M e d i n e w e b Forum Arşivinde Ara
Google ile Medineweb Forumunda Ara
Geri   Medineweb Forum/Huzur Adresi > ..::.İBADETLER.::. > İbadetler > Hurafeler-Bi'datlar
Üyemiz Ol Bugünkü Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Konu Kimliği: Konu Sahibi Hâdimul İslam,Açılış Tarihi:  15 Eylül 2026 (12:37), Konuya Son Cevap : 17 Eylül 2026 (07:23). Konuya 3 Mesaj yazıldı

Beğeni Aldı8Kez Beğenildi
Yeni Konu aç  Cevapla
 
Seçenekler Değerlendirme
Alt 15 Eylül 2026, 12:37   Mesaj No: 1
Medineweb Baş Editörü
Durumu : Hâdimul İslam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 14593
Üyelik T. : 16 Kasım 2011
Arkadaşları : 15
Cinsiyet :
Konum : MEDİNEWEB
Mesaj : 13.842
Konular : 1567
Beğenildi : 13988
Beğendi : 10031
Takdirleri : 34725
Takdir Et :
Konu Bu Üyemize Aittir!
Standart 7’si, 40’ı, 52’si: Din mi, Atalardan Kalan Bir Gelenek mi?

7’si, 40’ı, 52’si: Din mi, Atalardan Kalan Bir Gelenek mi?

Ölünün arkasından uygulanan 7, 40 ve 52 ritüelinin kökenleri

Anadolu dindarlığında vahiyle şekillenen saf öğretiler ile örfi alışkanlıklar arasındaki sınır çoğu zaman belirsizleşir. Bu iki alan klasik bir Anadolu insanının zihninde birbiri içinde eriyen bir bütüne dönüşür.

Tabi ki bu kavramsal iç içe geçmişliğin ardında coğrafyanın tarihsel belleğe kazınmış çok katmanlı ve kadim bir köken silsilesi yatmakta.

Her yeni inancın bir öncekinin izlerini tamamen silemediği Anadolu coğrafyası metafizik kabullerin de en karmaşık kavşak noktalarından biri haline geldi. Binlerce yıllık sosyokültürel tortunun üzerine eklemlenen örfi inançlar ve dini dokular zamanla ilahi olanla beşeri olanı ayrılmaz bir düğümle birbirine bağladı. Bugün din parantezinde icra edilen pek çok ritüel aslında Hitit'ten, Bizans'tan, Şamanizm'den ve Mezopotamya'dan gelen geniş bir kolektif hafızanın güncel tezahürlerinden ibaret. Bu yoğun katmanlaşma hakk bilgi ile atalardan tevarüs eden örf arasındaki sınırları öylesine silikleştirmiştir ki Anadolu insanı için gelenek çoğu zaman dinin bizzat kendisi halini almıştır.


Bu kültürel katmanlaşmanın en somut ve çarpıcı örneklerinden biri vefatın ardından gelen 7'si, 40'ı ve 52'si gibi kutsal kabul edilen sayısal ritüellerde saklıdır. İslam'ın özünde herhangi bir karşılığı bulunmayan bu periyotlar aslında bozkır geleneğinden süzülüp gelmiş ve Anadolu'da kendine İslami bir libas yani yeni bir kılık bulmuş Şamanist öğretilerin ürünleridir.

Şamanist gelenekte süne adı verilen ve insanın gölgesi olduğuna inanılan bir spiritüel varlık bulunur. Süne'nin bedenden bir anda ve tamamen ayrılışı fikri kabul edilmez ve bu durum sancılı ve aşamalı bir uzaklaşma sürecidir. Eski Türk inancına göre süne bedeni terk ettikten sonra tam 40 gün boyunca dünyadaki evini sevdiklerini ve anılarını terk edemez. Kırkı çıkmak tabiri aslında ölen kişinin gölgesinin bu dünyadaki vadesini doldurup kesin olarak öte aleme göç etmesi için gereken süreyi ifade eder.

Süne 40 gün boyunca eskiden yaşadığı evin etrafında dolaşır, sevdiklerini izler, kendi yatağına bakar ve yemek sofrasını da yemek zamanlarında ziyaret eder. Ne kadar tanıdık bir 'inanç' değil mi?


Süresi tamamlandığında uçmakluk olur. Yani uçup gider.

