| | |||||||
| Konu Kimliği: Konu Sahibi Medine-web,Açılış Tarihi: 05 Eylül 2007 (20:32), Konuya Son Cevap : Dün (11:05). Konuya 453 Mesaj yazıldı |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Değerlendirme: |
| | Mesaj No:121 |
| Durumu: Medine No : 13055 Üyelik T.:
18 Aralık 2010 | Göz Nursuz Gönül Namazsız Olmaz.." |Hz.Osman
__________________ ![]() "Bir yαrım αklın kuyusundα öbür yαrım αşkın kuytusundα... Cennet ve cehennem αrαsındα.Ucu sırαttαn geçen bir uçurum kenαrındα... Â'râftα..... Ârâfın dα αrαsındα...Ar ve αf yαrαsındα..." |
|
| | Mesaj No:122 |
| Durumu: Medine No : 13055 Üyelik T.:
18 Aralık 2010 | Mevlâna Hazretleri diyor ki: “İnsan namazda kıyâma durunca [ ﺍ ] “elif” olur. Rükûya eğilince [ ﺪ ] “dal” olur. Secdeye varınca [ ﻣ ] “mîm” olur. Bu şekilde namazı tamamlayınca “elif- dal ve mim” den oluşan âdem (ﺍﺪﻣ) olur
__________________ ![]() "Bir yαrım αklın kuyusundα öbür yαrım αşkın kuytusundα... Cennet ve cehennem αrαsındα.Ucu sırαttαn geçen bir uçurum kenαrındα... Â'râftα..... Ârâfın dα αrαsındα...Ar ve αf yαrαsındα..." |
|
| | Mesaj No:123 |
| Durumu: Medine No : 33478 Üyelik T.:
09 Kasım 2013 | |
|
| | Mesaj No:124 |
| Durumu: Medine No : 13055 Üyelik T.:
18 Aralık 2010 | Kişi sadece yüreğindeki ALLAH nidasıyla, MUHAMMED sevgisiyle ve NAMAZ’ ı ile güzeldir. Kâhraman Araz
__________________ ![]() "Bir yαrım αklın kuyusundα öbür yαrım αşkın kuytusundα... Cennet ve cehennem αrαsındα.Ucu sırαttαn geçen bir uçurum kenαrındα... Â'râftα..... Ârâfın dα αrαsındα...Ar ve αf yαrαsındα..." |
|
| | Mesaj No:125 |
| Durumu: Medine No : 13867 Üyelik T.:
24 Mayıs 2011 | Namaz nurdur sahibini günahlardan korur ve doğru yola sevk eder.
__________________ |
|
| | Mesaj No:126 |
| Durumu: Medine No : 13055 Üyelik T.:
18 Aralık 2010 | ![]() Eğer anlasaydın ki ömrün azdır, hem faydasız gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, ebedi hayatının saadetine sebep olacak, güzel ve hoş bir hizmete, yani namaza sarf ederdin.”
__________________ ![]() "Bir yαrım αklın kuyusundα öbür yαrım αşkın kuytusundα... Cennet ve cehennem αrαsındα.Ucu sırαttαn geçen bir uçurum kenαrındα... Â'râftα..... Ârâfın dα αrαsındα...Ar ve αf yαrαsındα..." |
|
| | Mesaj No:127 |
| Namazı Sevebiliyor muyuz? Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım ve samimi olarak cevap verelim; Bir Müslüman olarak namazı sevebiliyor muyuz? Her zaman için namazı seven bir insan mıyız? " Namaz vakti gelse, ezan okunsa, namaz kılsam, canım namaz kılmak istiyor " diyor muyuz hiç? Midemizin açlık hissettiği ve bir şeyler yemek istediği gibi günün belirli vakitlerinde namazın açlığını hissedip namaz kılma arzusu geliyor mu içimizden? Karnımız iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz duruma gelerek aklımızı yemeğe taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da aynı durum meydana geliyor mu, kafamızı namaza taktığımız oluyor mu? Bazen canımız bir şey istediğinden dolayı belirli bir öğün olmadığı halde mutfağa girip bir şeyler atıştırdığımız gibi, farz olan vakitlerin dışında gönlümüz namaz kılmak istiyor mu, durup dururken iki rekât namaz kıldığımız oluyor mu? Sözü uzatmadan söyleyelim; Allah Teala ile beraber olmayı arzu ediyor muyuz? Ezan sesi bizde nasıl bir etki yapıyor, ezanı duyduğumuzda çok müthiş bir müjdeli haber almışçasına gözlerimizin ışığı parıldıyor mu ? Ezanın sözlerini tahlil ettiğimiz oluyor mu, tekbirler, tevhidler ve şehadetler kulağımıza ulaştığında ruhumuzun derinliklerine