Kullan-at Hayatlar - E.Kocaman
Bazen uzun uzun düşündüren şeyler, hayatın en küçük ayrıntılarında saklı oluyor.
Geçen gün cam siliyorduk. Cam bezini uzattığımda kızımın yüzünde hafif bir isteksizlik belirdi.
"Onun yerine kullan-at ıslak havlu kullansak ya?" dedi. Sebebi de makuldü aslında.
"Daha hijyenik... Daha pratik... Daha kolay..."
Sonrasında şöyle durup düşündüm:
Bizim nesil eşyanın kıymetiyle büyüdü.
Bir bez kirlenince çöpe atılmazdı; yıkanır, yeniden kullanılırdı. Kavanozlar saklanırdı. Yırtıklar, sökükler dikilirdi. Bayat ekmek değerlendirilirdi. Suyun boşa akmasına, nimetin israf edilmesine gönül razı olmazdı.
Mesele gerçekten bir cam bezi miydi?
Yoksa o bez, yaşadığımız çağın bize sessizce öğrettiği başka bir alışkanlığın simgesi miydi?
Bizden öncekiler yoklukla büyümüşler.
Ama bizim için konu sadece imkan yada yokluk meselesi değildi.
Bize öğretilen, nimetin sahibine saygıydı.
Çünkü bir lokmanın, bir damla suyun, bir parçacık ekmeğin bile Allah'ın bir nimeti olduğu bilinciyle büyüdük.
Düşündüm!!
Kur'an'ın israfı yasaklaması da yalnızca ekonomik bir tedbir değildi. İsraf, insanın nimetle kurduğu ilişkinin bozulmasının adı. Nimetin kıymeti kaybolduğunda, şükrün de tadı eksilmeye başlıyor.
Bugünün çocukları peki.. bambaşka bir dünyanın içinde büyüyor. Onları suçlamak kolay. Fakat adil mi?
Biz evde tasarrufu anlatıyoruz, öğretiyoruz. Ekmek kırıntısını bile ziyan etmemeyi öğretiyoruz.
Nimete hürmeti göstermeye çalışıyoruz. Şükür, tevazu, haram-helaller, adil olmak, liyakat, tasarruf, merhamet vb...
Sonra başka bir kapıyı açıyorlar...Karşılarında çok daha güçlü bir öğretmen var.
Reklamlar...Sosyal medya...Tüketim kültürü...
Sürekli aynı şeyi fısıldayan görünmez bir dünya...
"Yenisini al." "Uğraşma." "At gitsin." "Değiştir." "Bekleme." "Tamir etmeye değmez." "Harca harca bitmez"
"Sana yakışanı tak"
Çocuklarımız belki bizi günde birkaç saat dinliyor.
Ama modern dünya onlara yirmi dört saat konuşuyor.
Bu yüzden bazen kendi elimizle yetiştirdiğimiz çocuklarda bile bize yabancı gelen davranışlar görüyoruz.
Bu onların terbiyesizliği değil.
Çağın terbiyesi...
Aslında modern çağ bize sadece yeni ürünler satmıyor. Yeni bir karakter de inşa ediyor. Sabretmek yerine vazgeçmeyi...
Tamir etmek yerine değiştirmeyi...Emek vermek yerine hazırını seçmeyi...Beklemek yerine hemen tüketmeyi...
Bir cam bezini yıkamamak, elbette tek başına büyük bir mesele değildir. Fakat insan, küçük alışkanlıklarla şekillenir.
Eşyaya bakışımız değişince emeğe bakışımız da değişiyor. Emeğin değeri azalınca nimetin kıymeti eksiliiyor. Nimet sıradanlaşınca şükür zayıflıyor.
Şükür zayıflayınca da insan, elindekini tüketmeye; yerine yenisini koymayı hayatın doğal akışı sanmaya başlıyor.
Belki de bunun için artık sadece eşyalar değil...
Zamanlar da kullan-at.
Bilgiler kullan-at.
Haberler kullan-at.
Dostluklar kullan-at.
İlişkiler kullan-at.
Sabır kullan-at.
Hatta bazen insanlar bile...
Elbette kolaylık nimettir.
Hayatı kolaylaştıran imkânlara karşı çıkmak doğru olmaz. Hijyen gerektiğinde kullan-at ürünlerin de yeri vardır. Peygamber Efendimiz'in öğrettiği din, zorluğu değil kolaylığı esas alır.
Fakat
kolaylık, emeğin yerine geçtiğinde...
Konfor, kanaatin önüne geçtiğinde...
Tüketmek, üretmekten daha cazip hâle geldiğinde... Artık değişen sadece kullandığımız eşyalar olmaz.
İnsan da değişmeye başlar.
Belki de modern çağın bize en büyük maliyeti, çöpe attığımız plastikler değildir.
Farkına varmadan tükettiğimiz tahammüldür.
Onarmaktan vazgeçtiğimiz ilişkilerdir.
Emek vermeye değmez sandığımız işlerdir.
Ve
kıymetini düşünmeden tükettiğimiz nimetlerdir.
Bugün etrafımız kullan-at ürünlerle dolu olabilir.
Asıl endişe etmemiz gereken ise şu:
Acaba biz eşyaları mı tüketiyoruz...
Yoksa tüketim kültürü, fark ettirmeden bizi mi tüketiyor?