Süne yarı maddi bir varlık olarak kabul edilir. Yani acıkmasa bile anılma ve ikram edilme ihtiyacı hisseder.

O yüzden biz dizi yatıştırılma ritüeline ihtiyaç duyar ya da duyduğu düşünülür Eğer 7. ve 40. günlerde ona aş yani yemek verilmezse huzursuz olacağına, evi rahatsız edeceğine ve hatta bir erke yani hortlağa dönüşebileceğine inanılır. Bu törenlerin tamamına da Yuğ töreni adı verilir.

Yani 7'si ve 40'ında yapılan mevlitlerde dağıtılan o etli pilavlar, helvalar aslında Süne'yi doyurmak, onu onurlandırmak ve bak seni unutmadık, artık huzurla gidebilirsin mesajını vermek içindir.

Anadolu halk inanışına göre vefatın üzerinden 52 gün geçtiğinde cesedin halk tabiriyle burnunun düştüğü yani etin kemikten ayrıldığı an sayılır. Bedenin dünya formundan tamamen çıkıp toprakla bütünleştiği en kritik eşiktir.

Benzer şekilde 7. gün ritüelleri Mezopotamya'dan başlayıp Orta Asya'ya uzanan yedi kat gökyüzü kültüyle doğrudan ilintilidir. Ölümün ardından varolduğu düşünülen spiritüel öz göğün her bir katmanını 1 günde geçer, geçtiği her katmandan sonra bir kademe daha arınır. 7. günde ise tüm katmanlar aşılmış olur ve Anadolu'da vefatın 7. gününde dökülen lokmalar aslında bu sözde antik kozmik tırmanışta spiritüel tarafa eşlik eden bir nevi yol azığı niteliğindedir.

Bugün vefatın 40. günü vb düzenlenen mevlid ve dualar sanki İslami bir yöneliş ve hatta zorunlulukmuş gibi sunulur. Fakat Kuran anlatısında ölünün arkasından ritüel ya da okuma gibi bir şey zaten söz konusu bile değildir.

Dirilerle ölüler bir değildir. Kuşkusuz ki Allah, hak edene duyurur. Sen kabirlerin içindekilere asla duyuramazsın.
Fatır 22


Kuran anlatısına göre ölüler beşer sözü işitemez, ev ziyaret edemez, yiyip içemez ve arkasından Kuran okunması diye bir uygulama yoktur, faydasızdır.

Anadolu dindarlığı atalarının dinine sıkı sıkıya bağlıdır. Standart bir Anadolu insanının zihnindeki din anlayışını değiştirmek imkansıza yakın bir zorluktadır.

Günümüzde Şaman'ın yerini imam veya hocalar almıştır. Ritüelleri ise kabuk değiştirerek sanki İslam'ın parçası gibi kabul edilerek yerelleştirilmiştir. Şamanın davul sesiyle imamların ilahili sözleri arasına sıkışan bu katmanlı cehalet ancak akıl ve vahiy süzgecinden geçirilmiş radikal bir zihinsel devrimle aşılabilir. Aksi takdirde Anadolu ölülerini doyurmaya çalışırken kendi dirilişini ıskalayan bir manevi nekropol olmaktan öteye gidemeyecektir.

Anadolu'nun genetik hafızasında yaşayan ve İslam kılıfıyla kamufle edilmiş tüm proto-Türk ve proto-Pagan inanç sistemleri bize bir ayeti hatırlatmıyor mu?

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun." denildiği zaman, onlar: "Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüz şeylere uyarız." derler. Ya ataları akıllarını kullanmayan ve doğru yolu bulamamış kimselerse?
Bakara 170


Güzin Göksu
Esma_Nur ve su damlası beğendiler.
__________________




İnsanı BEDENEN ameliyat için BAYILTMAK gerekir.

RUHEN ameliyat etmek içinse AYILTMAK...