kadar ulaşıyor mu? "Biraz sonra Allah Teala ile beraber olacağım, rabbimin huzuruna varıp samimi bir şekilde kendimi O'na arz edeceğim. O'nun kelamını O'na okuyacağım ve O da beni dinleyecek. Her taraftan üzerime çullanan ve içerisinde boğulduğum atmosferden kurtulacağım, beni boğmaya çalışan şu karanlıktan sıyrılacağım, hepsini arkama atacağım, beni yaratanın huzuruna varacağım, O'nunla yüz yüze geliyor gibi olacağım, O'na halimi arz edeceğim. Şu anda ne kadar mutluyum, ne güzel" Evet, bu ve benzeri duygu ve düşünceler geçiyor mu içimizden? Samimi olarak cevap verelim. Sonra bu düşüncelerimiz bir bir gerçekleşiyor mu? Yani Allah Teala'nın huzuruna vardığımızda O'nunla gerçekten sağlıklı bir bağlantıkurabiliyor, beraber olabiliyor muyuz? Bunun en önemli belirtisi olarak da O'nunla olan bu beraberliğimizi uzatmak istiyor ve uzatıyor muyuz?Kıyamımızı, kıraatimizi, rükûmuzu, secdemizi ve son oturuşumuz, yani her bir rüknü kendi içersinde uzatıyor muyuz? Evet, sırf Allah Teala ile beraberliğimizden dolayı uzatabiliyor muyuz rükünlerimizi, yani namazımızı? Mehmed GÖKTAŞ Allah Resulü aleyhissalatu vesselam, ashabına: -Size en kötü hırsızın kim olduğunu söyleyeyim mi?Dedi. Onlar: - O kimdir, ya Resûlellah? dediler. Allah Resulü aleyhissalatu vesselam: - O, namazdan çalandır,dedi. Onlar: - Bu nasıl olur? dediler. Allah Resulü aleyhissalatu vesselam: - Namaz kılarken rükû ve secdesini tam yapmaz, dedi. Allah Resulü aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde kula en evvel sorulan amel namazdır. O namazı tam kılmışsa, Allah(c.c.), onun kalan hesabını kolaylaştırır.“ | |
|
| | Mesaj No:128 |
![]() Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: ''Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılır mı?'' Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. ... Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece.... Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...." Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu. Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonundahüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı." Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar......Namazım....Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. " Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz ?" dedi. İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız ?Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum."dedi.... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu… alıntıdır | |
|
| | Mesaj No:129 |
| Durumu: Medine No : 13055 Üyelik T.:
18 Aralık 2010 | Kalıbını Secdeye Kalbini Kıbleye Bırak Kıpırtısız bir boşluğa koyarsın alnını günde beş vakit. Secdenin alnını nereye değdirdiğinden habersizsin. Gösterişsiz bir yöne dönersin yüzünü; ışıktan yolları yoktur şehrin kıblesinin. Kıblenin yüreğini nereye götürdüğünü bilmiyorsun. Suskun bir duvarın dibinde oturur gibisin her tahiyyatta... Selâmının kimleri neşelendirdiğini tahmin edemiyorsun aldığın selâmların sıcağını hissedemiyorsun. Adını bilmediğin bir deniz kıyısında yürür gibisin. Yüzünü görüyorsun sadece mavinin; derindeki incilerin pırıltısına dokunamıyorsun. Terazinin bu kefesindesin; varlığını inceltirken rükûlarda karşı kefede neyi biriktirdiğini bilmiyorsun. Şimdilik hece hece tutunduğun duanın gölgesinin haber verdiği ışıktan nasibin pek az. Dudaklarını ıslatan abdest suyunun her bir damlasının dudaklarını hangi billur pınarlara değdirdiğini fark etmiyorsun. Hüznünün kuytularından taşırdığın