılındı, yeryüzü benim için temiz bir mescid kılındı, bütün insanlara gönderildim ve nebiler benimle sonlandı.”
(Müslim)
Kur’an’ın veya sabit olan sünnetin herhangi bir hükmünü kim inkâr edip reddederse, kâfir olur. Hal böyle iken, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in risaletini toptan reddeden kişinin durumu acaba nasıl olur?
Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatına iman eden kimsenin, bu şeriatın bütün insanlar için olduğuna iman etmesi gerekir. Kişinin sadece Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem’in şeriatına iman etmesi, ona fayda vermez.
Ebu Hureyre radıyAllahu anh’dan Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ister Yahudi ister Hıristiyan olsun bu ümmetten herhangi birisi beni duyup da sonra bana getirilen şeye iman etmeden ölürse muhakkak cehennem ehlinden olur.” (Müslim)

10 - Allah’ın dininden bir şey öğrenmemek ve
yapmamak suretiyle yüzçevirmek:

İslam dininden çıkartan “Allah’ın dininden bir şey öğrenmemek veya yapmamak suretiyle yüz çevirmek” ten kasıt; dinin aslını öğrenmemek ve ondan yüz çevirmek demektir.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz ancak hak olarak ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.”
(Ahkaf: 3)
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüzçeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız.” (Secde: 22)
Küfür inanç ve inkâr ile ya da fiil ve sözle oluyorsa, yüz çevirme, terk etme ve reddetme ile de olur.
Allah-u Teâlâ’nın dininden yüz çevirmek suretiyle onu öğrenmemek ve yapmamak küfürdür. Böyle bir kimse Allah-u Teâlâ’nın emrettiği şeyleri yapıp yapmadığını veya Allah-u Teâlâ’nın haram kıldığı şeyleri işleyip işlemediğini önemsemez. Farz veya haram olan şeyleri bilip bilmemek, onun için önemli değildir. Böyle bir kimsenin, her ne kadar şehadeti kabul ettiğini dille söylese de, bâtınen bunu kabul etmediği açıktır.
Bir kimsenin cehaleti sebebiyle Allah-u Teâlâ’nın dinini öğrenmekten yüz çevirmesi onu bu konuda mazeretli kılmaz. Zira Allah-u Teâlâ’nın dinini öğrenmeyi terk eden kimse bu konuda cehaleti sebebiyle mazeretli görülürse, bu durumda cahillik, ilimden daha hayırlı olmuş olur.
İslam’ı bozan bu şeyleri; bir Müslüman şaka veya ciddi, hatta korkarak yapsa bile fark etmez, kâfir olur. Yani; İslam dininden çıkar. Ancak zorlama (ikrah) söz konusu olursa, o zaman dinden çıkmaz.
Zorlama (ikrah)() ise; ölüm tehdidi veya vücuttan herhangi bir organın kesilmesi veya kişinin üzerinde ömür boyu sakatlık bırakacak bir işkence veya Müslüman bir zenginin, tüm malının gaspedilmesi halinde İslam’a ve Müslümanlara çok büyük zarar ve tehlikeler gelme korkusudur.
Mihrinaz beğendi.
__________________
Tağutları red edmeden ,Allah a iman,müslümanların değil,müşriklerin özelliklerindendir...
Alıntı ile Cevapla

Konu Sahibi bilinmez 'in açmış olduğu son 5 Konu Aşağıda Listelenmiştir
Konu Forum Son Mesaj Yazan Cevaplar Okunma Son Mesaj Tarihi
BiR SORU Tevhid Ve Şirk Konuları bilinmez 19 697 19 Aralık 2018 23:11
SiZCE HANGİSİ MÜSLÜMAN Tevhid Ve Şirk Konuları bilinmez 0 109 18 Aralık 2018 22:55
ALLAH A iMAN NASIL OLUR.. Tevhid Ve Şirk Konuları bilinmez 0 168 27 Ekim 2018 21:27
HELVADAN KANUNLAR ve TEKFİR Tevhid Ve Şirk Konuları bilinmez 0 168 03 Ekim 2018 20:57
KÜFRE RIZA KÜFÜR ÜZERiNE... Tevhid Ve Şirk Konuları bilinmez 0 167 30 Eylül 2018 14:44

Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:

Benzer Konular
Konu Başlıkları Konuyu Başlatan

Medineweb Forum Ana Kategori Başlıkları

Cevaplar Son Mesajlar
Islam'ı bozan şeyler YaŞuHa Muhtelif Konular 0 07 Haziran 2011 14:41
Hanefi Mezhebi: Abdesti bozan Şeyler Seleme Namaz-Abdest-Teyemmüm 0 19 Nisan 2009 03:17
Hanefi Mezhebi:Namazı Bozan Şeyler Seleme Namaz-Abdest-Teyemmüm 0 13 Nisan 2009 23:42
Şafii mezhebindeNamazi Bozan Şeyler KuM TaNeSi Namaz-Abdest-Teyemmüm 0 09 Nisan 2009 21:15
Abdesti Bozan Şeyler Hakkında Müteferrik Hadisler Aysima Hadis-i Şerif 1 13 Ocak 2009 12:28

Yeni Sayfa 1

www.medineweb.net Ana Sayfa

Tefekküre Davet Köşesi

Medineweb Sosyal Medya Guruplarımıza Katılın

facebookacebook   twitter Twitter   InstagramInstagram

Medineweb Alemdarhost sunucularında barındırılmaktadır.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285