Alıntı ile Cevapla

Konu Sahibi Hâdimul İslam 'in açmış olduğu son Konular Aşağıda Listelenmiştir
Konu Forum Son Mesaj Yazan Cevaplar Okunma Son Mesaj Tarihi
Soma'da Yine Maden Acısı Gündem/ Manşetler Hâdimul İslam 0 23 03 Ekim 2026 14:01
Oğullar, Kızlar, Damatlar, Gelinler, Fonlar Gündem/ Manşetler Hâdimul İslam 7 154 29 Eylül 2026 13:27
İnsana Ne kadar Toprak Lazım Kıssalar-Hikayeler-Nasihatler Hâdimul İslam 0 44 27 Eylül 2026 21:29
Bir Emeklinin Son Dilekçesi Gündem/ Manşetler Hâdimul İslam 0 40 27 Eylül 2026 20:53
Adidas'tan Skandal Reklam: İsrailli Asker Serbest Kürsü Hâdimul İslam 0 45 24 Eylül 2026 00:05

Alt 15 Eylül 2026, 18:12   Mesaj No: 2
Medineweb Site Yöneticisi
Durumu : Medine-web isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 1
Üyelik T. : 14Haziran 2007
Arkadaşları : 8
Cinsiyet : Erkek
Mesaj : 3.164
Konular : 341
Beğenildi : 1582
Beğendi : 535
Takdirleri : 14554
Takdir Et :
Standart

Gelenek ile vahyi ayırırken, vahyin kendisini de bağlamından koparmamak gerekir

Yazınızda 7'si, 40'ı ve 52'si gibi uygulamaların Kur'an tarafından emredilmiş ibadetler olmadığı yönündeki eleştirinizin önemli bir tarafı var. Gerçekten de bunları Allah'ın kesin emriymiş gibi sunmak ile tarih içerisinde oluşmuş bir geleneği dinin değişmez hükmü haline getirmek aynı şey değildir.

Fakat burada başka bir noktaya da dikkat etmek gerekir: Geleneği eleştirirken Kur'an'dan seçtiğimiz ayetleri de bağlamından ve Kur'an'ın bütünlüğünden koparmamak gerekir.

Özellikle Fâtır 22'yi, “ölüler kesinlikle hiçbir şeyi işitemez” şeklinde tek başına ve tartışmayı bitiren bir delil olarak kullanmak metodolojik açıdan problemli görünüyor.

Çünkü Fâtır 19-23'e birlikte baktığımızda karşımıza şu karşılaştırmalar çıkar:

Kör ile gören bir değildir.
Karanlıklar ile aydınlık bir değildir.
Gölge ile sıcaklık bir değildir.
Diriler ile ölüler de bir değildir.
Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Sen kabirlerde olanlara işittiremezsin.
Sen ancak bir uyarıcısın.

Buradaki bütünlük son derece önemlidir. Ayetler yalnızca fiziksel işitme üzerine kurulmuş bir pasaj gibi okunamayacağı gibi, doğrudan “kabirdeki insan hiçbir şekilde hiçbir şeyi duyamaz” şeklinde bütün metafizik alanı kapatan bir cümleye de dönüştürülemez.

Üstelik Kur'an'ın başka yerlerinde de aynı ifade ailesinin tekrarlandığını görüyoruz.

Rûm 52:

“Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin; arkasını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.”

Neml 80:

“Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin; sağırlara da çağrıyı işittiremezsin...”

Bunların devamındaki bağlamlara baktığımızda meselenin tebliğ, uyarı ve hakikate karşı kişinin kendisini kapatması ekseninde ilerlediğini de görürüz.

Yine Kur'an'da:

Yâsîn 70:

“Diri olanı uyarsın ve inkârcılar hakkında söz gerçekleşsin diye...”

Bu ayetler birlikte düşünüldüğünde, Kur'an'ın “ölü” ve “diriyi” yalnızca biyolojik bir durum olarak değil, hakikate karşı canlılık/ölülük bağlamında da kullandığını görmezden gelemeyiz.

Nitekim Fâtır 22'nin hemen öncesindeki “kör-gören”, “karanlık-aydınlık”, “gölge-sıcaklık” karşılaştırmaları da bunun güçlü bir göstergesidir.


Dolayısıyla burada yapılması gereken şey, “Fâtır 22 ölülerin işitemeyeceğinin kesin ve tek başına delilidir” demek değil; Kur'an'ın bu konudaki bütün ayetlerini birlikte değerlendirmektir.

Aynı şekilde bunun tersini söylemek de doğru olmaz. Yani “Fâtır 22 mecazdır, o halde ölüler mutlaka işitir” sonucu da aynı şekilde ayeti aşan bir yorum olur.