fısıltılarını dök seccadene… Aynalarda aradığın avuntuları sök bakışının perçemlerinden.. Bulduğunu yitir bir tekbirin yankısında… De ki “ben buraya razı değilim!” Yitiğini bul elini elin üzerine koymana fırsat veren vuslatın arefesinde.. De ki “ben sonsuzluğa adayım!” Varı yok et secdenin yüzünde; benliğini sıfırın altına çek varlığını sonsuzluğun başına taşı. Yoğu var et niyetin fısıltısında; ettiklerinin değil niye/t ettiklerinin seni kurtardığını anla.. Diriyi öldür rükûların darağacında; teninden geç bedenini yık dağ gibi.. Ölüyü dirilt dualarının burcunda; çağır günahın peltesinde dilsiz ettiğin ruhunu.. Umutlarını namazların ipeğine tane tane dizdiğini bil de sevin dostum. Namazın uçuruma atılmış en güzel gülündür senin. Namaz gülünün bin bahar olup içinde yankılandığını bil de sevin. Bir namazı kaçırmış olmanın o hüznü yok mu? Hiç olmazsa onu al yedeğine? Sana müşfik bir vaize olsun…Pişmanlık değil midir bizi en çok büyüten? Yüzü yerde pişmanlıklarının kalbine attığı sızıları kaybetme lütfen.. Bu bize lazım.. Hep lazım.. İncelmiş duygularımızın izinde yürüyelim hep... İçimizdeki hüzün yol göstersin bize. Kırık kalbimiz bükük boynumuz Rabbimizin rahmet dergâhına bitiştirsin secdemizi. Göz yaşlarımız rahmetin kucağına akıtsın yakarışlarımızı. “Din sadeliktir” der peygamberimiz [asm].. Bu zamanda beş vakit namazı bir kenara koyup aradaki vakitleri de namaz beklentisi içinde yaşaman yeter... Tesbihatını yapabildiğin kadar yap; “subhanallah”ı“elhamdulillah”ı “allahuekber”i dilinden kalbine indirmeye çalış. Sakın telaşlanıp kendini altından kalkılmaz dil kalabalıklarına binlerce binlerce ezbere mahkûm etme daha baştan… Önce durul namazın sükûnetini dinle... Çevreni temiz tut Çevreni temizle. Namaza kalktığın zaman yeryüzünün bütün gürültülerini sustur işleri durdur yollardan ayrılkenara çekil. Ruhunun yanına park et kalbinin ahengsiz çırpınışlarına mola ver. Kapat kapıları; başkalarını alma içeri; dudaklarını kapat yalana boş söze... Lüzumsuzlukları terk et silkele üzerindeki şehrin görünmez tozlarını cebinden boşalt sahte paraları elini göğsüne sokup alıp verdiğin nefesikâinatın o en eşsiz en görkemli ahengini farket. Yüzünü fenaya çevirmekten ümitsizliğin karanlıklarında tüketmekten gözlerini harama bakmanın kirindendilini yalanı/yanlışı dillendirmekten dudaklarını boş sözlerin tozundan yıka temizle. Ellerini şerre alet olmaktan yıka. Başını şu fani dünyada Rabbinin aziz bir misafiri olma şerefiyle meshet. Topuklarla birlikte ayaklarını da dünyadan yıka; seni yükselteceğini sandığın şeyleri ayaklarının altından çek. Namazın eşiğinde doğrul yeniden. Orada En Sevgili’nin en çok sevdiği halde olduğunu hatırla. Orada En Sevgili’nin en çok sevildiği hale büründüğünü bil. Kâinatın sahibinden kalbini kudret elinde evirip çeviren Rabbinin en sıcak en taze aferinini alıyorsun şimdi. Duyuyor musun? Bedenini pak eyle... Bedenini elbiseni namaza durduğun yeri temizle. Güzel bir kokuyu koklar gibi bedeninden sıyrıl teninden ruhuna taşın. Mevki ve makamını yansıtan her türlü elbiseyi çıkar üzerinden. Irkınla övünmeyi bırakkavminden ayrıl ülkeni terket varsa müdürlükten istifa et. Sadece seccadenin yöneldiği yere yönel; bulunduğun yerin ihtişamından sıyrıl. Sadece yüzünün döndüğü yerde ara itibarını kalbini Kâbe’nin eteğine bırak. Kıbleyi bulduğunda başka türlü endişelerden yüz çevir. Her yanını saran kaygıları korkuları hüzünleriabdest suyunun alıp götürmesine izin ver. Dağılan gönlünü geri topla uçurduğun