Asıl mesele şudur:

Kur'an ne söylüyor? Kur'an'ın tamamı birlikte okunduğunda ne kadarını kesin olarak söyleyebiliyoruz?

Burada bir başka ayrım daha yapmak gerekir.

“Kur'an'da 7'si, 40'ı veya 52'si emredilmemiştir.”

Bu başka bir iddiadır.

“Öyleyse bu uygulamalar anlamsızdır, faydasızdır veya kesinlikle haramdır.”

Bu ise başka bir iddiadır ve ayrıca delillendirilmesi gerekir.

Aynı şekilde Bakara 170'teki “atalarını böyle bulduk” eleştirisi de son derece önemli olmakla birlikte, ayetin hedefi vahyi bırakıp atalarının uygulamasını dinî ölçü haline getirmektir. Dolayısıyla her tarihî geleneği otomatik olarak “Bakara 170'in kapsamındaki sapma” ilan etmek de ayetin kapsamını genişletmek olur.

Bence asıl sağlam yaklaşım şudur:

Ne geleneği vahyin yerine koymalı, ne de geleneği eleştirirken vahyi kendi tezimize destek olacak şekilde parçalamalıyız.

7, 40 ve 52 uygulamalarının Kur'an'da emredilmiş ibadetler olmadığını söylemek başka şeydir; bunların hangi tarihsel süreçlerden geldiğini kesin hükümlerle açıklamak başka şeydir; Fâtır 22'yi kullanarak ölüm, işitme ve kabir hayatı hakkında mutlak metafizik hükümler çıkarmak ise bambaşka bir şeydir.

Ölçü vahiydir. Fakat vahyi ölçü yapan kişinin ilk sorumluluğu da vahyin tamamına, ayetlerin bağlamına ve Kur'an'ın kendi bütünlüğüne sadık kalmaktır.

Bence yazınızdaki asıl değerli eleştiri, geleneğin vahiy gibi sunulmasına itirazınızdır. Fakat bu eleştirinin daha da güçlü olabilmesi için Kur'an ayetlerini de aynı titizlikle, bağlamları ve birbirleriyle ilişkileri içerisinde değerlendirmek gerekir.

Çünkü Kur'an'ı savunurken bile Kur'an'dan cımbızla ayet seçmek, eleştirdiğimiz yöntemin başka bir biçimine dönüşebilir.
fatır 22 yı baz alırsanız kurandan cımbızla ayet çekip hukum koyarsanız ilk başta kurana ihanet etmiş olursunuz sayın yazar...mesela şu ayetleri bir araya getirsek kuranın mesajı net değil mi?
Rûm 52: “Sen ölülere işittiremezsin...”
Neml 80: “Sen ölülere işittiremezsin...”
Fâtır 22: “Sen kabirlerde bulunanlara işittiremezsin...”
Nahl 21: “Onlar ölüdürler, diri değildirler...”

cımbızla ayet çekip bağlamından koparıp delil sunmanız ve bu şamanşzmdir bu israiliyattır gibi temelsiz iddalarınız dışında yazıılan eleştirilere katılıyorum .
__________________

Büyükler fikirleri,Ortalar olayları,Küçükler kişileri tartışır.
Alıntı ile Cevapla
Alt 16 Eylül 2026, 23:01   Mesaj No: 3
Medineweb Baş Editörü
Durumu : Hâdimul İslam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 14593
Üyelik T. : 16 Kasım 2011
Arkadaşları : 15
Cinsiyet :
Konum : MEDİNEWEB
Mesaj : 13.842
Konular : 1567
Beğenildi : 13988
Beğendi : 10031
Takdirleri : 34725
Takdir Et :
Konu Bu Üyemize Aittir!
Standart

İtirazınızın öncelikle kıymetli buluyorum. Özellikle vahyi savunurken ayetleri bağlamından ve Kur’an’ın bütünlüğünden koparmamak gerektiği konusunda size katılıyorum. Zaten benim de yazıda ulaşmak istediğim temel hassasiyet bu: Geleneği din adına sorgularken ölçümüz yine vahiy olmalı.

Fâtır 22 üzerinden yaptığınız uyarıyı da dikkate değer buluyorum.
O ayeti, tek başına “ölüler hiçbir şekilde hiçbir şeyi işitemez” şeklinde mutlak bir metafizik hükme dönüştürmek doğru değil elbette.
Rûm 52 ve Neml 80'deki benzer ifadelerin tebliğ, uyarı ve hakikate karşı kapalılık bağlamını da göz önünde bulundurmak gerekir. Bu açıdan yazının o kısmı daha dikkatli ifade edilebilirdi.

Fakat şunu belirtmek isterim: Yazıyı paylaşmamdaki asıl sebep; Fâtır 22 üzerinden kabir hayatının bütün ayrıntılarını hükme bağlamak değil. Asıl sorguladığım şey, 7'si, 40'ı ve 52'si gibi belirli günlerin İslam'ın emrettiği veya dinî bir zorunlulukmuş gibi algılanmasıdır.

Bu uygulamaların Kur'an'da emredildiğini gösteren bir delil bulunmadığını söylemek ile “ölüler kesinlikle hiçbir şeyi işitemez” şeklinde bütün metafizik alanı açıklamakda aynı iddia değildir.
Ayrıca Rûm 52, Neml 80, Fâtır 22 ve Nahl 21'i yan yana getirmenin de tek başına meseleyi çözdüğünü düşünmüyorum.çünkü ayetleri çoğaltmak kadar, her birinin kendi bağlamını ve Kur'an'ın bütünündeki kullanımını dikkate almak da gerekiyor.
“Cımbızla ayet çekmek” eleştirisi, ayetlerin sayısını artırınca ortadan kalkmıyor.

Diğer taraftan;
Anadolu'da bugün dinî bir uygulama olarak gördüğümüz bazı geleneklerin İslam öncesi kültürlerle ilişkisini araştırmak elbette meşrudur. Ancak burada da sizin itirazınızın hakli olduğunu düşündüğüm yer: “Bu kesinlikle Şamanizmdir, bu kesinlikle İsrailiyattır” gibi ifadeler tarihsel kaynaklarla ayrıca ortaya konulmadan kesin hüküm olarak kullanılmamalı. Kaynaklarla desteklense çok daha faydalı olurdu.

Fakat geleneğin tarihsel kökenini araştırmak, geleneği bütünüyle yok saymak anlamına da gelmez.

Anadolu'nun köklü bir geleneği, kültürel hafızası ve yüzyıllar içerisinde oluşmuş örfleri var. Bunları yok sayamayız. Hatta bugün dinî hayatımızın içerisinde gördüğümüz pek çok uygulamanın hangi tarihsel ve kültürel süreçlerden geçerek bugüne geldiğini araştırmak da son derece kıymetli

Geleneği yok saymayı değil, geleneğin nerede başlayıp vahyin nerede olduğunu fark edebilmek gerektiğini düşünüyorum.
Vahiy ile hafıza aynı şey değil çünkü..
.

Dolayısıyla sizin cümlenizden hareketle benim de altını çizmek istediğim nokta:

Ne geleneği vahiy yerine koyabiliriz nede vahyi geleneğin karşısında bağlamından koparabiliriz.


Eleştiriniz bu açıdan yazının daha dikkatli kurulması gereken yerlerini göstermiş oldu. Allah razı olsun hocam.

Fakat yazının “7, 40 ve 52 dinin emri midir, yoksa tarih içerisinde oluşmuş uygulamalar mıdır?” sorusunu sorması gerektiği kanaatim hâlâ değişmedi.
Ayetlerin yorumlanması elbette ayrıca üzerinde durulabilecek bir konu. Fakat benim bu yazıdan aldığım ve üzerinde durdugum mesele, dinî hayatımızda yer etmiş bazı uygulamaların kaynağını sorgulamak.

Yazarı savunmak değil, yazının odağını savunuyorum yani
su damlası beğendi.
__________________




İnsanı BEDENEN ameliyat için BAYILTMAK gerekir.

RUHEN ameliyat etmek içinse AYILTMAK...


Alıntı ile Cevapla
Alt 17 Eylül 2026, 07:23   Mesaj No: 4
Medineweb Site Yöneticisi
Durumu : Medine-web isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 1
Üyelik T. : 14Haziran 2007
Arkadaşları : 8
Cinsiyet : Erkek
Mesaj : 3.164
Konular : 341
Beğenildi : 1582
Beğendi : 535
Takdirleri : 14554
Takdir Et :
Standart

Öncelikle konuyu bağlamından koparmamak gerekir hocam...