huzuru geri çağır. Gamı sil göğsünden dünyalıkları yıka elinden benliğini düşür yakandan. Öylece temizlen.... Ayıplarını kapat.. Her mescide gelişinde “güzel elbiselerini giyerek gel” (el-A'râf 7/31) Ne kadar örtünürsen örtün kendini Rabbinden gizleyemezsin. O bilir içinin içindekini. O bilir niyetini. O bilir kendine sakladığını ve kendinden sakladığını. Başkalarına görünür olmak için kılma namazını. Başkalarının gözlerinden kaç. Başkalarının takdirinden uzaklaş. Niyetinin vadisine koy kalbini. Rabbe yöneldiğin köşe kendini başkalarından gizlediğin yerdir. Rabbine yüzünü çevirdiğin seccade kendi kendine kaldığın demdir. Nedir avret ne demek avret yerini örtmek? Göründüğün gibi olamadığın kadar ayıpların var göründüğünden geri kalan her oluş avret yerindir senin. Şimdi herkesin takdirinden uzak tüm vitrinlerin parıltısına küs her türlü gösterinin uzağında seccadenin kuytusunda iken kendi kendine sarılmışken elini elinin üstüne koyup kendini kuşatmışken yüzünü fanilerden dönüp sonsuza çevirmişken diz çöküp benliğini büyüklemekten vazgeçmişken eğilip doğru olmaya azmetmişken secdede varlığını sıfırlayıp kendini aşmışken avret yerlerini ört; yani kendine sakladığın kendinden sakladığın eksiklerini ayıplarını kusurlarını herkesten gizlediğin hallerini yok et ört. Herkesin huzurunda hesap verecek kimseden utanmayacak bir hâl elbisesine bürün.. İki yakanı bir araya getir; olduğun hali göründüğün hale yanaştır. Söküklerini dik sözlerinin dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet söylenmeyi bırak sus kalbinden geçmeyeni diline değdirme... Kalbini kıbleye bırak... Kalbini çokluğun perçemlerinden kurtar... Seni dünyaya doğru çekiştiren cezbeleri düşür yakandan. Seni yokluğun kuyusuna çeken kaygılardan uzaklaş. Seni uzaklara savuran rüzgârları sustur. Ruhunu ayrılıkların uçurumuna sürükleyen hüzünleri sil. Dünün hüzünlerinden yüz çevir. Yarının korkularını unut. An’ın içinde var et kendini yeniden. Yüzünün her noktasına her an rahmetinin güneşini değdiren Yaradan kutlu nazarında ağırlıyor seni. Tebessümlerinin en güzel en tatlı hediye olduğunu söyleyen En Sevgili âşinası olduğun sıcağını özlediğin yüzlere çeviriyor yüzünü. Her şeyin alçaldığı her işin meyvesizleştiği her yüzün kirlendiği bu çağdakıble kalbinin adımlayacağı kırmızı halı gibi serildi önüne. Seni özel eyleyen seni biricik bilen Rabbinin rızasına yönel. Şehrin telaşlarını dünyanın çekip çekiştirmelerini günübirlik sevdalarını kıblenin kırmızı halısına adım atar atmaz uzaklara at. Kalıbını tuttuğun gibi kalbini de tut kıblede. Her secdede Kâbe’ye değdir alnını. Yöneldiğinde Kâbe’nin analık ettiği nurlu sütunun önünde ağırlanan aziz bir misafir bil kendini. Vakti kaçırma... Vakte dikkat et... Sabahın buğusunu değdir göğsüne yapraklarında taze şebnemler ağırlayan bir gül gibi aydınlığa uyan. Göz kapaklarını araladığında seni nice aldanışlara düşüren düşlerden uyandığın gibi gönlünü de aç ki kalbinin ufkuna nice muştu güneşleri doğsun. Ellerinde dualar kelebekler gibi uçuşsun. Kimliksizisimsiz önemsiz bir nutfenin ana rahmine tutunup insan olmaya yolculanması gibi sen de var-yok arası varlığını vefasız dudaklar arasında silinmeye ayarlı adını bir mezar taşının insafına kalacak hatırını Rabbinin rahmet kucağına bırak... Dünyanın güneş gibi başına dikilip sözüm ona sahiciliğini kalıcılığını sımsıcak kalbine düşürdüğü öğle vakitlerinde telaşlardan sıyrıl oyunlardan uzaklaş.. Ellerini kaldır tekbire O’nu büyüklerken başka her şeyi küçük bil. Önemini O’na yönelmekte bil. Şimdilik burada olduğunu ama ‘şimdilik’ olduğunu hatırla... Terkedeceğin gölgelerde seni terkedecek gölgelerde oyalanma.. Bir tekbir ile dünyayı arkana at. Elinin tersiyle geride bırak gündelik sevdaları... “Oynamıyorum!” de. Seni herkesle ve her şeyle buluşturacak Rabbinin sılasına yönel. Yol açık yola çık... Gölgen uzadığında yeryüzündeki varlığının da azaldığını hatırla. Ne çok hatıran varsa o kadar az ömrüm kalmış demektir... Gölge gibidir yaşanmışlıklar; onlar ardın sıra uzanıp çoğalırken ömürden nasibinin azaldığını haber verirler. Gölgelerin uzadığı ikindinin hüznüne ihtiyarlığın habercisi gibi bak.. Şakaklarına kar yağan adamların toprağa yönelen yüzlerini giyin... Bedenini taşıyamayan acuzelerin kalplerine devşirdiği tesellilerin ardına düş. Hüsrana uğrayanların en sonunda yaşayacağı pişmanlığı düşür göğsüne.. Akşam vakti erişince ufuklara kan ağlatan vedaları taşı yüreğine... varlık güneşin battığında seni sen eyleyecek yıldızlar besle namazın göğünde.. Sensiz batacak güneşleri düşün. Senin umarsızca batırdığın güneşlerin her biri bir gün sensiz ve umarsız batacak güneşi ateşliyor gizlice.. Bunu bil ve bil ki namazını son namazınmış gibi kıl.. Yatsı vakti suskunun üzerine çekilen yeni bir susku gibi geceyi kalbinin üstüne yayar. İçinin fısıltısına yanaştırır kulaklarını. Yüreğin boş sevdalardan boşanır. Göz kapağının tenine değdiği titrek çizgiye doğru çekilir varlığın. Sükûnetin nabzını doldurur gece. Varlığın kıpırtısı biter. Eşyanın kanı çekilir. Şehir yüzünü senden çevirir. Işığın seni uzaklara dürten cezbesi söner. Yatsı dudağını dudağına kilitler. İçinin kıpırtılarına dön yatsı vakti. Ölümün toprağı suskular çekmeden nefesine şimdi alıp verdiğin her nefeste Rabbinin hatırını saydığını bil öylece yönel O’na... Dünyaya veda vaktidir yatsı vakti. Gün gelecek yaşaman fazladan görülecek ölümüne hiç kimse şaşırmayacak. Senin için ömrün gecesi başlayacak. Zaman siyah bir tül gibi üzerine örtülecek... Varlığının kalp atımları zayıflayacak. Heveslerin dünyadan yüz çevirecek. Öyle bilerek var secdeye... Benliğini sıfırla... Kaygılarının kışını erit secdenin sıcağında.. Senai Demirci
__________________ ![]() "Bir yαrım αklın kuyusundα öbür yαrım αşkın kuytusundα... Cennet ve cehennem αrαsındα.Ucu sırαttαn geçen bir uçurum kenαrındα... Â'râftα..... Ârâfın dα αrαsındα...Ar ve αf yαrαsındα..." |
|
| | Mesaj No:130 |
| Durumu: Medine No : 13055 Üyelik T.:
18 Aralık 2010 | ![]()
__________________ ![]() "Bir yαrım αklın kuyusundα öbür yαrım αşkın kuytusundα... Cennet ve cehennem αrαsındα.Ucu sırαttαn geçen bir uçurum kenαrındα... Â'râftα..... Ârâfın dα αrαsındα...Ar ve αf yαrαsındα..." |
|
![]() |
| Konuyu Toplam 50 Kişi okuyor. (0 Üye ve 50 Misafir) | |
Benzer Konular | ||||
| Konu Başlıkları | Konuyu Başlatan | Medineweb Ana Kategoriler | Cevaplar | Son Mesajlar |
| Gönle Düşen İlk Cemre | Medineweb | Makale ve Köşe Yazıları | 1 | 24 Aralık 2022 10:06 |
| Namazdan Kurtulmanın Yolu... | Emekdar Üye | Namaz-Abdest-Teyemmüm | 2 | 01 Aralık 2022 22:54 |
| Nefesi vaktine teslim etmeden kalbime düşenler…/Mustafa Cilasun | Mustafa CİLASUN | Makale ve Köşe Yazıları | 0 | 08 Eylül 2013 14:46 |
| Nikah düşenler ve düşmeyenler kimlerdir | MERVE DEMİR | Evlilik-Nikah Konuları | 0 | 14 Nisan 2009 10:28 |
| Namazdan Sonra Okunacak Tesbihler | MERVE DEMİR | Dua Bölümü | 0 | 05 Kasım 2008 12:10 |
| .::.Bir Ayet-Kerime .::. | .::.Bir Hadis-i Şerif .::. | .::.Bir Vecize .::. |
|
|