Mesele, geleneklerin ve göreneklerin çöpe atılması gerektiği değildir. Irklar, kabileler, renkler, diller ve gelenekler Allah'ın ayetlerindendir. İnsanların farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde, farklı örf ve adetlerle yaşamalarında başlı başına bir sorun yoktur.

Sorun, bunların din haline getirilmesidir.

Bir gelenek gelenek olarak kalabilir. Bir görenek görenek olarak yaşanabilir. İnsanlar atalarından gördükleri bazı şeyleri sürdürebilirler. Bunların hiçbiri kendiliğinden problem değildir.

Fakat bunlardan herhangi biri “Allah'ın dini budur” diye sunulduğu anda mesele tamamen değişir.

Çünkü Allah'ın dinine zam ve iskonto yapılamaz.

Bu, haddini bilmezliktir.

Allah'ın dini, Allah'ın kanunu, Allah'ın hükmü ve Allah'ın hükümranlığı konusunda hiç kimse Allah ile ortak değildir. Allah kendi dinini kimseyle paylaşmıyor.

Kur'an'ın şu sorusu bunun için son derece çarpıcıdır:

“De ki: Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz?”
(Hucurât 16)


Dolayısıyla Allah'ın dinine bir şey eklemek veya ondan bir şey çıkarmak, “bizim kültürümüz böyle” denilecek sıradan bir mesele değildir.
Bunun Allah'ın dini olduğuna dair delil nedir?
Kur'an'ın ifadesiyle:
“قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ”
“De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, delilinizi getirin.” (Bakara 111)
Din adına konuşuyorsanız deliliniz nerede?

İşte kırmızı çizgi buradadır.

Bu çizgiyi aşanlar hakkında Kur'an'ın kullandığı kavramların ne kadar ağır olduğu da şaşırtıcı değildir: müşrik, zalim, tefrikacı, atalarının dinine uyan, haddini aşan...

Vahyin sahadaki tatbikatçısı Resûlullah'ın bid'at konusunda yaptığı uyarı da ortadadır:

“Her bid'at dalalettir.”

“İyi bid'at”, “güzel bid'at” diyerek Allah'ın dinine sonradan ilaveler yapmakla mesele çözülemez.

Çünkü mesele güzellik yarışması değildir.

Mesele, bunun Allah'ın dini olup olmadığıdır.


Makalede geçen hurafe ve bid'atlere yönelik yazarın isyanına bu anlamda katılıyorum.

Fakat sayılanların tamamı bana göre buzdağının yalnızca görünen yüzüdür.

Çünkü din adına ortaya konulan şeyler birkaç örnekten ibaret değildir.

Telkinler...

İskatlar...

Helvalar...

Taziye çadırları...

Taziyelerdeki Kavurma panayırları...

Kuşların ötmesine, koyunların melemesine dini anlamlar yüklemeler...

Baykuşu uğursuz saymalar...

Muskalarla tedavi iddiaları...

Bunların etrafında oluşan şarlatanların sömürü alanları...

Yanmaz kefenler...

Kaymaz terlikler...

Sümûk-i şerif...

Bevl-i mübarek...

Bunların hangisi din?

Hangisinin kaynağı Kur'an?

Hangisinin sahih sünnette, Resûlullah'ın sahih tatbikatında karşılığı var?

Yok.

Sonra dini şalvarla, kıl ile, saç ile, sakal ile açıklamaya çalışan anlayışlar...

Doksan dokuzluk tesbihi çekip Hz. Hamza makamına geçme iddiaları...

Kandil gecelerinde belirli namazları kılarak,kemalizm sistemini kurarak Bedir aslanlarıyla aynı makama ulaşma anlayışları...

Cuma günü öl, şehit olursun.. cumayı kıl haftalık günahların affolur söylemleri...

Aç kal, sefil ol, cennete daha erken gidersin ama şeyhine mersedes villa konforu yaşat anlayışları...

Resûlullah'ın beline taş bağladığı anlatılarından hareketle insanlara yoksulluğu ve sefaleti amaaa kendilerine karunluğu din diye sunmalar...

Oysa kendilerinin karnı deve işkembesi, kafaları öküz kafası, boğazları Cebelitarık Boğazı olanların insanlara yoksulluk edebiyatı yapması da ayrı bir garabettir.

Sonra:

Rabıtalar...

Tevbe ayinleri...

Uçmalar...

Kaçmalar...

Rüyalar...

Kerametler...

Ve bütün bunların altında, yanında, çevresinde milyonluk arabalarla dolaşanların insanlara dünyadan el etek çekmeyi, sefaleti ve yoksulluğu din diye anlatmaları...

Saymakla bitmiyor.

Allah'ın dini Ebu Leheb'den, İbn Muaytlerden bu kadar çekmedi.

Çünkü burada mesele artık birkaç hurafeden ibaret değildir.

Mesele, Allah'ın dininin üzerine insan üretimi bir din inşa edilmesidir.



Tekrar söylemek gerekir:

Ben geleneğe düşman değilim.

Örf ve adetlere düşman değilim.

Kültürlere düşman değilim.

İnsanların farklı diller konuşmasına, farklı renklerde olmasına, farklı kabilelere ve toplumlara ayrılmasına itiraz etmiyorum.

Bunlar Allah'ın ayetlerindendir.

Sorun bunların din diye sunulmasıdır.

Bir toplumun düğün geleneği olabilir.

Bir taziye geleneği olabilir.

Bir yemek kültürü olabilir.

Bir kıyafet kültürü olabilir.

Bir sosyal alışkanlık olabilir.

Bunlar kendi alanlarında kalır.

Ama bunlara “Allah böyle emretti”, “din budur”, “bunu yapmayan eksiktir”, “bunun özel sevabı vardır”, “şu makamı kazandırır” gibi dinî anlamlar yüklenmeye başladığınız anda artık gelenek olmaktan çıkıp din adına hüküm verme noktasına gelirsiniz.

İşte itiraz burada başlıyor.

Çünkü:

Gelenek insanlara aittir.
Din Allah'ındır.

İnsanlar gelenek oluşturabilir.

Allah'ın dinini ise insanlar oluşturamaz.

“İnne'd-dîne indallâhi'l-İslâm” hükmü ortadadır.

Allah'ın dini tek başına dururken insanların kendi ürettikleri dinî geleneklerle onun üzerine başka katlar çıkarmaları, Allah'ın dininin sesini kısmaktır.

Allah'ın nuru söndürülmeye çalışılmaktadır.

Bir başka mesele de ayetlerin kullanılış biçimidir.

Bir ayeti cımbızlayıp bağlamından koparmak, sonra da o ayete söylemediği şeyleri söyletmek doğru değildir.

Ayetler birbirlerinin kardeşidir.

Bir konu hakkında hüküm aranıyorsa, o konuyla ilgili ayetleri bir araya getirmek gerekir.

Kur'an'ın o konudaki bütünlüğünü görmek gerekir.

Ayetler bir araya getirildiğinde çoğu zaman Kur'an'ın mesajı öylesine açık hale gelir ki ayrıca binbir türlü yoruma ihtiyaç kalmaz.

Şefaat meselesini düşünün.

Otuz küsur şefaat ayetini bir araya getirmeden, birkaç ayeti cımbızlayıp şefaat kavramına binbir türlü takla attırmak mümkündür.

Fakat şefaatle ilgili ayetleri kardeşleriyle birlikte okuduğunuzda Kur'an'ın ortaya koyduğu hüküm çok daha açık hale gelir.

Aynı şey şirk konusunda da geçerlidir.

Kur'an'ın “müşrik pisliktir” hükmünün ne anlama geldiğini görmek için şirkle ilgili ayetleri bir arada okumak gerekir.

Çünkü Kur'an'da:

“Onların çoğu Allah'a ancak müşrikler olarak iman ederler.”
(Yûsuf 106)

denilmektedir.

İman ettiğini söyleyen insanın bile müşrikçe iman edebileceği söyleniyorsa, şirk kavramını tek bir ayetin içine sıkıştırmak yerine Kur'an'ın tamamında nasıl kullanıldığına bakmak gerekir.

Ayetler birbirinden koparılmamalıdır.



Benim söylediğim, “tek bir ayetten hiçbir hüküm çıkmaz” değildir.

Söylediğim şudur:

Bir konu Kur'an'ın konusuysa, o konudaki ayetleri bir araya getirin.

Ayetleri birbirine düşman etmeyin.

Bir ayeti diğer ayetlerden koparıp kendi başına konuşturmayın.

Kur'an'ın bütünlüğünü bozmayın.

Çünkü ayet kardeşlerini bir araya getirdiğinizde, ortaya bambaşka bir açıklık çıkar.

Bir ziyafet düşünün.

Bir ayet bir malzeme...

Diğer ayet başka bir malzeme...

Bir başkası başka bir malzeme...

Hepsi bir araya gelir.

Sonra Kur'an'ın o konudaki hükmü ortaya çıkar.

Bu yüzden ayetleri cımbızlamak yerine ayet kardeşlerini bir araya getirmek gerekir.



Helva yapmak için malzeme gerekir.

Un gerekir.

Şeker gerekir.

Su gerekir.

Emek gerekir.

Bunları bir araya getirirsiniz ve helva olur.

Unu tek başına alıp “Ben helva yaptım” diyemezsiniz.

Şekeri tek başına alıp “Helva budur” diyemezsiniz.

Aynı şekilde bir ayeti alıp, aynı konudaki diğer ayetleri görmezden gelerek Kur'an'ın bütününe rağmen bir hüküm çıkarmaya çalışırsanız, ortaya Kur'an'ın söylediği hüküm değil, sizin ayetten çıkarmak istediğiniz hüküm çıkabilir.

Dolayısıyla senin “ayeti cımbızlamayın” isyanını anlıyorum hocam.)

Ben de bu isyana katılıyorum.



Ayet kardeşlerini bir araya getirelim.

Nefis bir ziyafet hazırlayalım.

Şeffaf bir hüküm ortaya çıksın.

Çünkü Kur'an'ın bir ayetini alıp diğer kardeşlerinden kopardığınızda, ayetin söylemediği bir şeyi ona söyletme ihtimali doğar.

Helva yapmak için bütün malzemeyi kullanmak gerekir.

Aksi halde...

Ortaya helva değil, keten tohumu çıkar. .)



Özetle benim itirazım geleneğe değil, geleneğin dinleştirilmesine yöneliktir.

Örf olabilir.

Adet olabilir.

Gelenek olabilir.

Kültür olabilir.

Bunların hiçbirine sırf gelenek oldukları için savaş açılmaz.

Fakat bunlar Allah'ın diniymiş gibi sunulamaz.

Allah'ın dinine zam yapılamaz.

İskonto yapılamaz.

İnsanların ürettiği uygulamalar Allah'ın hükmüymüş gibi insanlara dayatılamaz.

Din dokunulmazdır.

Çünkü din Allah'ındır.

Ve Allah'ın dinini insanların gelenekleriyle, menkıbeleriyle, hurafeleriyle, bid'atleriyle, rüyalarıyla, kerametleriyle, ayinleriyle ve sonradan ürettikleri uygulamalarla yeniden şekillendirmeye kimsenin hakkı yoktur.

Gelenek gelenek olarak kalsın.
Örf örf olarak kalsın.
Kültür kültür olarak kalsın.
Din de din olarak kalsın.

Ve Kur'an'ı konuşacaksak da bir ayeti cımbızlayıp konuşturmak yerine, ayet kardeşlerini bir araya getirip Kur'an'ın tamamını dinleyelim.

Çünkü Allah'ın dinine bizim ekleyeceğimiz bir şey yoktur.

Ne zam yapmaya ihtiyacı vardır, ne de iskontoya.
__________________

Büyükler fikirleri,Ortalar olayları,Küçükler kişileri tartışır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

« Acm den 8 racon | - »
Seçenekler
Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:

Benzer Konular
Konu Başlıkları Konuyu Başlatan

Medineweb   Forum   Kategorileri

Cevaplar Son Mesajlar
Boş Kalan Çerçeve Hâdimul İslam Fon Müzikleri 4 21 Eylül 2022 20:53
Gelenek Dini;"İslam'a Suikasttır." /Muhsin Arslan Muhsin Arslan Muhsin Arslan 12 28 Mart 2013 22:12
Gelenek ve Evlilik Yitiksevda Makale ve Köşe Yazıları 8 25 Ocak 2013 00:46
ondan kalan hatıralar aslıı Hz.Muhammed(s.a.v) 1 06 Mayıs 2012 03:15
Müslümanlarda Gelenek-Modernizm Paradoksu/M.METİN ADIGÜZEL KARAKÖSE Makale ve Köşe Yazıları 0 03Haziran 2010 23:07